Bir adam ne kız istiyorum

Bir parantez açayım : Birçok safoğlan burada gelip tek nitelik olarak aynı naneyi abukluyor : “kız gözümün içine bakiir, ağzıma düşiir ağabey!” Abiciğim gözünün içine bakması ne tek kriter ne de bir garanti. Sizi gözüne kestirmiş en deli kadının yapacağı şey de o zaten. ben rahat etmek istiyorum diyen kız: bir erkekle neden bir ömür boyu fakir hayati yaśamak için evleneyim ben huzur istiyorum dertsiz başıma dert alamam diyen kızdır. - #18078661 Adam kısaca şu an hem kardeşime umut verirken hem de nişanlısıyla beraber. Hatta nişanlısı aradığında kardeşimle beraberken konuştuğu bile olmuş. Aklım almıyor nasıl benim kardeşim bunu yapar. Nasıl nişanlı bir adamla görüşür. hatta adam beni sevdiğini biliyorum, eski erkek arkadaşını sevmediğini biliyordum demiş. Zamanında istanbulda sikmiştim bir adet koreli hatun. Şişlide profilo avm yoluna giderken sağ tarafta arada korece öğretilen bir yer var. Kore bilmem ne derneği ismi. Orada öğretmendi. O zamanlar üni 4 öğrencisiyim trumpta floda çalışıyorum. Tek ing bilen benim. Oradan tanıştık. 2 ay dışarıda takıldık davet etmedim eve. evli bir erkeğe bekaretini vermek isteyen aptal kızlar olduğu sürece erkekleri suçlamamak lazım. evli adamla ilişki yaşayan sen, bekaretini vermek isteyen sen, onun ayrılacağım yalanlarına inanan sen, adam bulmuş senin gibi 22 yaşındaki çıtırı, 'ben karımdan boşanmayacağım ama seninle sevişmek istiyorum, zevkimi alırım ... Canı istemişte o yüzden ( bazen erkek olduğum için şanslıyım diyorum tiplere bak, kızlar bu bölümde yorum yazdıysa adamlar bunaltma derdinde,... - Cinsellik Sorusu 'Kız kardeşim burada üniversite okurken kendisiyle arkadaş olmak isteyen kişi kendisini bekar olarak tanıtıyor. Sonra kız kardeşim kendisinin evli olduğunu öğrenince bir daha aramamasını söylüyor. Adam bunu duyunca kız kardeşimi yaka paça vurarak, darp ederek arabasına bindirerek, ormanlık alana götürüyor. Orada dövüyor. 💉 Bir kız çocuğu yapmak, her zaman mümkün olmayan bir şey olmasını ister ve başlamak için açıkta bunu yapmak en iyisidir. Gözünüz üzerinde bir kişi varsa, büyük bir eziyet varsa, ya da aşka düştüyseniz ve ilginizi çekmiyorsa ve muhtemelen duymak istediğiniz şey değilse, bu çok üzücü olabilir. İlk başta fiyat 400. Onun içinde ne var diyelim, sadece sevişme var, kondomlu oral var, kondomlu ilişki var. Adam mesela diyor ki 'ben oralı kondomsuz istiyorum'. Tak otomatikman fiyat 50 ile 100 TL arası artıyor. Adam cif cif istiyorum diyor, otomatikman 100 TL artıyor. Yıllarca bir Allahın kuluna güven duymamış.. Kendi halinde yaşarken birgün biri yazmış faceden.. Bir reddetmiş iki reddetmiş. Sonra o yazan bir aylık çıktığı bir kızdan bu kebelepin ne iyi bir insan olduğunu dinlemiş bu kadar iyiyse dur bakalım bir daha deneyeyim demiş.

GRRM 2016 Söyleşileri

2020.09.14 09:50 griljedi GRRM 2016 Söyleşileri

- 2015 yılında, yapmaya karar verdiğini söylediği twistin, GoT dizisi için mümkün olmayacağını çünkü kitaplarda hala yaşayan ilgili bir karakterin dizide öldüğünü açıkladı(Elbette bir sürü karakter öldü ve bazıları hiç eklenmedi ama küçük yan karakterleri konu dışına atabiliriz diye düşünüyorum).
- Yüzsüz Adamlar hakkında...
Biliyorsunuz, suikastçilerden oluşan bir loncaya sahip olmak, yaygın bir fantezidir. Suikastçılar loncasını icat eden ilk kişi ben değildim; Biliyorsunuz, bu büyük ölçüde bir fantezi kinayesidir. Tarihte bunun için çok fazla kanıt yok. Şey ... tek kanıt, Orta Doğu'da bulunan Assassins (Haşhaşiler) adlı bir grubun olduğu ve Orta Doğu'daki insanları öldürmek için suikastçılarını gönderen Dağın Yaşlı Adamı adında bir adam olduğu, orası yüzyıllardır insanları öldürdükleri yer ama suikastçıların fantezi loncaları gibi değillerdi, bu yüzden ona kendi yorumumu koymaya karar verdim. Aslında birkaç farklı suikastçı loncası kurdum, sadece Yüzsüz Adamlar değil, Hüzünlü Adamlar ve hepsi.
Yüzsüz Adamlar felsefesinde biraz var; onlar- bazı açılardan onlar bir ölüm tarikatı ve bu dinsel bir temel, ben de bunu düşündüm ve ondan çıkarım yaptım. Gerçek dünyada daha fazla ölüm kültüne sahip olmamamıza şaşırdım, çünkü bana öyle geliyor ki, eğer bir şeye tapacaksan, ölüm oldukça iyi bir şey çünkü biliyorsun, mesela, bizim bütün bu dinlere sahibiz; sana ölümsüz hayat sözünü verirler. Hiçbiri onu teslim etmiyor. Diğer tüm dinlerdeki herkes zaten ölür, bu yüzden kazanan ölüm kültüdür. Ölüm kültü gerçekten ölüme yol açabilir. "Gelin ve bizimle ibadet ederseniz ölürsünüz." Evet, muhtemelen yapacaksın! Öyleyse ... neyse. Bunu aldım ve onunla koştum.
- GRRM, kendini pro-seks feminist olarak tanımlıyor, yani pornogrofinin ve seks işçiliğinin kadını aşağıladığını ve sömürdüğünü ve buna karşı olduğunu.
- Soru üstüne Arya’nın yakında çiçek açacağını ve ileride Arya ve Gendry’nin yeniden buluşacağını söyledi.
- GRRM Dorne hakkında konuştu! Şovu tam olarak reddetmiyordu ama bunun hakkında söyleyecek iyi bir şeyi yoktu. Bir adam, 6. sezonun onun için kitapları bozup bozmayacağını sordu. "Dizide olanların kitaplarda olacağını düşünme, dizi tamamen farklı. Kitaplar öyle olmayacak." gibi bir şey söyledi. Gerçekten ondan(show) hoşlanmadığını hissedebiliyordunuz.
- Yemekte asistanı Joanna bana bazı grafik romanların resimlerini yapan diğer asistanının "süper gizli" bir şey üzerinde çalıştığını söylediğini söyledi ve biraz sonra George masamdayken, bana Bloodraven'ı da içeren daha fazla hikaye üzerinde çalıştığını söyledi. İlk önce D&E öykülerinde Kışyarı'nın Dişi Kurtları olasılığı beni heyecanlandırdı ama sonra ben deh gibiydim, muhtemelen Winds ve sanat asistanı başka bir şey üzerinde çalışıyordu(Sonra bunu tekrar doğruladı, muhtemelen 6. kitap için Kankuzgun’u sahneleri yazıyordu).
- Targ ve Targ Olmayan Teorisinden bahsetmiş ve “İlginç, çok şey biliyorsun” cevabını vermiş(Bilmeyenler için; annesi Targ olmayan ilk doğan Targlar, anneye çekerken sonrakiler babaya çekiyor. Bknz; Rhaegar’ın kızı anneye, oğlu babaya; diğer anneden olma oğlu Jon da annesi Lyanna’ya benziyor).
- 2016’daki Bağış Yemeğindeki söyleşisi sırasında, gelmeden önce, Cersei sahnesi üzerinde çalıştığını söylemiş.
- GRRM, sanat ve oyun gibi şeyler için bazı alt lisanslar çıkardığını söyledi. GRRM ayrıca HBO'nun hikayenin tv versiyonunun tam benzerlik haklarına sahip olduğunu, yani Dany'nin Emilia'ya benzediği resimler yapılamayacağını belirtti. Kendisine iki kez sorulmasına rağmen, HBO ile kendisi arasındaki duyguda gerçek bir bağdan kaçınmakta çok dikkatliydi.
- GRRM, filmlerin kitaplardan çok uzaklaştığında nasıl nefret ettiğini söyledi(Anlayan anladı, bize sor bir de Martin! :D ).
- Bir seyirci GRRM'ye sordu: “Game of Thrones TV dizisi kitaptan uzaklaştıkça, bu, hayran kurgu hakkındaki görüşlerinizi değiştirdi mi veya herhangi bir şey yaptı mı?
GRRM'nin Yanıtı: "Hayır. Telif hakkı ihlali olduğu için hayran kurgusuna karşı çıkmaya devam ediyorum. Tabii ki HBO, bana para dolu büyük damperli kamyonlar ödeyerek bunu aşıyor. Öyleyse, evimin önüne parayla dolu büyük bir damperli kamyonla gelmek isterseniz, size biraz hayran kurguları yapmanıza izin vermeyi düşünebilirim ama o zaman bunu hayran kurgusu olarak görmeyeceğim. Bunu bir alt lisans olarak düşünürdüm. Oyun, kart oyunları ve jeton vb. Yapan kişilere birçok alt lisans yapıyorum. Ancak Harlan Ellison, yıllar boyunca çok sesli olduğu bu kurala her zaman sahipti. Onun hakkındaki konuşmasını YouTube'da bulabilirsiniz ve bence John da sanatçıya para ödemek zorunda olduğunu düşünüyor çünkü bu şekilde hayatımızı kazanıyoruz. "
(Yıllardır dizi için D&D’nin Hayran Kurgusu demiştim ve 2016’da GRRM aslında beni resmen onaylamış. Daha ne diyelim? :D )
- Martin, kimsenin Kankuzgun’unu sevmediğini düşünüyor (ben seviyorum cicim).
- Arkadaşım, Jon ve Arya arasındaki romantizm (teori) ilişkisini sordu, Jon’un Ygritte’de gördüğü Arya bağlantısını gündeme getirdi. GRRM, evet ya da hayır diye bir cevap vermedi. Onun yerine Ygritte’in, Jon’un, yanında rahat hissettiği kadınlık seviyesi olduğunu ifade etti. “Bunun bir romantizm göndermesi olduğunu düşünmüyorum, bu belirli bir fiziksel tipe bir göndermeve Jon’un takdire şayan bulduğu şeyin bir göstergesi. Bu sanki birinin size birini hatırlatması gibi, biliyorsunuz... Diğer insanlar, orada yaşayan küçük kemirgenlere benzeyen saçlar yüzünden rahatsız olabilir. (Jon) Buna alıştığı için onu rahatsız etmiyor. GRRM şimdi koridorda "Geçmişteki bazı şeylerin bu kadar güçlü bir foreshadowing olmamış olmasını dilediğini" ve "bazı yeni şeylerin o zaman daha güçlü bir foreshadowing olmasını dilediğini" söyleyerek bitirdi.
- Bunun yerine George, (kitabın) taslağının ofis binasına asılmasına ve birinin fotoğraf çekip bunları paylaşmasına "kızdığını" söyledi. Bunun sadece kendisi ve yayıncı için bir mektup olduğunu söyledi. Bunu söylerken çok kararlıydı ve yüzünde görebiliyordunuz. Daha sonra, taslaklar yazmakta, kitap teslim tarihlerini belirlemekte iyi olmadığını ve taslaklarda sık sık "b*k uydurduğunu" ve "karakterlerin yol boyunca değiştiğini" söyledi. Yan not: Geçmiş röportajlarda başka şeyler söylediğini biliyorum(karakterlerin sonlarını 91’den beri bildiğini ve hiçbir zaman değişmediğini sayısız kere söylemesi meselesi, bu yüzden muhtemelen Jaime gibi karakterler için konuşuyor olabilir), bu yüzden bunu istediğiniz gibi yorumlayın. * "Alıntılanmış" kelimeler aynen onun sözleridir.
- Ona Bran / Orman Dansçıları / Pinokyo teorimi sordum. Pinokyo'nun Bran hikayesinde sahip olduğu görünüşte ağır etkiye dikkat çektim ve o da "İlginç" diye yanıtladı. (Pinokyo)Disney filmini görüp görmediğimi sordu çünkü bu onun "en sevdiği" Disney filmi ve ne kadar "karanlık ve rahatsız edici"idi. Kitapları okuyup okumadığımı da sordu ve sonra kitap ve film arasındaki farklara değindi. George, o sırada Pinokyo'nun vicdan istemediğini ve kendisine bir vicdan vermeye çalıştığı için cırcır böceğini ezdiğini söyledi. Birisi araya girdiğinde Bran'ı Pinokyo ile ilişkilendirmeye başladı. Bunun bir çeşit dikkat dağıtıcı taktik olduğuna inanıyorum çünkü bir şeylerin peşinde düşmüş olabilirim. Sonra durup cevabının sonraki bölümünü düşünürken, başka bir kadın Shakespeare'in onu nasıl etkilediğini sordu. Bu arada, bu Shakespeare sorusu halka açık tartışma panellerinde en az iki kez daha sorulmuştu.
- Doğrudan gerçek kitaplardaki referanslardan söz etmeye başladı, o zamandan bugüne taslaktaki "farklılıklara" gitti. Ana beşlinin oyun sonunu, ve Sansa’yı da dahil ederek, Demir Tahta kimin oturacağını hala bildiğini söyledi, ancak herhangi bir ayrıntı vermedi bariz nedenlerden dolayı.
(Şimdiye kadar çevirdiğim bu söyeleşi karmaşık bir şekilde sıralanmış, bir yerde bahsedip sonra ileride tekrar bahsedip ayrıntıya giriyor veya arada başka bir şey bahsedip devame diyor gibi, anormal. Bu yüzden tekrar tekrar sorulmuş gibi düşünmeyin bazı şeyleri.)
- (Jon-Arya meselesine devam) Pekala, bunu benden daha fazla düşündün. Demek istediğim, Jon Arya'ya çok düşkün. Burada Stark ailesi yuvasındaki iki garip kuştu. Diğerleri, birbirlerine benziyorlar, ikisi de kahverengi saçlara sahipti, biliyorsunuz, Sansa ve Bran ve Rickon ve Robb'un kumral-kızıl saçlarının aksine. Yani aralarında her zaman bu yakınlık vardı. Ve bilirsiniz, Arya Jon'un bir piç olduğunu umursamadı ve Jon da Arya’nın bir erkek fatma olduğunu umursamadı, bu yüzden orada bir yakınlık var. "
- [Jon'un sevgilisini kız kardeşiyle karşılaştırmasıyla ilgili soru (ama olayı çok baya başka noktaya geçirip, başka şeylerden bahsedip, sonunda bir şeyler bağlıyor)] "O(Jon) yaptıysa, uhm ... Bu kitapları 1991'de yazmaya başladım ve uhm, 91'de üzerinde çalıştım ve sonra bir televizyon oyunu aldım, bu yüzden onu gerçekten 'Doorways' üzerinde çalışmak için bir kenara bıraktım. 92-93'te tv pilotu ve bir televizyon programı yaptım. 94'te ona [kitaplar] geri döndüm ve üzerinde çalıştım. Biliyorsun, o zamana kadar, yazar olarak kariyerimde, satış öncesinde kitabın tamamını hep daha önce yazmıştım. Bu alışılmadık bir durum. Çoğu yazar bölümler ve bir taslak yazıyor. Birkaç bölüm yazıyorlar, kitabın geri kalanının ana hatlarını veriyorlar, bunu yayıncıya veriyorlar ve yayıncı 'tamam, onu alacağım' diyor.
"Bazılarınızın fark etmiş olabileceği gibi, çok çok dikkatli bir şekilde ilgilenenler, son teslim tarihlerinde iyi değilim. Ve, uh, taslaklarda da iyi değilim. Her zaman taslaklardan nefret ettim. Fevre Dream ve Armageddon Rag ile Dying of the Light ve tüm romanlarım ile kitabın tamamını yazdım. Bölümler ve taslaklar yapmadım. Oturdum, bütün bir kitap yazdım ve ajansıma gönderdim. 'Bakın, işte tam bir kitap ve bitti' dedim. Bu şekilde son teslim tarihim olmadı, piyasaya çıkmadan önce bitti. Ve benim için iyi çalıştı. Ve ilk düşüncem bunu aynısını yapmaktı bir şekilde ama olan şey, biliyorsunuz, 1994'te, ona döndüğüm ve üzerinde çalışıyordum ve bu konuda çok heyecanlıydım ve 'Bu Game of Thrones kitaplarını gerçekten sonraki bölümlerini bitirmeyi istiyorum ' . Ama hala Hollywood'daydım ve Doorways’deki tüm bu temelleri kaybettim, hala oradaydım ... Stüdyolar ve Networklar hala benimle çalışmak istiyor, bu yüzden başka işler alıyorum "Bu filmi senin yazmanı istiyoruz", "başka bir tv pilotu yapmanı istiyoruz" gibi. Ve biliyorsun, onlardan birkaç tane aldım ve 'Aman tanrım, kitabı tekrar kaldırmam gerek' dedim. Çünkü [kitap için] son tarihim yok. Biliyorsunuz, Hollywood'u düşündüğünüzde size bir son tarih verecekler, bilirsiniz, 'burda oğlum, bu filmi yaz, üç ay sonra istiyoruz' diyorlar.”
"Bu yüzden, 'Bak, romancı olmaya geri dönmek istersem, bitmemiş olsa bile bunu satmak zorunda kalacağım' dedim. O noktada 200 sayfalık Game of Thrones'um vardı ama onlar bunu istediler "Taslaklar yapmıyorum. Ne olacağını bilmiyorum, giderken çözüyorum. Ve hep böyle yaptım." dedim. Hayır, bir taslak hazırlamamız gerekiyordu. Bu yüzden iki sayfa yazdım, ne olacağını düşündüğümle ilgili iki sayfalık bir şey. Bir üçleme olacak, üç kitap olacak, Game of Thrones, the Ejderhaların Dansı. ve Kış Rüzgarları Bunlar üç pencere başlığıydı. Ve, uh, üç kitap olacak ve bu olacak ve bu olacak ve bu olacak. Ve ben uyduruyordum.”
"Ve bu iki sayfanın çoktan unutulduğunu düşünmüştüm çünkü elbette kitaplar satıldı. Her ikisi de Amerika Birleşik Devletleri'nde ve İngiltere'de satıldı. Daha fazla Hollywood işi almak zorunda kalmayacağım kadar çok paraya sattılar. Böylece etrafta 'hayır' diyebildim. 94 ve 95'te bitirmek için birkaç tane daha az [???] vardı. Bir kere ‘hayır, artık daha fazla tv show istemiyorum, bu kitapları yazmak istiyorum” dedim ve kitapları yazmaya başladım. Ve bu süreçte, taslağı hemen hemen göz ardı ettim. Karakterler beni tamamen farklı yönlere götürdü. Yani, 20 yıl boyunca o iki sayfalık şeyin var olduğunu bile unutmuşum. Ve sonra İngiliz yayıncım HarperCollins'den biri, yeni bir ofis binasına, uh, yepyeni ofislere, yeni konferans odalarına, kitaplarla ve benzeri şeylerle dekore ettikleri büyük konferans odalarına kavuştu. . Konferans odalarına yazarların adını verdiler, yani konferans odalarından biri [?] Ve bu plastik vitrinlerden birine iki sayfalık taslağı astılar, evet. [??], benden izin istemediler, sadece koydular. Ve bu iki sayfalık taslakta Jon ve Arya romantik bir öğe haline geliyor. "
(Sonra yine en yukarıda “işte bunun romantizm göstergesi olduğunu sanmıyorum... ile başlayan paragraf geliyor ve sonra 5 dakika kaldı, diye bir şey söyleniyormuş ve GRRM devam ediyormuş.)
"Biliyorsunuz, bu taslağın ortaya çıkmasına çok kızmıştım. Olmamalıydı. Bunun gibi ana hatlar ve mektuplar yalnızca editörün gözleri içindir. Kamuya açık gösterilmemelidirler. Ve, uh, onlar ayrıca [?] [?] üzerindeki kağıtlarım, tüm makalelerim ve yazışmalarım. Biliyorsunuz, o şeyleri oraya yıllardır gönderiyorum ve bu, bilirsiniz, gelecekteki bilim adamları için veya her neyse, tıpkı diğer birçok yazar gibi. Her nasılsa, kafamın arkasında 'evet, öldüğümden 20 yıl sonra bir bilim adamı girip onları bulacak' gibiydim. Hemen içeri giriyorlar! "
[1991 sonuyla devam edip etmediğini soruyorum]
- "Evet, yani nereye gittiğimi bilmediğimi söylediğimde kısmen şaka yaptım. Ana fırça darbelerini biliyorum ve ana fırça darbelerini 1991'den beri biliyorum. Kimin Demir Taht'ta olacağını biliyorum. Bazı savaşları kimin kazanacağını biliyorum, ana karakterleri; kimin öleceklerini ve nasıl öleceklerini, kimin evleneceğini ve tüm bunları biliyorum. Ana karakterler. Tabii ki yolum boyunca bir bir çok küçük karakter, bilirsiniz, ben, uhm ... 1991'de Bronn'un nasıl olacağını biliyor muydum, Bronn'a ne olacağını? Hayır, Bronn adında bir adam olacağını bile bilmiyordum. Onu yol boyunca keşfettim. 'Tamam, (Tyrion)kaçırılıyor. Bakalım orada bir çift paralı asker var, isimleri Fred ve Bronn' yazıyordu. Aslında Bronn ve Chicken'dı ve onlardan biri öldü, bir yazı tura attım 'tamam, kim öldü? Tavuk öldü, çünkü adı aptalca. Bronn daha iyi bir isim, bu yüzden Bronn'u koruyacağım.' Ve sonra Bronn oldukça ilginç bir karakter haline geldi ve bu karakterlerin çoğu kendi akıllarını kazanıyor. Siz konuşana kadar öne doğru itiyorlar ve havalı bir söz düşünüyorsunuz ve Bronn'a veriyorsunuz çünkü konuşmaya çalışıyor ve şimdi Bronn havalı bir şey söyleyen biri. [?] Karakterler bu şekilde sizde büyüyor. Bu yüzden hala yol boyunca küçük karakterlerin çoğunu keşfettiğim. Ama ana-"(cümle tamamlanmamış? Peh)
[Arya'nın ve Jon'un kaderini bilip bilmediği soruldu.]
- "Tyrion, Arya, Jon, Sansa, bilirsiniz, tüm Stark çocukları ve büyük Lannisters, evet."
(Yeminle şu ana kadar çevirdiğim en karmaşık söyleşi bu oldu, muhtemelen aktaran arkadaşın kendisinden kaynaklı çoğu ve GRRM de baya çelişkili ve yarımlı ve aktaranın bile anlamadığı bazı cümleler kurmuş. Ne diyon abi sen? Sıfırdan şimdi her şeyi tekrar daha düzenli anlat lütfen. :D Neyse şimdi başkalarına geçiyoruz, burası bitti.)
- En çok hangi karakterle ilişki kurduğu sorulduğunda “hepsiyle ilişki kuruyorum. Onlara sempati geliştiriyorum. Empati, her yazarın meydan okumasıdır. Yazmayı öğretirken insanlara ‘bildiklerini yazmak’ yerine tam tersini yazmanı söylüyor. Derileri içinde dolaşmaları gerekiyor.”
- Jon ve Robb olmak ister ama gerçekten Sam gibi (Aslında bu son dönemlerde Sam’e benziyorum açıklamalarını ilginç buluyorum çünkü ilk yıllardan beri kendisini Tyrion ile özleştirdiğini gördüm ama sanırım artık öyle olmadığını anladığı bir aydınlanma yaşadı).
- Aeron'un inancını paylaşmadığını ancak ilginç bulduğunu söyledi. İnancı sayesinde kendini bir arada tutan paramparça bir adam.
- "Brienne, zincirden örülmüş zırhlı bikini giyen DND kadın savaşçılarına cevabımdır"(Saygılar usta, aldık mesajı, seni anlıyor ve sonuna kadar bu konuda destekliyorum).
- Birisi Arthur Dayne'in öldüğünü doğrulamak istedi. "HİÇBİR ŞEYİ ONAYLAMIYORUM. 1000 aptal teorinin hüküm sürmesine izin verin ”(GRRM, ben senin....)
- Sancaksık Kardeşlerin neden R’hllor inancına geçtiği soruldu. “Çünkü onlar birinin ölümden döndüğünü gördüler. Birinin ölümden dirildiğini görsem ben de o dine girerdim.
- Birisi Brandon Stark'ın Kral Toprakları'na gittiğinde Rhaegar'ın çıkıp ölmesi dışında başka bir şey söyleyip söylemediğini sordu. George, tarihin bunu kaydetmediğini söyledi ama muhtemelen şöyle bir şeydi, "Bu uzun bir yolculuktu. Yiyecek bir şeyler var mı? Oğlum, atıma iyi bak. " (Şakanı yesinler.)
- Annem, zor zamanlar geçiren çok iyi bir aileden geliyordu ama yine de bir servet hatırası vardı. Bradys adlı ailesinin adını taşıyan uzun bir iskele inşa ettiler. Okula giderken her gün çok süslü Brady evinin önünden geçti ve kendi kendine "Neden o eve BİZ sahip değiliz? O rıhtım bizimdi! Kendimi kraliyet ailesinin sürgün edilmiş bir üyesi gibi hissettim. Belki de Dany şeylerin bir kısmı buradan geldi.”
- "ASOIAF'in bu kadar uzun olmasını planlamıyordum. İçinde dolaştım. Daha önce sadece dört roman yayınlamıştım ve her biri sadece bir yıl sürdü. ASOIAF'ı bir üçlü olarak yazmayı planlamıştım, bu yüzden üç yıl süreceğini düşündüm. İlk kitap için 1400 sayfaya ulaştığımda, uzun bir kitap olacağını biliyordum. Yaklaşık 400 sayfa kaldı ve bu ACOK'a dönüştü. Sonra "dört kitap üçlemem" beş oldu ve sonra altı kitap üçlemesi oldu. Ben onu 6 kitapta tutmaya sımsıkı sarıldım ama eşim Parris yedi parmağını kaldırmaya devam etti. Tolkien'in dediği gibi, hikâye anlatıldıkça büyüdü. "
- Konuşmanın öne çıkan bazı kısımları: -Varys ve Littlefinger, her birinin birbirleriyle ilgili zararlı şeyleri bildiği, ancak hiçbirinin diğerinin niyetinden emin olmadığı (Littlefinger daha yakın olsa da) politik bir dans oynuyor.
- Eğer en sevdiği karakteri öldürürse karısı onu terk edecek herkes diyor ki, A ile başlayıp bitiyor.
- Hayır, 2500 kişilik bir forumda Lyanna'nın son sözlerini açıklamayacak.
-Ve en açıklayıcı olanı: Winds için Kış'ın 'şeylerin öldüğü' en karanlık dönem olduğunu ve birçok karakterin karanlık yerlere gideceğini söyledi(gel de heyecan yapma :D ).
- Yedi Krallık'taki siyasi kurumların neden bu kadar zayıf olduğunu düşünüyorsunuz?
Krallık ejderhalarla birleşti, bu yüzden Targaryen'in kusuru monarşiyi tamamen onlara bağlı olarak yarattılar. Küçük konsey gerçek bir kontrol ve denge olarak tasarlanmadı. Bu yüzden, ejderhalar olmadan (krallık) aksırdı, çılgınca beceriksiz ve megalomanyak bir kral, aşk vurgunu bir prens, acımasız bir iç savaş, tahtla ne yapacağını gerçekten bilmeyen ahlaksız bir kral ve sonra kaos.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.08.28 18:19 griljedi GRRM - 2014 Söyleşileri

- "Gerçek hayatta iyiyle kötü arasındaki savaşın en zor yanı, hangisinin hangisi olduğunu belirlemektir... Geleneksel mutlu sonlara karşı içgüdüsel bir güvensizliğim var.”
- 1991'de bu fikri ilk aldığınızda, bunun sadece bir roman değil, birçok roman olduğunu biliyor muydunuz?
Bana gelen ilk sahne, ilk kitabın birinci bölümüydü, ulu kurt yavruları buldukları bölüm. Bu bana birdenbire geldi. Aslında farklı bir roman üzerinde çalışıyordum ve birden o sahneyi gördüm. Yazdığım romana ait değildi ama bana o kadar canlı geldi ki oturup yazmak zorunda kaldım ve bunu yaptığımda ikinci bir bölüm oldu ve ikinci bölüm Catelyn'di. Ned'in yeni döndüğü ve kralın öldüğü mesajını aldığı bölüm ve bu da bir tür farkındalıktı çünkü ilk bölümü yazarken gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Bu kısa bir hikaye mi? Bu bir romanın bölümü mü? Hepsi bu Bran denen çocukla mı ilgili olacak?Ama sonra, ikinci bölümü yazdığımda ve bakış açımı değiştirdiğimde - tam orada, tam başında, Temmuz 91'de önemli bir karar verdim. Tek bir bakış açısına sahip olmaktansa ikinci bir bakış açısına gittiğim dakika, kitabı çok daha büyük yaptığımı biliyordum. Şimdi iki bakış açım vardı ve iki tane elde ettiğinizde, üç, beş veya yedi veya her neyse olabilir. Üç ya da dört bölüm içinde olduğumda bile, büyük olacağını biliyordum.
Başlangıçta, bir üçleme düşündüm ve nihayet piyasaya sürdüğümde, bu şekilde sattım.Üç kitap: A Game of Thrones, A Dance With Dragons, Winds of Winter. Bunlar üç orijinal başlıktı ve üç kitap için kafamda bir yapı vardı. O zamanlar, doksanlı yılların ortalarında fanteziye, altmışlardan beri olduğu gibi üçlemelerin egemenliği altındaydı. Yayıncılığın o küçük ironilerinden birinde Tolkien aslında bir üçleme yazmadı. Yüzüklerin Efendisi adlı uzun bir roman yazdı. Ellili yıllardaki yayıncısı, "Bu tek bir roman olarak yayımlanamayacak kadar uzun. Onu üç kitaba ayıracağız" dedi. Böylece üçlemeyi elde etti, Yüzüklerin Efendisi o kadar büyük bir başarıya dönüştü ki yirmi yıldan fazla bir süredir diğer tüm fantezi yazarları üçleme yazıyordu. Bu kalıbı kararlı bir şekilde kıran, sanırım bir üçleme olarak da başlayan, ancak hızla ötesine geçen The Wheel of Time ile Robert Jordan'dı ve insanlar şunu görmeye başladı, "Hayır, daha uzun. Esasen bir mega romanınız olabilir! " Ve nihayetinde ben de aynı farkındalığa ulaştım, ancak '95'e kadar, A Game of Thrones'da zaten bin beş yüz el yazması sayfam olduğu ve sonuna kadar bile yaklaşmadığım ortaya çıktığında... Böylece benim üçlemem o noktada dört kitap oldu. Sonra, daha sonraki bir noktada, altı kitap oldu. Ve şimdi yedi kitapta sabit tutuyor.
İnşallah yedi kitapta bitirebilirim.
Büyük, biliyor musun? Ve gerçek şu ki, bu bir üçleme değil.Uzun bir roman. Gerçekten çok uzun bir roman. Bu bir hikaye ve hepsi bittiğinde, bir kutu setine koyacaklar ve bundan yirmi yıl sonra ya da bundan yüz yıl sonra hala okuyan biri varsa, hepsini birlikte okuyacaklar. Başından sonuna kadar okuyacaklar ve benim yaptığım gibi, hangi kitapta neler olduğunu unutacaklar.
- Kışyarı'nda geçen sahneleri yazarken ve birdenbire tamamen farklı bir konumla Daenerys sahnesine sahip olurken, sizin için büyük bir değişim miydi?
Oldukça erken bir tarihte, 91 yazında Daenerys'e ait şeyler vardı. Onun başka bir kıtada olduğunu biliyordum. Sanırım o zamana kadar zaten bir harita çizmiştim - ve üzerinde değildi. Westeros olarak anılacak tek kıtanın haritasını çizmiştim ama o sürgündeydi ve bunu biliyordum ve bu yapıdan bir nevi ayrılıştı. Kitabın başlangıç ​​yapısı açısından Tolkien'den ödünç aldığım bir şey. Yüzüklerin Efendisine bakarsanShire'da her şey Bilbo'nun doğum günü partisiyle başlar. Çok küçük bir odağınız var. Kitabın hemen başında Shire'ın bir haritası var - bunun tüm dünya olduğunu düşünüyorsunuz. Ve sonra onun dışına çıkarlar. Kendi içinde epik görünen Shire'ı geçerler ve sonra dünya büyüyor, büyüyor ve büyüyor... Ve sonra daha fazla karakter eklerler ve sonra bu karakterler ayrılır. Esasen oradaki ustaya baktım ve aynı yapıyı benimsedim. Taht Oyunları'ndaki her şey Kışyarı'nda başlar. Orada herkes bir aradadır ve sonra daha fazla insanla tanışırsınız ve nihayetinde ayrılırlar ve farklı yönlere giderler. Ancak bundan ilkinden ayrılan, her zaman ayrı olan Daenerys'ti. Sanki Tolkien, Bilbo'ya sahip olmanın yanı sıra, kitabın başından beri ara sıra bir Faramir bölümüne atılmış gibi.
- Aslında Daenerys, Kışyarı’na (sahnelerine) bağlıydı çünkü onun ailesine olanlar hakkında konuşulduğunu okuduk.
Örtüşmeler görüyorsunuz. Daenerys evlenir ve Robert, Daenerys'in yeni evlendiği raporunu alır ve buna ve yarattığı tehdide tepki verir.
- Çok güçlü ters dönüşleriniz var, okuyucunun dengesini bozuyorsunuz. Önceleri Sword in the Stone bölgesinde olduğunuzu düşünebilirsiniz, kitabın dönüşeceği halini düşünebilirsiniz; örneğin kahramanın Bran olduğunu düşünebilirsiniz ama sonra sizinle okuyucu arasında hilekar bir oyuna dönüşmüş gibi...
Sanırım okumak istediğini yazıyorsun. Bayonne'de çocukluğumdan beri okurdum, doymak bilmez bir okurdum. "George, burnu kitapta" diye seslenirlerdi. Bu yüzden hayatımda birçok hikaye okudum ve bazıları beni çok derinden etkiledi; diğerlerini ben onları yere koyduktan beş dakika sonra unuttum. Gerçekten takdir etmeye başladığım şeylerden biri, benim kurgumda bir tür öngörülemezlik. Beni nereye gittiğini gördüğüm bir kitaptan daha çabuk sıkan hiçbir şey yok. Siz de okudunuz. Yeni bir kitap açarsınız ve ilk bölümü, belki ilk iki bölümü okursunuz ve geri kalanını bile okumanıza gerek kalmaz. Tam olarak nereye gittiğini görebilirsiniz. Sanırım ben büyürken ve televizyon seyrederken bunun bir kısmını aldım. Annem olayların nereye gittiğini her zaman tahmin ederdi, ister I Love Lucy ister onun gibi bir şey olsun. "Pekala, bu olacak" derdi. Ve tabii ki, olur! Ve hiçbir şey daha hoş değildi, farklı bir şey olduğunda aniden bir şaşırırdı, twsit haklı olduğu sürece.
Bir anlam ifade etmeyen gelişigüzel dönüşler yapamazsınız. İşlerin takip etmesi gerekiyor. Sonunda "Aman Tanrım, bunun olacağını görmedim ama önceden haber verildi; burada bir ipucu vardı, orada bir ipucu vardı. Onu görmeliydim geliyor. " demelisiniz ve bu benim için çok tatmin edici. Bunu okuduğum kurguda ararım ve kendi kurguma yerleştirmeye çalışırım.
- Bran'ın itilmesi gibi, bunu da önceden haber veriyorsunuz, böylece okuyucu aldatılmış hissetmez. Kızıl Düğün de aynı.
Kurgu ve yaşam arasında her zaman bir gerilim vardır. Kurgu, hayattan daha fazla yapıya sahiptir. Ama yapıyı saklamalıyız. Sanırım yazarı saklamalıyız ve bir hikayeyi gerçekmiş gibi göstermeliyiz. Çok fazla hikaye çok yapılandırılmış ve çok tanıdık. Okuma şeklimiz, televizyon izleme şeklimiz, sinemaya gitme şeklimiz, hepsi bize bir hikayenin nasıl gideceğine dair belirli beklentiler verir. Gerçek hikayeden tamamen bağımsız olan nedenlerle bile. Sinemaya gidiyorsun, büyük yıldız kim? Tamam, Tom Cruise yıldızsa, Tom Cruise ilk sahnede ölmeyecek, biliyor musun? Çünkü o yıldız! Geçmesi gerekiyor. Veya bir TV şovu izliyorsunuz ve adı Castle. Castle karakterinin oldukça güvenli olduğunu biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ve sonraki hafta da orada olacak.
İdeal olarak bunu bilmemelisin. Duygusal katılım, bir şekilde bunu aşabilirsek daha büyük olurdu. Yani yapmaya çalıştığım şey bu, biliyor musun? Bran, önsözden sonra tanıştığınız başlıca karakterlerden ilki. Yani "Oh, tamam, bu Bran'ın hikayesi, Bran burada bir kahraman olacak" diye düşünüyorsunuz. Ve sonra: Hata! Orada Bran'a ne oldu? Hemen kuralları değiştiriyorsunuz. Ve umarım bu noktadan sonra okuyucu biraz belirsizdir. “Bu filmde kimin güvende olduğunu bilmiyorum.” Bunu dedirtmek gerekir. Ve insanlar bana “Kitaplarda kimin güvende olduğunu asla bilemiyorum. Asla rahatlayamam. " dediğinde bunu seviyorum. Bunu kitaplarımda istiyorum. Ve bunu okuduğum kitaplarda da istiyorum. Her şeyin olabileceğini hissetmek istiyorum. Alfred Hitchcock bunu yapan ilk kişilerden biriydi, en ünlüsü Psycho'da. Psycho'yu izlemeye başlıyorsun ve onun kahraman olduğunu düşünüyorsun. Öyle mi? Onu sonuna kadar takip ettin. O duşta ölemez!
- Ned korucunun kafasını kestiğinde belirsizliğe erken işaret edersin ama o yanılıyor. Kesin değil. Ve hatta Jaime Lannister, Bran'ı pencereden dışarı ittiği sahneden sonra Tyrion ile dostça bir ilişki kurar. Onun başka bir yanını görüyorsunuz.
Gerçek insanlar karmaşıktır. Gerçek insanlar bizi şaşırtıyor ve farklı günlerde farklı şeyler yapıyorlar. Santa Fe'de birkaç ay önce satın alıp yeniden açtığım küçük bir tiyatrom var. Bazı yazar etkinlikleri düzenliyoruz. Birkaç hafta önce bir imza için Pat Conroy vardı. Harika yazar, harika Amerikalı yazarlarımızdan biri. Ve kariyerinin çoğunu babası hakkında bu kitapları yazarak geçirdi. Bazen anı olarak, bazen kurgu olarak atılıyor, ancak babasıyla olan sorunlu ilişkisinin, ona farklı bir isim ve farklı bir meslek verdiğinde ve tüm bunlara rağmen baktığını görebilirsiniz. Her ne şekilde olursa olsun, Pat Conroy’un babası Büyük Santini karakteri, modern edebiyatın en büyük karmaşık karakterlerinden biridir. O çirkin bir tacizci, çocuklarını terörize ediyor, karısını dövüyor, ama aynı zamanda bir savaş kahramanı, bir dövüşçü ve tüm bunlar. The Prince of Tides'daki karakter gibi bazı sahnelerde, bir kaplan satın aldığı ve bir benzin istasyonu açmaya çalıştığı ve işler ters gittiği, neredeyse bir Ralph Kramden komik adamıdır. Bunu okuyorsun ve hepsi aynı adam ve bazen ona hayranlık duyuyorsun ve bazen ona karşı nefret ve tiksinme hissediyorsun ve oğlum, bu çok gerçek. Hayatımızdaki gerçek insanlara bazen böyle tepki veririz.
- Kitaplarınızda kadınlar güçlüdür.
Ama ataerkil bir toplumda mücadele ediyorlar, bu yüzden her zaman üstesinden gelmeleri gereken engeller var ki bu gerçek orta çağların hikayesiydi. Aquitane'li Eleanor gibi güçlü bir kadına sahip olabilirsiniz, iki kralın karısı olabilirdi ve yine de kocası, sırf ona kızdığı için onu on yıl hapse atabilirdi. Farklı zamanlardı ve bu bir fantezi dünyası, bu yüzden daha da farklı.
- Sonunda hangi strateji işe yarayacak?
Bu (hikayeyi) söylemek olurdu. Görmek için sonuna kadar gitmelisin.
- Karakterleriniz için, Jaime'nin Brienne of Tarth ile seyahat etmesi gibi harika ters karakterleriniz var. Tazı ile Arya gibi başka eşleşmeler de var. Bilinçli olarak ters karakter mi yaratıyorsunuz?
Drama çatışmadan ortaya çıkıyor, bu yüzden birbirinden çok farklı iki karakteri bir araya getirip geride durup kıvılcımların uçuşunu seyretmeyi seviyorsunuz. Bu size daha iyi diyalog ve daha iyi durumlar kazandırır.
- Tyrion için Joffrey’in ölümü işleri daha iyi yapmaz, işleri daha da kötüleştirir. Tyrion'un başı büyük belada ve tüm seri boyunca bir noktaya değinmeye çalıştığım bir şeyi kanıtlıyor: Kararların sonuçları var. Robb, Frey Hanesi'ne sözünü tutmaz ve Frey’in kızlarından biriyle evlenmezse, bunun onun için korkunç sonuçları olur. Tyrion’un sorunlarından biri de geveze olmasıydı. Serinin başından beri bir şeyler söylüyor, Cersei'ye bu üstü kapalı tehditler - "Bir gün bunun için seni alacağım, bir gün neşen ağzında küle dönecek." Şimdi, tüm bu açıklamalar onu gerçekten suçlu gösteriyor.
Sanırım katilin amacı, bunu başka bir Kızıl Düğün haline getirmek değil - Kızıl Düğün çok açık bir şekilde cinayet ve kasaplıktı. Bence Joffrey’in ölümüyle ilgili fikir, onu bir kaza gibi göstermekti - birisi kutlama yapıyor, Heimlich manevrasını icat etmemişler, bu yüzden birisi boğazına yemek taktığında, bu çok ciddidir. Bunu biraz İngiltere Kralı Stephen'ın oğlu Eustace'in ölümüne dayandırdım. Stephen, tacı kuzeni İmparatoriçe Maude'dan gasp etmişti ve uzun bir iç savaşla savaştılar ve anarşi ile savaş ikinci nesle aktarılacaktı çünkü Maude'un bir oğlu, Henry ve Stephen'ın bir oğlu vardı. Ama Eustace bir ziyafette boğularak öldü. İnsanlar hala bin yıl sonra tartışıyorlar: Boğuldu mu yoksa zehirlendi mi? Çünkü Eustace'i ortadan kaldırarak İngiliz iç savaşını sona erdiren bir barış getirdi. Eustace’ın ölümü [tesadüfi olarak] kabul edildi ve bence buradaki katillerin umduğu şey buydu - tüm krallık Joffrey’in bir parça turta üzerinde boğulup öldüğünü görecek. Ama güvenmedikleri şey, Cersei’nin bunun cinayet olduğuna dair acil varsayımıydı. Cersei bir an bile buna kanmadı. Bunun kaza sonucu bir ölüm olduğuna inanmıyor. Sahnenin çekildiğini gördünüz, boğulma ihtimali olduğu için mi karşımıza çıkıyor yoksa zehirlendiği çok açık mı?
- Neden “Buz ve Ateş Şarkısı” romanlarınıza tecavüz veya cinsel şiddet olaylarını dahil ettiniz? Bu sahnelerle daha büyük hangi temaları ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Bir sanatçının gerçeği söyleme yükümlülüğü vardır. Romanlarım epik fantezi ama tarihten ilhama dayanıyorlar. Tecavüz ve cinsel şiddet, eski Sümerlerden günümüze kadar yapılan her savaşın bir parçası olmuştur. Onları savaşa ve güce odaklanan bir anlatımdan çıkarmak, temelde yanlış ve sahtekârlık olurdu ve kitapların temalarından birini baltalardı: insanlık tarihinin gerçek dehşetinin orklardan ve Kara Lordlardan değil, bizden kaynaklandığı... Biz canavarlarız. (Ve kahramanlar da). Her birimizin kendi içinde büyük iyilik ve büyük kötülük kapasitesi vardır.
- Kitapların bazı eleştirmenleri, bu tür sahnelerin Westeros dünyasının genellikle karanlık ve ahlaksız bir yer olduğunu göstermesi amaçlansa bile, romanların seyri boyunca bu anlara aşırı bir güven duyulduğunu ve belirli bir noktada olduklarını söylediler, artık şok edici değil ve heyecan verici hale geliyor. Bu eleştiriye nasıl yanıt veriyorsunuz?
Westeros'un "karanlık ve ahlaksız bir yer" olduğu fikrine itiraz etmeliyim. Burası Disneyland Orta Çağları değil, hayır ve bu oldukça kasıtlı ... ama kendi dünyamızdan daha karanlık veya ahlaksız da değil. Tarih kanla yazılır. Cinsel veya başka türlü "Buz ve Ateşin Şarkısı" ndaki vahşet, herhangi bir iyi tarih kitabında bulunabileceklerle karşılaştırıldığında soluk kalır.
Bazı cinsel şiddet sahnelerinin heyecan verici olduğu eleştirisine gelince, bana bu eleştirmenler hakkında kitaplarımdan daha çok şey söylüyor gibi geliyor. Belki onlar bazı sahneleri heyecan verici bulmuşlardır. Okuyucularımın çoğu, sanırım onları amaçlandığı gibi okudu.
Yazar olarak kariyerimin en başından beri felsefemin "göster, söyleme" felsefesi olduğunu söyleyeceğim. Kitaplarımda ne olursa olsun, eylemi özetlemek yerine okuyucuyu bunun ortasına koymaya çalışıyorum. Bu, canlı duyusal ayrıntılar gerektirir. Mesafe istemiyorum, seni oraya koymak istiyorum. Söz konusu sahne bir seks sahnesi olduğunda, bazı okuyucular bunu son derece rahatsız buluyor… ve bu cinsel şiddet sahneleri için on kat daha doğru.
Ama olması gerektiği gibi. Bazı sahneler rahatsız edici, rahatsız edici ve okunması zor olabilir.
- Martin, HBO şovunda yapılan küçük değişikliklerin daha sonra oradaki hikaye üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olacağı hakkında biraz konuşuyor. TV yapımcılarının yaptığı seçimleri kontrol etmediğini bize bildirdiğinizden emin oldu.
- Robert’s Rebellion hakkında bir kitap yazacak mısın?
"Muhtemelen değil." Sonraki iki kitapta Robert’s Rebellion’a daha çok geri dönüşler ve imalar olacak. "Bu serinin sonunda olan her şeyi öğreneceksin". Bununla ilgili bir kitap o zaman çok ilginç olmazdı.
- Bize bir warg ejderha binicisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Bir ejderhayı warglayan birinin geçmişte emsali yoktur. Ejderha ve binici arasındaki efsanevi bağın zengin bir tarihi var. Çok uzaklardan (hmm) bile sürücülerine yanıt veren ejderhaların gerçek ve çok güçlü bir bağ olduğunu gösteren örnekler olmuştur. Bununla ilgili daha çok şey öğreneceğiz. Okumaya devam edin.
- ASOIAF’taki en favori alıntınız nedir?
Tek bir tane yok ama Septon Meribald’ın savaş hakkında yaptığı konuşmayı seviyorum.
- Kendinizi kitaplarda hangi karakter olarak görüyorsunuz? İçinde en çok hangi karakter var?
Tyrion demek isterdim ama bu gerçekten Samwell Tarly. Tyrion daha çok aksiyon alıyor, daha çok yatıyor (kahkahalar) ama ben daha çok Sam gibiyim.
- Bir kitap okuyucu olarak, şovdaki benzer durumu izlemeden önce bunu okumak çok tatmin ediciydi (Arya, show’da Polliver'ı öldürürken Lommy'den söz ediyor, kitaplarda Raff). Bahsettiğiniz gibi, şov içeriğini kontrol edemezsiniz. Sezon 5'e doğru ilerlerken böyle açıklamaların önünde kalmak için daha fazla bölüm yayınlamayı planlıyor musunuz? Ayrıca Arya, o bölümde beklediğimizden çok daha yaşlı görünüyor. “Mercy”, gelecekte Dans'ın sonundan itibaren bir yıldan fazla mı oluyor yoksa sadece Arya'nın her zaman yaşından büyük görünmesi mi meselesi mi?
- [Martin'den büyük bir sessizlik]. Bu bölüm yaklaşık on yıl önce yazılmıştı ve önce Ziyafet'in sonunda olması gerekiyordu, ardından Dans'ın sonuna dahil edilmişti ama bir sondan çok bir başlangıç ​​gibi görünüyor, bu yüzden epey hareket etti. Çocukların biraz büyüyebilmesi için kitaplarda olması gereken beş yıllık boşluğun da bir parçasıydı. Bu, Arya ve Bran gibi karakterler için işe yaradı, ancak Jon Snow veya diğerleri için hiç işe yaramadı. Beş yıl önce Gece Nöbetçileri'nin Lord Kumandanı oldum. O zamandan beri pek bir şey olmadı… ”(kahkahalar). Arya'yı şimdiki yaşına geri getirmek için o bölümde biraz çalıştım. Orada zaman aralığı yok (hikaye dizisinde tam olarak ne zaman geldiğini söylemiyor). Unutmayın, bu bir önizleme bölümüdür, yine de geri dönüp yayınlanmadan önce üzerinde yeniden çalışabilirim.
[Sorum bu olduğu için tahmin ettiğime eminim ama Martin, Arya'nın yaşının burada bir sorun gibi göründüğünü biraz düşünmüş görünüyor. Bir çeşit, "O lanet bölümü bir daha yeniden yazmayacağım." 5. sezondan önce daha fazla önizleme bölümü yayımlayıp yayımlamayacağına dair gerçek bir yorum ve gösteriye neyin girileceğini kontrol etmediğine dair başka bir hatırlatma yok.]
- Tyrion babasıyla yüzleşmek için gittiğinde, ne yapacağını düşünüyor? Onunla sadece sohbet mi ediyorsun?
O noktada bunu düşündüğünü sanmıyorum. O sırada sefilleri oynuyor. Her şeyini kaybetti. Güvenli bir yere kaçırılacak ama orada ne yapacak? Lannister Hanesi'ndeki yerini kaybetti, saraydaki yerini kaybetti, tüm altınını kaybetti - bu, hayatı boyunca onu ayakta tutan tek şeydi. Cüce olmanın dezavantajları ne olursa olsun, şövalye olmak için gerekli fiziksel yetenekleri yoktu, ancak eski ve güçlü bir ismin ve bir şeyler satın almak isteyebileceği tüm altının büyük avantajına sahipti. Bronn gibi takipçileri ve onu savunmak için diğer insanları... Şimdi tüm bunları kaybetti ve aynı zamanda, kayıtsız şartsız sevdiği ve her zaman onun yanında olduğu tek kan bağı Jamie'nin hayatının bu travmatik olayında, nihai ihanette rol oynadığını öğrendi. O kadar incindi ki diğer insanları incitmek istiyor ve Shae'nin kendisine söylediği hesaptan nerede olduğunu anladığı ve bu merdivenin bir zamanlar onun olan bir oda olduğunu bildiği bir heves anı, şimdi babası ondan gasp etti. Bu yüzden babasını görmek için yukarı çıkıyor ve oraya vardığında ne söyleyeceğini ya da yapacağını bildiğini sanmıyorum ama - bir kısmı bunu yapmaya mecbur hissediyor. Ve tabii ki sonra Shae'yi orada buluyoruz, bu onun için ek bir şok, karnındaki ek bir bıçak.
Bence bazen insanlar çok zorlanıyor, bazen insanlar kırılıyor. Ve bence Tyrion zirve noktasına ulaştı. Cehennemden geçti, defalarca ölümle yüz yüze geldi ve gördüğü gibi bakmaya çalıştığı, onayını kazanmaya çalıştığı tüm insanlar tarafından ihanete uğradı. Hayatı boyunca babasının onayını almaya çalışıyordu. Ve şüphelerine rağmen, Shae'ye aşık oldu, kalbini ona vermesine izin verdi. Artık yapamayacağı bir noktaya ulaşır. Sanırım iki eylem, birbirlerinin anlarında gerçekleşse de oldukça farklı. Lord Tywin'e öfkeliydi çünkü ilk karısı ve ona olanlar hakkındaki gerçeği öğrendi ve Tywin ona fahişe demeye devam ediyor - Lord Tywin'in mantığına göre... Lord Tywin, Tyrion'u sevmediği için kimsenin Tyrion'u sevemeyeceğine inanıyor. Demek ki cüceyi Lannister olduğu için yatağına yatırmaya çalışan alt sınıftan bir kız olduğu açık, böylece leydi olabilir, parası olabilir ve bir şatoda yaşayabilir. Yani temelde bir fahişe olmaya eşdeğer - statüye sahip olduğu için ona bayılıyor ve Tyrion'a bu konuda bir ders vermeye çalışıyor. Ve böylece yarasına tuz dökmeye benzeyen "fahişe" kelimesini kullanmaya devam etti ve Tyrion ona bunu yapmamasını, o kelimeyi bir daha söyleme dedi. Ve o kelimeyi tekrar söyledi ve o anda, Tyrion'un parmağı tetiğe bastı.
Shae ile bu çok daha kasıtlı ve bazı yönlerden daha acımasız bir şey. Bu anlık bir hareket değil, çünkü onu yavaşça boğuyor ve kadın kurtulmaya çalışıyor, kavga ediyor. İstediği zaman bırakabilirdi ama öfkesi ve ihanet duygusu o kadar güçlü ki bitene kadar durmuyor ve bu muhtemelen şimdiye kadar yaptığı en kara eylemdi. Lord Tywin'in yaptığı küçük gösteriden sonra onu terk ederek ilk karısına yaptığı şey ve onun ruhunun büyük suçu bu... Şimdi Westeros standartlarına göre, bu hiç de suç sayılmaz - "Yani bir lord, bir fahişeyi öldürdü, sorun değil." Bunun için, düşük doğumlu kadınlara, fahişelere ve meyhane fahişelerine hor gören, onları kullanan ve atan diğer lordlardan ve şövalyelerden daha fazla cezalandırılması olası değildir. Bu dünya için bir şey değil ama yine ona musallat olacak bir şey olsa da babasını öldürme eylemi sonsuza dek arkasını olmayacak bir şeydi çünkü hiçbir insan bir akraba katili kadar lanetli değildir.
Tywin, Shae'yi biliyordu. Muhtemelen onun, açıkça “o fahişeyi saraya getirmeyeceksin” dediği ve Tyrion'un ona tekrar meydan okuduğunu ve o fahişeyi saraya çıkardığını söylediği aynı kamp takipçisi olduğunu anladı. Burada tam olarak ne olduğuna gelince, bu gerçekten konuşmak istemediğim bir şey çünkü hala açıklayamadığım ve daha sonraki kitaplarda açıklanacak yönleri var. Ancak tüm bunlarda Varys'in rolü de dikkate alınması gereken bir konudur. Kitaplardaki Shae, Tyrion hakkında başka bir john(?) kadar umursamayan, kampı takip eden, manipülatif bir fahişedir ama o, küçük bir genç seks kedisi gibi, tüm fantezilerini besleyen çok uyumludur; o gerçekten sadece para ve statü için yaşıyor. O, Tywin'in Tyrion’un ilk karısının aslında olmadığını düşündüğü her şeydir.
- Ona ilham veren Frost şiiri dünyanın sonu hakkındadır ve bu, Martin'in icat ettiği evrenin yedinci kitabın sonunda sıcak ya da soğuk ya da muhtemelen her ikisi ile yok olması gerektiğini ima ediyor gibi görünüyor.
Yazar kıkırdıyor: "Bu konuda yorum yapmayacağım. Bunun için iki kitap için endişelenebilirsin. Ama tüm insanların ölmesi gerektiği doğru."
- Web sitelerinde görünen birçok hayran teorisi sorulduğunda Martin şunları söyledi: "Bu konuyla boğuştum, çünkü okuyucularımı şaşırtmak istiyorum. Bir okuyucu olarak öngörülebilir kurgudan nefret ediyorum, öngörülebilir kurgu yazmak istemiyorum. "Okuyucumu şaşırtmak ve memnun etmek ve onları geldiğini görmedikleri yönlere götürmek istiyorum ama planları değiştiremem. 90'lı yıllarda ilk fan panolarını okumamın ve durmamın nedenlerinden biri de bu. Birincisi, zamanım yoktu, ancak iki konu tam da bu. O kadar çok okuyucu kitapları o kadar dikkatle okuyordu ki bazı teoriler ortaya atıyorlardı ve bu teorilerin bazıları eğlenceli boğalar ve yaratıcı olsa da, teorilerin bazıları haklı. En az bir veya iki okuyucu, kitaplara yerleştirdiğim ve doğru çözüme ulaştığım son derece ince ve belirsiz ipuçlarını bir araya getirmişti. Öyleyse ne yapmalıyım? Değiştiriyor muyum? Bu konuyla boğuştum ve bunu değiştirmenin bir felaket olacağı sonucuna vardım çünkü ipuçları vardı. Bunu yapamazsın, o yüzden ben devam edeceğim.”
- "Kurtlar, Amerika'nın soyundan gelen ve binlerce yıl öncesine dayanan Avrupa folklorunun bir parçasıdır. Roma, Romulus ve Remus'ta - kurtlar ve insanlar arasında her zaman bu ilişki vardır." Bu ilişki Martin'in dizisinde defalarca görülüyor ve Martin'in son iki kitap sonunda piyasaya sürülürken devam edeceğini söyleyeceği bir şey. Özellikle Arya'nın kurdu Nymeria önemli bir rol oynayacak. "Biliyor musun, bir şeyler hakkında bilgi vermekten hoşlanmam." diyor Martin, yüzüne yayılan bir gülümsemeyle. "Ama kullanmayı düşünmediğiniz sürece dev bir kurt sürüsünü duvara asamazsınız."
- İşinize aşina olmayanlar için dizi hayali bir dünyada geçiyor. Krallığın kontrolü için bir mücadele var. Bu hanedan savaşı, esasen üç ana olay örgüsünden biridir. Bu tür insanüstü karakterleri içeren başka olay örgüsü satırları da var ve sonra eski tahtının geri dönüşünü arayan sürgün Targaryen kızı var. Neden bu üç ana olay örgüsü?
- Tabii ki uzakta olan iki şey var - Sur’un kuzeyindeki şeyler (Diğerleri) ve sonra diğer kıtada ejderhalarıyla Targaryen var - elbette "Buz ve Ateşin Şarkısı" başlığının buz ve ateşi. . " Yedi krallığın başkenti olan King's Landing'de ortada meydana gelen merkezi şeyler, çok daha fazlası tarihi olaylara ve tarihi kurguya dayanıyor. Güllerin Savaşları'ndan ve 100 Yıl Savaşları etrafındaki diğer bazı çatışmalardan gevşek bir şekilde alınmıştır, ancak elbette fantastik bir twist ile. Biliyorsunuz, başladığım dinamiklerden biri, King's Landing'deki yedi krallık içindeki küçük güç mücadeleleri tarafından bu kadar tüketilen insanlardı - kim kral olacak? Küçük Konsey'de kimler olacak? Politikaları kim belirleyecek? - krallıklarının çevresinde çok uzakta meydana gelen çok daha büyük ve daha tehlikeli tehditlere karşı körler...
Ve tabii ki, bunu tarih boyunca görebilirsiniz. Tarihte yer alan ortak bir dinamiktir. Biliyorsunuz, Yunan şehir devletleri, İsa'nın doğumundan önce, biliyorsunuz, Makedonyalı Philip hepsini fethetmek için ordularını oluştursa bile birbirleriyle kavga ediyorlar ama bunu modern zamanlarda bile görüyorsunuz, biliyorsunuz - Fransa'nın Üçüncü Cumhuriyet döneminde, Nazi tehdidi yükselirken siyasi mücadeleleri... Ancak Fransız siyasetçiler neredeyse Nazilerle arkadaş olmayı tercih ediyorlardı. Ve belki modern gündeki derslerimiz de. Kim bilir? Demek istediğim, şu anda dünyamızda iklim değişikliği gibi şeyler oluyor, bu, nihayetinde tüm dünya için bir tehdit. Ama insanlar onu politik bir futbol yerine kullanıyorlar, bilirsiniz… Herkesin bir araya geleceğini düşünürsünüz.
Bu, muhtemelen insan ırkını yok edebilecek bir şey. Bu yüzden, özellikle modern zaman meselesine değil, kitabın yapısıyla ilgili genel bir şey olarak bir analog yapmak istedim.
- Kitapta ( Buz ve Ateşin Dünyası) ipuçları bulmayı uman hayranlar için bir soru kalıyor: Tarih tekerrür eder mi? Martin’in arsız yanıtı: “Yankılanan bir evet ve hayır. Biraz belki. "
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.08.23 17:51 Ektaynot Uzaylılar türk olsa herkes bisexual olurdu

Çok güzel bir öykü.Biraz uzun ama sabırla okumanızı öneririm. Bitmiş tükenmiş bir adamın hikayesini anlatacağım sizlere... Lütfen kendinizi onun yerine koyarak okuyunuz.
Meslek hayatınız bir biçimde nihayetlenmiş. Ömür boyu hayalini kurduğunuz emekliliğe sağ salim ulaşmışsınız. Nohut oda, bakla sofa evinizde huzurla dinlenip, sabahları sardunyalarımı sularım , bir kafeste kanaryamı beslerim dediğiniz o vakit gelmiş.
İlk birkaç gün şahane geçiyor, eş dost ziyaretleri, devlet dairelerinde tezahüratlarla kapılardan karşılanmalar, çaylar, kahveler, “Ooo ne şanslısın üstadım, darısı başımıza...” lar, evde hanımla sabah keyifleri derkeeen... Üst üste aynı yerlere gittikçe insanlar masanın önündeki sandalyeyi göstermemeye, hatta meşguliyet bahane ederek başını bile kaldırmamaya, hanım da “E bey, sen biraz çıksan da gezsen...” demeye başlayınca anlıyorsunuz hanyayı konyayı.
Kendinizi işe yaramaz, boş, hiç bir şey üretmeyen biri olarak görmeye başladığınızda çöküş de peşinden gümbür gümbür geliyor. Her yerde fazlalıksınız, eski iş yerinizde, evinizde... Zaman nasıl geçer, hayat böyle sürer mi??
Eski saygı gördüğünüz günlere duyduğunuz özlem size hayatınızın belki de en önemli kararını aldırıyor. Koca adam, evdeki somyaya kapanıp hüngür hüngür ağladığınız gecenin sabahı , gidip başvuruyorsunuz İl Eğitim Müdürlüğü’ne : “Ben yeniden öğretmenlik yapmak istiyorum. Atayın beni Anadolu’nun bir köy okuluna!”
Şaşırtıcı bir hızla yerine geliyor dileğiniz. Polatlı’ya bağlı Keltepe köyüne yol görünüyor. Cumhuriyetin ilk yılları sayılır hala. Yol yok, elektrik yok, bozkırda bir kıraç köy. Numunelik niyetine bir tek tane ağaç, bir yeşil çalı dalı yok. Sarı, sapsarı, ruhsuz, şekilsiz, çiğnenmemiş bir mezarlık kasvetinde bir köy. Evler bile ev değil de köstebek tümseği gibi görünüyor gözünüze.
Bir kağnıyla götürüyor adamın biri sizi oraya. Karşıdan görünüverince ilk aklınıza gelen şey şu : “Sevmedim bu köyü. Hiç sevmedim.!” Kağnıcı sanki duymuş gibi iç sesinizi, “ Efendi, sen buralarda edemen ya, hadi hayırlısı” deyiveriyor.
Gecenin bir vakti bir gariban köylü sizi karşılayıp derme çatma bir kulübeye götürüyor, samandan bir yatak, ölü ışıklı gaz lambası, pis bir oda. Köyün hafızı ile aynı tek göz odayı paylaşacaksınız üstelik. Ne yapsın adam, soğumuş bulgur pilavını sizinle paylaşıyor, “Kusura bakma” diyor, “Yanında ekmek veremiyorum. Ekmek bile bulunmaz burada. Ekmeksiz köy burası!” Tüm gece bakışlarınızı tavana dikip “Ne yaptım ben??” diye kendinize söveceğiniz bir korkunç gece. Sabaha aldığınız karar şu, aynı kağnıcıyla gerisin geri evinize dönmek. Hem de hemen. El ne derse desin. Bu kabus yerde kalmanız mümkün değil. !
Sabah bir uyanıyorsunuz ki kağnıcı çoktan çekmiş gitmiş. Karşınızda bir başka gariban, ufacık tefecik, sivri sakallı bir ihtiyar. Üstü başı dökülüyor, şahrem şahrem nasırlı ayaklarında parçalanmış pabuçlar, lime lime bir mintan. Sarı Çavuş’muş adı. Kendine görev bellemiş, illa köyü gezdirecek size.
İlk durak okul. Gözleriniz yerinden uğruyor resmen. Okul binası, dört yıkık dökük duvar, cam yok, pencere yok, içinde de muhtarın davarları otluyor!! Ne bekliyordunuz ki zaten.
Şöyle bir dolanıyorsunuz etrafta. Her yer bataklık. O yüzden köy halkı sıtmadan kırılıyor. O vıcık vıcık çamur yemiş bitirmiş berekete dair ne varsa. Kısacası Keltepe köyünün katili işte tam da burası. “Sıtmabükü” diyorlar oraya. Kocaman yeşilimtrak sinekler kaynıyor üstünde.
Haydin öğlen oluyor, iki yumurtaya yufkaları bana bana karnınızı doyurmaya çalışıyorsunuz. Baktığınız her yer sefalet, yokluk... Bir testide de su var. O kargaşada o sudan ne zaman bir yudum alsanız tadına hayret ediyorsunuz. Bu.. bu su nasıl böylesine lezzetli olabiliyor?
Sarı Çavuş “Bu su, bataklığın tam ortasında Üçgöze’lerden çıkar “diyor, “Hakkın hikmeti...”
Cidden o Sıtmabükü’nün tam ortasında bembeyaz kumlar arasında bir billur su kaynağı var. İnanılır gibi değil. Meğer eskiden oralardan gürül gürül akan bir dere varmış. Kenarları hep söğütlük, meşelikmiş. Sonra sellerle önü tıkanmış o güzelim suların, kayalar inmiş içine, akıntı yolu kapanınca da olmuş size bir bataklık.
O ihtiyarcık, o üstü başı yırtık adamcağız, size bir güç veriyor anlattıklarıyla nedense. Bir gün önce dünya ayaklarınızın altından kayarken şimdi kendinizi güçlü hissediyorsunuz bir şekilde. Ne yaptı bunu, bir yudum lezzetli su mu??
Düşünmeye başlıyorsunuz, belki de bir umut vardır. Bataklık belki sadece yüzeydedir, ya altında o billur gibi su kaynıyorsa ?
Ertesi gün köyün imamını ziyaret ediyorsunuz. Yataktan kalkamıyor ne zamandır. Öyle aydınlık, öyle bilge, öyle tatlı dilli bir adam ki. Yattığı yerden size o ekmeksiz köyün tüm geçmişini anlatıyor, nasıl bir cennet mekanken bu bataklığa dönüştüğünü bir daha dinliyorsunuz...
Çıkışta bir müjdeli haber var ödül gibi: Muhtar okuldaki davarlarını almış. Samanları boşaltmış. E hadi bir teşekkürü hak etti, bir ziyaret de ona. Öyle dertli ki adamcağız : “Bu gidişin sonu kötü efendi. Sığırlarımız ot diye toprak yalar. Ekini tarladan avuçlarla yolduk. Açız, hastayız...” Anlayacağınız köy dağıldı dağılacak. Ah şu Sıtmabükü.! Canına okuyor herkesin.
Farkında bile olmadan Keltepe’de kalmaya karar veriyorsunuz. Her gün ertesi gün gidebileceğinizi düşünerek geçiyor zaman. Bir sabah köyün bağlı olduğu Polatlı’ya pazara gitmeye niyet ediyorsunuz. Gece kalacağınız hana doğru yürürken çay bahçesinde bir kalabalık çekiyor dikkatinizi. İlçenin tüm ileri gelenleri oturmuş sohbetteler. Bir babacan Albay var, anlattıkça anlatıyor neler yapmış Polatlı’ya, ne atölyeler, ne tamirhaneler, sayesinde bu kışlalar, bu lojmanların harcında taş taşımış herkes. Hah diyorsunuz, işte bana bu lazım. Herkes çekilince usulca sokuluyorsunuz Albay’a. Yanından ayrılırken eline bıraktığınız ufacık not kağıdı var. Ne mi yazıyor içinde? “ 5 büyük, 3 küçük pencere, 1 kapı, bir de yazı tahtası”.
Köye bir dönüyorsunuz ki mektep binası baştanbaşa sıvanmış, merdivenler yıkanmış, sulandırılmış toprakla her yer cilalanmış . Daha ona sevinmeye kalmadan iki gün sonra bir atlı arabayla pencereler, kapılar gelmiyor mu?! Hem yanında iki sandalye bir masa, iki de gemici feneri ile. Gazyağını bile unutmamış yollamışlar. Var ya, dünyalar sizin oluyor, dünyalar..!! Siz böylesine gayret ederken köylü durur mu? Bir güzel de kireç badanası yapılıyor okula. Artık ekmeksiz köyün o köstebek tümseği gibi zavallı evlerinin içinde pırıl pırıl parlayan bir bembeyaz okulu var!
O gün,işte o gün... Karar veriyorsunuz : “Eğer bu insanları bu perişan halden kurtarırsam, eğer yüzlerini güleç tutar, onları ümitlerle hayata bağlarsam... Bu Sıtmabükü günün birinde altın başaklı tarlalar, yemyeşil bostanlarla donanır mı? Bu köyde ölmüş bir çamur yığını değil, asil bir mayadan yoğrulmuş, uyandırılmaya muhtaç bir insan hazinesi var. Burada ben, açlığa, çoraklığa, bataklığa, sahipsizliğe rağmen toprağını bırakmayan, ona yapışan, yenilen, fakat geri çekilmeyen insanların arasında bir savaş cephesindeyim.”
Okulun açıldığı gün, köyün çocukları geliyor. Öylesine yabaniler ki, utanmaktan bahçe kapısına bile yanaşmıyorlar. Zorlamıyorsunuz onları. Gülümseyerek bekliyorsunuz. Sonunda içlerinden biri, ufacık tefecik bir kız çocuğu alacalı entarisini dalgalandırarak geliyor yanınıza. Bahar çiçeği gibi tazecik. Onunla birlikte öteki çocuklar da cesaret buluyorlar. Sıralanıyorlar mektepteki üç beş sıraya.
Kaldırıyorsunuz birer birer. İsimlerini söylemeleri lazım. Fakat o da ne? Çocukların hiç biri soyadlarını bilmiyor. ! Soyadlarını bilmiyorlar yahu, soy adlarını.! Allahtan akıl edip tüm haneleri tek tek dolaşıp liste tutmuşsunuz, bakıyorsunuz önünüzdeki listeye, tek tek öğretiyorsunuz, “Oğlum senin soyadın Sungurlu. Söyle bakayım...” “Ben Gülizar. Hidayet’in bebesiyim.” “Ha kızım, senin adın Gülizar Alanlı. Tekrarla bakayım...”
Adım adım oluyor herşey. Muhtar, komşu köylerden söğüt soymaları buluyor çatıyı devşirmek için. Siz gidip Toprak Mahsulleri ofisinin bahçesinde yere atılmış kiremitleri istiyorsunuz Müdür’den. E bir de Su İşleri Müdürlüğü’nden kamyon. Onların taşınması bile başlı başına iş. Okul soğuk çünkü. Her çocuk kolunun altına bir tezek sıkıştırıp geliyor ki ısınabilsinler. Çatı yapılmadan kış dayandı mı vay halinize...Çocuklar o tezeği taşımasın diye bir çare ararken İmam yetişiyor imdada. İmam hakkı, muhtar hakkı gibi, bu sefer de tezek vergisi kesiyorlar köylüye. Çocuğu olsun olmasın, herkes bir tezek verecek.
Okul tamam. Sıra geldi Sıtmabükü’ne. Gencecik, idealist bir Kaymakam var. Onunla tanışmanız herşeyin dönüm noktası. Öncelikle bir doktor yolluyor köye. Şu sıtma işi bir çözülmeli. Demeye kalmadan Devlet Su İşleri’nden memurlar geliyor. Aman ne büyük olay, herkes ayakta, yürekleri ağzında.
Ve mucize başlıyor.! Diyor ki o gencecik mühendisler, “Sen haklısın hoca, batalık fos, altında gürül gürül su kaynıyor. İnsan burasını sanki kendi yüzünü jiletle traş edermiş gibi kısa zamanda parlatır. Toprak bir kez meydana çıkınca da Sıtmabükü yokolur, olur sana Keklikpınarı. Sonra getirdiği altını kürekle karıştırırsınız.”
Anadolu’nun en berbat , en ölmüş köyünde , en fakir insanları arasında bir köy öğretmensiniz ama ümitler içindesiniz artık. Gönlünüz ferah. Keltepe ile Polatlı pazarı arasından başka dünyaları olmayan bu insanlara ufukların sınırlarını açmak, yarın açacakları kapıların anahtarlarını vermek sizin göreviniz.
Okulda gençlere akşam kursları, yaşlılara özel dersler, tüm köyün çocukları öğrenciniz artık. Bir Köy Odası açıyorsunuz ahali toplanıp muhabbet edebilsin diye. Hareketleniyor köy, canlanıyor, güçleniyor, özgüveni artıyor günden güne. Biliyorlar ki Sıtmabükü denen canavar yenilebilir. Mümkün yani kaderlerini değiştirmek.
Ve değişiyor da. O üstünde yeşil sineklerin uçtuğu sarı bataklığın ortasından billur bir akıntının özgürce süzülmesi ile başlıyor değişim. Bir ekskavatör kepçesi yetiyor onu yenip yoketmeye.
Sulanan topraklar yeşeriyor, kadastrodan memurlar gelip köylüye toprakları dağıtıyor, Şeker Şirketi’nden mühendisler gelip pancar ekimini anlatıyorlar. O kıraç, o ölü topraklarda yumruk yumruk şeker pancarları büyüyor. İlk yıl için ekme, sürme hep şirketten. İlerde hesaptan düşülecek bunlar.Öyle de bir nimet ki bu pancar, 1.000 dönüm bereketli toprak 4.000 ton ürün veriyor. İlk avansı da elden getirmişler üstelik. Trink para. Hayatında mı görmüş Keltepe’liler onca kaymeyi bir arada... Bayram var, bayram..!! Bununla da bitmiyor üstelik, bir de şeker primi varmış ödenecek. Hem de parasız. Vagonlar yüküyle şeker. Hem de şahane bir adet var, şeker primi “kadınların” hakkı, ona erkekler dokunamaz.
Muhtar inanamıyor hala. “Efendi , bizi bir adam yerine koydular ki şaşarsın!”
Efendim o Keltepe, o ekmeksiz köy, oluyor size "Keklikpınarı". Artık bostanlar mı istersiniz, bağlar mı, 30.000 kavaklık köy korusu mu, kooperatifler mi, süthaneler mi, arı kovanları mı...
Asrın temposuna ayak uyduramamış, ama efendi bir millet onlar. Hem de dünyanın hazineleri üzerinde yaşıyorlar da farkında değiller. Ta ki... Bir tek kişi... Oraya ayak basana kadar... Hayatına küsmüş, yolun sonuna geldiğine inanmış bir emekli öğretmen, cennetin kapılarını açıyor onlara. Havada , kökünden kopmuş, kendine yabancılaşmış bir aydın değil o. Çamura batmışken bile elindeki bayrağı havada tutabilen biri.
Okuyanlar anlamıştır. Tanımayanlara bilgi vereyim, Şevket Süreyya Aydemir’in “Toprak Uyanırsa” kitabı. Ağlaya ağlaya okudum. Burnumu çeke , çeke. Metroda, parkta, AVM’lerde, hiç utanmadan gözyaşlarımı akıta akıta okudum.
Ülkemin bu bereketli toprakları uyuyor diye ağladım. Toprak uyandığında olacak mucizelere tanık olduğum için ağladım. “Ben tek başıma ne yapabilirim ki?” zihniyetinin nasıl yolumuzu tıkadığını bir kez daha fark ettiğim için ağladım. Çoğu yerde mutluluktan ağladım. Şahane bir film izler gibi. Kimi zaman sadece ekmeğe muhtaç olmak da değil, “erdemler” konusunda bir çoğumuzun kendimizi o Keltepe sığırları gibi açlıktan toprağı yalıyor gibi hissettiğimizi düşündüm.
Sonra dedim ki, Sıtmabükü bataklığı ile Keklikpınarı cenneti arasındaki fark, incecik, ipincecik bir çizgi. Adına da “bakış açısı “ diyoruz. Tıpkı umutla umutsuzluk arasındaki sınır gibi. Ayağın bir taraftayken elinde karamsarlık var, diğerinde iyimserlik ve emek var. Bu kadar yalın, bu derece basit.
Ne zaman kendimi umutsuz hissetsem “Sıtmabükü’nün bataklığı fos Bige.” diyeceğim kendime. “Altında billur gibi su çağlıyor."
O köy öğretmenini umutsuzluktan umut tarafına geçiren ilham bir yudum lezzetli su olmuş.
Sen... bir bak etrafına, tertemiz bakışlı bir oğlan çocuğu, sana evladım diye hitap eden hiç tanımadığın bir teyze, elindeki ağır poşeti taşımana yardım eden pazarcı kardeş, bahçedeki kediyi besleyen komşun, caddede ezilen martıyı kucaklayan adam, bastonlu annene tüm trafiği durdurup yol veren kamyon şoförü, apartman görevlisinin dünya tatlısı afacan oğlu, hepsi, hepsi birer ferah yudum su olsun aksın taa içine...
Ununu elemiş duvarına asmış, ama yine de konfor alanından çıkıp memleketine hizmet için çabalayan bir emekli öğretmen kadar olamayacaksan seni mutsuz eden hiç bir şey hakkında şikayet etme hakkına sahip değilsin.
“Sen” harekete geçmeden, sen farkı yaratmaya başlamadan değişmeyecek hiç bir şey. Keklikpınarı’na ulaşmanın yolu buradan geçiyor.
Ama önce inanacaksın.
“Sıtmabükü fos.”
“Altında dünyanın en güzel suyu çağlıyor “
Anlayacağın, beklediğin mucize Sıtmabükü’nün içinde.
Bige Güven Kızılay 09.07.2018
submitted by Ektaynot to kopyamakarna [link] [comments]


2020.08.04 20:05 alwaysiesta Gündelik hayatın içinden bir kaç olay ve tanrı cope'u

Gündelik hayatın içinden bir kaç olay ve tanrı cope'u
değerli anon dostlarım yine çok doluyum her zaman ki gibi ve kafanızı biraz ütüleyeceğim kusura bakmayın.
dün açtığım thread için görsellere erişemedim ama bir tahta'da ayrıntılı bir şekilde başlık açmıştım o da 404 veriyor linki bırakıyorum bir şekilde ulaşabilen olursa gönderinin altına postlayabilir. https://tahta.se/b/res/71264.html

tinder türkiye'nin özeti nitelğinde bir video bırakıyorum buraya
gördüğünüz gibi ilk dikkat çeken şey yukarıda +99 kişinin bu kişileri swipelamış olması anlamına geliyor ve onlar ne yapıyor? Tabii ki hoşuma giden birini kaydırıp, onunla konuşup tanışıp güzel bir birlikteliğe başlamıyor! aksine telefonun kaydını açıp önlerine çıkan herkes ile tabiri caiz ise taşak geçiyorlar. kendini çok kasmış deyip beğenmiyor, köpek ile fotoğraf atan kişileri hangisi diye dalga geçiyorlar, düzgün bir şekilde yazılmış bio ile taşak geçiyorlar neden çünkü tüccar böyle istiyor, herhangi bir kaos ortamında yaşamak için yalvaracak acizlikte olan bu insanlar güncel sosyal yaşam da sadece makyaj yapıp 100 milyon takipçilere ulaşıp milyon dolarlara sahip olabiliyorlar.

https://preview.redd.it/xgadz2e7z0f51.png?width=747&format=png&auto=webp&s=790c23145496e7ea05b06400c940cbba44811668
Tanrı Cope u
8-9 milyarlık dünya'da aşağı yukarı yarısından çoğunun bir dine bağlı olduğu ve belirli kurallara göre yaşadığını çok net bir şekilde görüyoruz, bazı incel tanıdığım kişiler de kendini bu çok iyi dizayn edilmiş yalana kaptırmış olarak görüyorum. kısaca anlatmam gerekirse etrafımda ve gözlemlediğim kişilerin hiçbirinde benim kadar merhamet, yardımlaşma, iyilik sevdalısı biri görmedim ama gel gelelim onlar ne kadar gaddar, umursamaz olsa da benden daha yakışıklılar, benden daha çok kız götürüyorlar, benden daha çok takılıyorlar, benden daha mutlular eğer bir yaratıcı olsa ve benim içimi en iyi bilen o olsa benim hareketlerimi ve davranışlarımı diğer yarattığı canlılara göre kıyaslasa benim şuan diğer gaddar, uyuşturucu ve alkol kullanan, sahtekar, karşı cinse köpek gibi davranan kişilerden daha mutlu olmam gerekmez miydi? en kötü average bir sevgilim olması gerekmez miydi?

https://tr.sputniknews.com/amp/turkiye/202007141042451408-bosanma-asamasinda-oldugu-esi-mahrem-goruntulerini-Whatsapp-gruplarinda-paylasti-ben-degil-o/
fotoğrafta gördüğünüz gibi Türkiye standartlarında belki bir tık daha üstünde olan bir kadın ve yanında tam olarak geçen açtığım thread'de anlattığım gibi maskulen, iri kıyım, tesbihli bir erkek looksmaxxing olarak belki psl 2/10 civarlarında birisi ama evlenmiş hemde kendinden çok daha iyi bir kadınla hemde çocukları olmuş kadın aldırmış.
başka bir açıdan bakınca sosyal medya gösteriyor ki kadınlar ciddi anlamda kendi cinslerine karşı bile çok gaddarlar ve bir çekemezlik durumu söz konusu.

bu görselde görüldüğü gibi.
işin boy olayına takan bazı anonlar için şöyle bir örnek vermek istiyorum ünlü oyuncu ve yakışıklı
taylor lautner aşağıda ki kişi eye area sı çok iyi, hairline açık değil, saçlar iyi, vücudu gayet kaslı tam bir pretty boy olarak adlandıralabilecek birisi.
https://preview.redd.it/peh8b4tzw0f51.jpg?width=467&format=pjpg&auto=webp&s=641a664fafe1e617e43f6a9d5054ed217b96666b

https://preview.redd.it/lhln50f8x0f51.jpg?width=1227&format=pjpg&auto=webp&s=a40e8b27dcaee3ba39b63080f34a29444bb0f1fc
burada görüldüğü üzere onla karşılaşan niteliksiz, tamamen normal adı sanı bilinmeyen hayranları ünlü oyuncu için tam olarak OMG not okay diyor (hiç iyi değil) 40 milyon civarı bir servete sahip, psl olarak 7/10 üstü bir erkek, çok ünlü ama boyu 1.74 olduğu için bu muameleyi görüyor. cidden bu adam böyle ise ben çoktan over olmuşum demektir.
submitted by alwaysiesta to turkincel [link] [comments]


2020.07.29 15:25 griljedi GRRM - 2012 Söyleşileri

  1. Şu ana kadar yayımlanan kitaplara eklediğiniz ve okuyucunun bulmasını umduğunuz ama bulamadığı şeyler var mı? Yahut çok az kişinin gördüğü?
Hayranların şu ana kadar her şeyi öğrendiğini düşünüyorum. İnsanlar düşüncelerini internette, bloglarda yazıyor. En anlaşılmaz, ücra ipuçları bile kısa sürede bulunuyor ve dikkat çekiliyor.
  1. Valyria’yı görecek miyiz?
Kıyamet öncesi mi şimdiki halini mi? Belki.
  1. Cevaplanmamış ama Kış Rüzgarlarında cevaplanacak üç soru söyler misiniz?
Söyleyebilirim ama söylemeyeceğim.
  1. Bronn’un hikayesi bitti mi?
Bronn’un hala bir rolü var, kesinlikle geri dönecek.
  1. Başlangıçta onlara vereceğiniz yolu ertelediğiniz veya yoldan saptırdığınız bir karakter var mı? Varsa, kim?
Hayır, var diyemem. Bazı durumlarda kronolojiler başlangıçta istediğimden farklı ama tüm karakterlerin hikayeleri aynı devam devam ediyor.
  1. Demiradamlar kuzeye saldırmamış ve Kızıl Düğün gerçekleşmemiş olsaydı Kuzey ve Nehirtoprakları bağımsız kalmaya devam edebilir miydi?
Kuzey olabilir ama Nehirtoprakları daha sorunlu. Gerçek doğal sınırlar olmadan, nehirtoprakları her taraftan saldırılara karşı savunmasızdır, bu yüzden tarihleri kan ve kargaşa ile dolu.
  1. Hayranların bulduğu ama sizin o amaçla yazmaya niyetlenmediğiniz en büyük kırmızı ringa balığı (yem) nedir?
Bu söylemek olurdu ama hayranlar, ufacık bir şeyden bile kuram çıkarıyorlar. Zaman zaman bunları bana e-posta atıyorlar.
- Dothraki aslında bir dizi bozkır ve ova kültürünün bir karışımı olarak tasarlandı ... Moğollar ve Hunlar, kesinlikle, ama aynı zamanda Alans, Sioux, Cheyenne ve çeşitli diğer Amerikan kabilelerinin ... saf bir fantazi ile terbiyeli hali. Araplara veya Türklere - orijinal olarak bozkırların atlıları olması haricinde- herhangi bir benzerlik tesadüfidir (bu emmiye biri Hunların da Türk olduğunu söylesin. Neyse). Bununla birlikte, genel olarak, tarihten ilham alırken, ister bireylerden isterse tüm kültürlerden olsun, doğrudan bire bir nakillerden kaçınmaya çalışırım. Robert'ın VIII. Henry veya Edward IV olduğunu söylemek nasıl doğru değilse, Dothrakilerin de Moğol olduğunu söylemek doğru olmaz.
- GRRM; “Ejderhaların Dansı sonunda pek çok uçurum vardı, 6. kitapta bunları çok erken çözeceğim. Kitabı inşa ettiğim iki büyük savaşla açacağım; Buz Savaşı ve Meereen-Köle Körfezi Savaşı ve sonra oradan alıp devam edeceğim.”
- Ned ve Robb’un ölümü... Bu iki karakterin sonunu en başından beri biliyor muydunuz yoksa zaman içinde mi karar verdiniz?
Neredeyse en başından beri biliyordum. Hikayenin büyük vuruşlarını biliyorum; ana karakterlerden kim ölecek, kim yaşayacak... hepsini. Yazım sırasında keşfettiğim çok ayrıntı var, küçük karakterler gibi... Yani ana karakter altı arkadaşıyla bir savaşa girecekse altı arkadaşın hepsine de ne olacağını bilmiyorum, buna yazarken karar veriyorum ama büyük oyuncular, büyük hayatlar ve hayat değiştiren büyük olayları en başından beri planlı.
- Bir çok kişi Jon’u öldürdüğünüzü düşünüyor. Geçmişte Starklara çok kötü şeyler yaptınız ama içimden bir ses Jon hayatta kaldı diyor. Bu konuda yorum yapmak ister misiniz?
[Güler] Bu konuda yorum yapmayacağım.
- Jon, Lord Kumdandan olarak resimden etkili bir şekilde çıkmış olsa da - yaşıyor olsa bile, Sur’un o kış geldiğinde Ötekileri geri tutma şansını sevdiğimden emin değilim. Kış Rüzgarları'nda Sur’un güneyine doğru hareket ettiklerini göreceğimizi varsayabilir miyiz?
Çok fazla şey söylemek istemiyorum ama Kış Rüzgarlarında kesinlikle daha fazla Öteki göreceksiniz.
- Kargaların Ziyafeti ve Ejderhalarla Dansta bölüm başlıkları olarak Kraliçe'nin Eli veya Demir Talip gibi etiketleri kullanmaya başladın, daha önceki ciltlerde ise her zaman Jon veya Ned ya da Arya idi. Bu kimlik sorunlarını keşfetmenin bir yolu mu? Özellikle Arya ve Sansa ve Theon ile tüm kimlikleri değişiyor gibi görünüyor.
Evet, tam olarak amacım bu. Bu kitaplarda birçok kimlik saldırı altında.
- Ortaya çıkan bir diğer tema da – her yerde var ancak ancak Ejderhalarla Dansa son pov’da daha da netleşiyor - taht oyununda oyuncu olduklarını düşünen karakterlerin piyonlardan daha sık olması. Gerçek güç gölgelerdedir. Bu fikri en başından itibaren keşfetmek istediniz mi yoksa hikaye geliştikçe mi ortaya çıktı?
Hangi durumdan bahsettiğinize bağlı. Bu seriye 1991 yılında ilk başladığımda, ne olduğunu gerçekten bilmiyordum. A Game of Thrones'a geldiğimde, ana temaların ne olacağını biliyordum ve bu kesinlikle onlardan biri. Gücün doğası ve gücün kullanımı ve insanların iktidara gelmesi için neler yaptıklarını - ele aldığım en önemli şeylerden bazıları.
Varys’ın 2. kitapta sorduğu kral, rahip, savaşçı bilmecesi buna hitap ediyor. Kim kime itaat ediyor? Asıl güç kimde? Asıl soru bu.
- GRRM, Tyrion karakterini, 1981 yılında Lisa Tuttle ile yazdığı Windhaven isimli kitaptaki bir cümleden ilham aldı; “Bir cüce var, gördüğüm en çirkin adam ama ayrıca en zekisi.”
- GE: Tyrion ve Daenerys, serinin en ünlü iki karakteri...
En popüler iki karakterden biri, ancak bence evrensel olarak en popüler olan ikisi Jon Snow ve Arya. Her karakterin hayranları ve büyük bir iltifat olarak aldığım aleyhte sözler var. Gerçek insanlar hakkında böyle hissederiz; bir kişi onları sever, başka bir kişi onlar tarafından tahrik olur ve başka bir kişi onların sahte olduğunu düşünür. Kurgusal bir karakter yaratıyorsanız ve herkes karakteri seviyorsa veya karakterden nefret ediyorsa, muhtemelen bir karton parçası yaratmış olursunuz.
- GRRM, Kargaların Ziyafeti’nde Brienne’nin asılırken yaptığı seçimin “kılıç” olduğunu doğruladı ve bunu küçük Payne’i kurtarmak için yaptığını da... Yani Podric Payne, hala hayatta.
- Karakterleriniz arasında bir seyahat arkadaşı seçmeniz gerekse kimi seçerdiniz?
Hedefe ve ne yapmak istediğime göre değişir. Eğer sadece gezi, manzara, farklı yerleri görmekle ilgiliyse Tyrion’u yanıma alırdım; asit yorumları (iğneliyici demek istiyor sanırım, söyleşi ispanyolcaydı, ben de otomatik sayfa çevirici kullandım) belli zamanlarda çok iyi olurdu. Daha romantik bir kaçış olacaksa da Daenerys’i alırdım çünkü eğlenceli olmasının yanı sıra çok güzel bir kadın.
- Kim daha seksi? Hayalinizdeki Daenerys mi yoksa Emillia mı?
Gerçek şu ki Emillia çok seksi ama farklılar. Benim için seçmesi zor çünkü ikisini de çok seksi görüyorum. Emillia düşündüğüm karakterin daha yaşlı bir hali. Kitaptaki Dany, cinsellik dünyasına girmiş bir genç kız ile küçük bir kız olma arasında değişiyor. Bazen bir kraliçecilik oynayan bir kız gibi davranırken, bazen de her açıdan tamamen işlevsel bir yetişkin gibi davranır. 23 yaşındaki Emillia 17 yaşında olması gereken (aslında 16) bir karakteri canlandırıyor.
- Westeros’ta ailelerin çok fazla çocuğu var, onları rahatça öldürebilmek için mi? Karakterleri öldürmeyi seviyor musunuz?
Bunu sevmiyorum ama bazen bunu komplo ihtiyaçlarıyla yapmak zorunda kalıyorum. Buna ek olarak ilham aldığım dönem Orta Çağ; o dönemlerde ailelerin şimdikilerden daha fazla çocukları olurdu çünkü kadınlar da çocuklar da sık sık doğumda ölürdü hatta çocuklarınızın ileride fazla yaşamayabileceğinizi bilirisiniz; kimisi erken yaşta kimisi biraz daha ileri yaşta ölürdü. Bu yüzden o dönemlerde çok çocuk olurdu. Ben de, her ne kadar bu bir fantezi de olsa, işime bunu yansıtmaya çalışıyorum, o dönemin şartlarına sadık kalmaya çabalıyorum.
- Yedinci kitabın ismi Kurtların Zamanıydı, bunu neden değiştidiniz?
Bu geçici bir başlıktı; bir isim seçmem istendi ve benim de aklıma ilk Kurtların Çağı ya da Kurtların Zamanı geldi ama hiçbir zaman sevmedim. Bir Bahar Rüyası daha iyi bir başlık.
- Ormanın Çocukları ile Ötekiler arasında göründüğünden daha yakın bir ilişki var mı?
Olabilir, olabilir. Hikaye devam ettikçe gelişecek bir konu, bu yüzden şu an bir şey söylemem (kendi de bilmiyor :D ).
- Jon Arryn’nın ölümünün LF ve Lysa eliyle olduğunu öğrendik, peki Sör Hugh’un ölüm emrini kim verdi? Cersei mi? LF mi?
İkisi de olabilir, kararınıza göre... Ancak bu, sadece bir Gregor olayı olabilir de. O cani ve acımasız biri, birini öldürmek için gerçek bir nedene ihtiyacı yok.
- Doran ve Mellario’un tartışma sebebi çocuklarını uzaklaştırma meselesi yüzünden ise Mellario neden Dorne’u terk etti? (Herkesin merak ettiği bir soru.)
İyi bir evlilik değildi. Yeni ve egzotik bir şeyin cazibesi nedeniyle evlendiler. Bazen cazibe en az beklediğiniz zaman olur. Uzak bir ülkenin prensi idi ve o da hayat dolu, çok çekici, çok farklı bir kültürden gelen bir kadın gibi görünüyordu. Dorne'a geldiğinde, Norvos'tan farklı olan, özellikle de çocukların başkalarına himaye edilmesiyle ilgili geleneklerin olduğunu görür. Bu ne siyasi bir evlilik, ne de büyülü bir evlilikti, sadece insan doğasının bir örneğiydi. Bazen ilişkiler iyi bir temel üzerinde başlar: tanışırsınız, büyük bir cinsel cazibe vardır, bir ilişki kurarsınız, evlenirsiniz ... ve sonra dört veya beş yıl içinde gerçekten ortak bir şeyinizin olmadığını fark edersiniz. Bir hata yaptınız ve yedi krallıktaki gibi boşanmanın yaygın olmadığı bir toplumda kolay çözümü olmayan bir durumdasınız... Bu sadece başarısız olan politik bir evlilik örneği değil, ayrıca aşk evliliklerinin bile başarısız olabileceğinin bir örneğidir.
Bazen Yedi Krallık'taki politik evlilikleri iyi gelir ve aşk için olan evlilikler iyi olmaz. Bazen bir çift birbirini sever ve sonra bir noktada sevmezler. Şehvetten gülüşmeler başka bir şeyden de gelişmeyen evlilikler vardır. İşlerin iyi gideceğine dair bir garanti yoktur ve bunun sonucu, hayal kırıklıklarının gelişmesi ve her insanın kendi yolunda gitmesi için yabancılaşmanızdır. Bu konuda Mellario'dan bir miktar acı var çünkü Dorne Prensi olarak Doran çocuklarıyla birlikte kalabildi ve Mellario, onları terk etmek zorunda kaldı (anladığım kadarıyla Doran, kadının çocukları alıp gitmesine izin vermemiş).
- Kitaplarda, krakenleri derinlerden uyandırabilecek bir boru hakkında hikaye var. Hiç kraken görecek miyiz?
Mümkün soruya şaşırmış görünür
- Ölü ulukurt ve yavrular hakkında... Bunlar eski ilahlardan bir hediye mi yoksa Bloodraven’dan mı? Bazıları ölü kurdun boğazına takılan geyik boynuzunu bir fs olarak görüp Stark-Baratheon çatışmasına işaret kabul ediyor.
Dostum, bu okuyucuların anlaması gereken bir şey. Eğer orada dikkatlice ince bir şekilde çalıştığım bir sembolse, bunun nedeni insanları düşündürmek için fikir verici olmaya çalışıyorum. Eğer görürseniz ve merak etmeye başlarsanız, bu bilerek yapılmıştır. Ama "Bu bir sembol! Bu bir sembol!" diye bağırmayacağım. Her okuyucu kendi okumalı ve sembollerin ne olduğuna ve ne anlama geldiğine kendileri karar vermelidir. Bu, karmaşık bir sanat eserinde yaptığınız işin bir parçasıdır, kasıtlı olarak yapılandırılmış ve nispeten belirsiz olan bir şey, böylece her okuyucu kendi sonuçlarını çıkarabilir.
- Jaqen, Kızıl Tanrı'ya ve başka yerlerde ateş tanrısına atıfta bulunur. R'hllor'dan mı bahsediyor? Arya'nın Yüzsüz Adamlar tarafından eğitildiğini gördüğümüzde, R'hllor onlar için özellikle önemli görünmüyor.
George bir an düşünür Eh, Jaqen’ın onu ne zaman andığına dikkat et; yakın zamanda neredeyse yanıyordu.
- İsyan sırasında neden Davos, Stannis’e yardım etti?
George güler Çünkü soğanı vardı! Ve kendi kendine şöyle düşündü: "Bunları en iyi fiyata nereden satabilirim? Onları King's Landing'e götürürsem bana soğan bedelini ödeyecekler ama onları açlık çeken insanlara götürürsem kesinlikle daha iyi ödeyecekler. "
- Varys ve Illyrio, Prens Doran ve Sör Willem Darry'nin yapmış olduğu nişan sözleşmesinin farkında mıydı? Ve neden Darry veya birisi Viserys'e ölümünden önce bu anlaşmayı söylemedi?
İlk soruya: hayır. İkincisi ise, Viserys karar verildiğinde olgunlaşmamış bir çocuktu ve bu bilgiye hazır değildi.
- Arthur Dayne, asil ve cesur bir şövalye olarak tanıtıldı. Jaime bile dehşete düşerken o nasıl Aerys’in acımasızlıklarını destekleyebildi?
Okumaya devam edin.
- İlk Daenerys, Daemon Blackfyre ve Dorne prensi arasındaki ilişkide neler olduğunu anlatır mısınız?
Daemon ve Daenerys'in aşık olmasına rağmen, kardeşi kral Daeron, sevgi meselelerinden daha çok devlet meseleleriyle ilgiliydi. Dorne ile uzun yıllar mücadele etmiş ve Yedi Krallığa taciz etmelerini engelleyemedikleri gibi onları Yedi Krallığa katamamıştı. Şiddetin başarısız olduğu yerde, belki de evliliğin düşmanlığa son verebileceğini fark etti ve böylece kız kardeşini Dorne prensi ile ittifak kurmak için kullandı. Bu politik bir evlilik, saf ve basit, Dorne ve Yedi Krallık arasında birliği garanti etmek için uygun bir evlilik. Ayrıca, kız kardeşini ki kendisiyle birkaç çatışması olmuş ve bir çok insanın tahtın gerçek sahibi olarak gördüğü piç erkek kardeşi yerine, Dorne prensine vermeyi tercih etti. Bu da Daemon’u ilk Blackfyre Taliplisi olmasına iten bardağı taşıran son damlaydı.
- Ejderhalarla Dansta, Brandon Stark’ın da Robert gibi kadınlara olan ilgisi hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Brandon'ın da piçleri var mıydı?
Brandon'ın çocuk sahibi olmadan önce öldüğünü söylemek abartı olurdu. Kitaplarda bakire olmadığı tespit edilmiştir. Ziyaret ettiği çeşitli yerlerde küçük snowlar bırakmış olabilir ama kesinlikle açık olan, meşru çocukları olmadığıdır.
- Meereen Düğümünün nasıl vuku bulduğunu artık biliyoruz. Asıl sorun neydi? Örneğin, Dany'nin çeşitli karakterlerle tanışma sırası mıydı, yoksa ejderhaları kim, ne zaman ve nasıl almaya çalışacağı mıydı?
Şimdi bir şeyler açıklayabilirim. Pek çok, birçok faktörün bir birleşimiydi: Xaro'dan Dany gemilerini vermek için teklifle başlayalım, reddedilmesi daha sonra Qarth'ın savaş ilanına yol açacaktır. Sonra şehri sakinleştirmek için Daenerys'in evliliği var. Sonra Yunkai ordusunun Meereen kapılarına gelişi var, çeşitli insanların yoluna çıkma sırası var (Tyrion, Quentyn, Victarion, Aegon, Marwyn, vb.) Ve sonra Daario var, bu tehlikeli kiralık kılıç ve Dany'nin onu gerçekten isteyip istemediğine dair bir soru var; salgın var, Drogon'un Meereen'e dönüşü var ...
Bütün bunlar havaya fırlattığım toplardı ve hepsi bağlantılı ve kronolojik olarak iç içe geçmişti. Drogon'un şehre dönüşü, farklı zamanlarda olduğunu keşfettiğim bir şeydi. Örneğin, Quentyn'in Meereen'e gelişinin üç farklı versiyonunu yazdım: biri Dany'nin evliliğinden çok önce geldi, biri daha sonra geldi ve diğeri evlilikten sadece bir gün önce geldi romanda olan da bu Ve bu farklı varış noktalarının diğer karakterlerin hikayelerini nasıl etkilediğini karşılaştırmak ve görmek için üç versiyonu da yazmak zorunda kaldım. Henüz gelmemiş bir karakterin hikayesi de dahil (Sonra da GRRM neden kitapları bitiremiyor, diyoruz :P ).
- Melisandre neden Stannis'i aradı? Onu alevlerinde gördü ve kendi başına aramaya mı karar verdi yoksa kırmızı rahipler adına bir göreve mi başladı? Rahipler tarafından gönderilen Moqorro ile karşılaştırdığınızda, sanki ikincisi gibi görünmüyor.
Haklısın, Melisandre kendi karar verdi, onun kendi gündemi var.
- Ejderha Kayası temelde volkanik bir ada ve bu nedenle, mağaralarına ne kadar derine girerseniz, o kadar sıcak olur ... ama derinliklerinde bu ısıya neden olan eski Valyri büyüsü olabilir mi?
Ejderha Kayası kalesinin nasıl inşa edildiğine ve bazı yapılarında taşın bir şekilde sihirle nasıl şekillendiğine bakarsanız ... evet, hala Valyria büyüsünün mevcut olduğunu söylemek mümkündür( Targların buradaki büyü yüzünden hastalanmadığı, ayrıldıkları için hastalanmaya başladıkları kuramım daha bir güçlendi :) ).
- Neredeyse her zaman birbirleriyle müttefik olmak isteyen aileler arasında evlilikler görüyoruz. Bu bağlam göz önüne alındığında, Tywin Lannister'in evliliğinin ilk kuzenle olması tuhaf görünüyordu ve hatta Tywin'in ne kadar pragmatik ve hırslı olduğunu düşündüğünüzde daha da tuhaf görünüyordu. Yoksa gerçekten bir aşk evliliği miydi?
Aşk olabilir ama ailenin kanını güçlendirmek için başka bir açık sebep var. Targaryenlar bu politikanın en uç örneğidir: sadece kanın saflığını korumak için aile içinde evlenirler ve böylece taht veya ailenin yönetimi için birkaç aday bulundurma probleminden kaçınırsınız. Beş erkek kardeşiniz varsa ve her birinin birkaç çocuğu varsa iki veya üç nesilden sonra kendinizi otuz potansiyel mirasçı ile bulabilirsiniz: Lannister veya Frey adında otuz kişi olabilir ve bu da çatışma üretir çünkü hepsi taht için kalıtsal kavgalara katılacaklar. Güller Savaşı'nın kaynağı budur; Taht için fazla aday, hepsi Edward III'ün torunları. Beş oğlunuz varsa ve bu tür bir problemden kaçınmak istiyorsanız, belki de en büyük oğlunun ilk doğan kızını üçüncü oğlunun çocuğuyla evlenmek o kadar da kötü bir fikir değildir; kavgalardan kaçınırsınız ve kan birleşik kalır, belki de Tywin'in evliliğinin amacı buydu. Belki Lord Tytos'un fikriydi hatta Tywin'in büyükbabasının fikri bile, evlilik ittifakının tam olarak hangi saatte yapıldığına göre...ancak notlarımı kontrol etmem gerekir çünkü hatırlayamıyorum.
- Valyria’yı görme şansımız var mı?
Belki ama kesin değil. Asıl soru geçmişteki mi yoksa şimdiki mi? (yukarıda vardı bu soru, evet. Kasıtlı tekrar ekledim çünkü adamın kafasındakini çözmeye çalışıyorum ama daha çözemedim. :D)
- Jaime, Diyar’ın tarihindeki en iyi kılıç ustalarından biri. Ned harika bir kılıç ustası denemez, daha çok yetkin bir kılıç ustası demek daha doğru olur, onun yeteneği başka yerde yatıyor. O daha çok iyi bir komutandır(ağabeyi iyi bir kılıç ustası).
(Bundan sonra yine bir İspanyolca çevirisi var ve yine oto sayfa çevirisi kullandım. Malum bu dili bilmediğim için olduğu kadar; çoğu genelde iyi çeviri görünüyor ama kelimelerde anlamsız kaçan noktalar vs. olabilir. Çok karmaşık, devrik olan; çeviriden emin olmadıklarımı çıkartıyorum yazıdan çünkü tamamen yanlış bir bilgi de verilmiş olunabilir, emin olamam.)
- İlk kitaplardan herhangi bir şey değiştirmek ister misiniz?
Ahm ... Bekle ... Neyi değiştirmek isterdim? Tyrion Lannister'ın ilk tanıtıldığı sahneyi değiştirmek isteyebilirim;Tyrion'un bir kapının tepesinden atladığı sahne; bu mümkün değil. O zamana kadar, böyle durumu olan insanlar hakkında çok az referansım vardı ve daha sonra fiziksel zorlukları hakkında daha geniş detaylar öğrendim. Yani bu değiştireceğim şeylerden biri.
- Dördüncü kitaptan, 'Peygamber' veya 'Kraken'in Kızı' gibi takma adlarla bazı bölümleri açığa çıkardınız. Bunu neden yapıyorsun?
Eh ... [Gizemli bir gülümsemeyle uzun zamandır düşünüyor] Bence en iyi bilim kurgu ve fantezi yazarlarından Gene Wolfe'yi tanıyor musunuz bilmiyorum.Eserleri bulmaca ve gizemlerle dolu ve söylediklerine çok dikkat etmeniz gerekiyor.Bir gün ona sorduğumu hatırlıyorum: “Bunu neden kullanıyorsun? Bunun ötesinde daha derin bir neden var mı? ”Ve başlangıçta hiçbir şey söylemedi. Sadece ironik bir şekilde gülümsedi ve bana dedi ki: “Bunun ne anlama geldiğini düşünüyorsun?” Ve ona teorilerimi söyledim.Sonra şöyle cevap verdi: “İlginç…” [Gülüyor].Benden kurtulmak istediğin tek şey bu, ama bunun bir kaza olmadığını söylemeliyim [Gülüyor].
- 2012 yılında 400 sayfasını yazmış kitabın ama ancak 200 tanesi tam manası ile bitmiş (son gözden geçirmelerle yani). Bu durumda şimdi sona gelmiştir inşallah. :)
- Kitabın sonunda herkesi memnun etmeyeceğini biliyorsun, değil mi?
Tabii ki bazı hayranlarımı hayal kırıklığına uğratacağım çünkü nihayet tahta çıkacaklar hakkında teoriler yapıyorlar: kim yaşayacak, kim ölecek… ve hatta romantik eşleşmeleri hayal ediyorlar ama bu fenomeni Rick Nelson'ın sözlerini tekrarlayarak yaşadım: “Kimseyi memnun edemezsin, bu yüzden kendini memnun etmelisin”. Bu yüzden son iki kitabı yapabildiğim kadar iyi yazacağım ve okurlarımın büyük çoğunluğunun bundan memnun olacağını düşünüyorum. Herkesi memnun etmeye çalışmak korkunç bir hatadır; Ben okuyucularınızı kızdırmanız gerektiğini söylemiyorum ama sanat bir demokrasi değildir ve asla bir demokrasi olmamalıdır. Bu benim hikayem ve rahatsız olan insanlar dışarı çıkmalı ve kendi hikayelerini yazmalı; okumak istedikleri hikayeleri.
- Hayran forumlarından uzak durmaya çalıştığını çünkü insanların olanları tahmin ettiğinde hikayeyi değiştirme güdüsü devreye giriyor ama onca ipucunu verdikten sonra bunu yapmanın doğru olmayacağını ve bunun hikayeyi de mahvedeceğini bildiğinden bakmamak en iyi seçenek. “Kitabı o kadar ipucuyla doldurduktan sonra değiştirmek beni yalancı yapar, ben yalancı değilim” diyor(Ama karısı giriyormuş forumlara :P ).
- Sen kötü bir yazarsın çünkü birçok ana karakteri öldürüyorsun. Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Şey… Okuyucularımın okuduklarına duygusal olarak katılmalarını istiyorum. Uzaktan okumayı sevmiyorum ve onların gerçekten dahil olmalarını istiyorum ve eğer korkunç şeyler olacaksa; Korkmalarını istiyorum. Bunu yapmanın ötesinde herkesin ölebileceğini belirtmek istiyorum. Benimki, kahramanın güvende olduğunu bildiğiniz, diğerleri gibi tahmin edilebilir bir kitap değil. Kahramanın ne kadar sorun yaşarsa yaşasın, karşılaştığı ihtimaller; o gelecek, çünkü o ... o John Carter, o kahraman. Gerçek hayatta böyle değil ve kitaplarımda gerçekçi olmak istiyorum, bu yüzden kimse kitaplarda güvende değil. Bir yazar olarak amacım her zaman güçlü bir kurgu hikayesi yaratmaktı. Okuyucularımın kitaplarımı ve rahat bir koltukta otururken geçirdikleri harika zamanı hatırlamalarını istiyorum.
- Ama Buz ve Ateşin Şarkısı'nın kahramanı kim ?
Bilmiyorum. Herkes kendi hikayesinin kahramanı ... ve bir düzineden fazla bakış açısı karakterim var ve hepsi kahraman …
- Kitaplarınızın bir başka ilginç yanı da bize Kızıl Tanrının alevleri, Yüce Yürek Hayaleti'nin sözleri veya Ölümsüz Evi'nin vizyonları aracılığıyla birçok ipucu vermenizdir…
-Güler- Onlar spoiler mı? Onların ne demek istediğini anlamak için çok dikkatli bir şekilde bakmanız gerekir. Hepsi de göründüğü gibi değil. Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.”
- Elbette bize yardım etmek için verdiğiniz tüm kehanetlere rağmen hikaye çok öngörülemez …
Kehanetler, kabzasız kılıca benzer, çok dikkatli tutmak gerekir.” diyor ve kehanet işinin kitaba ilginçlik katacağına ama çok belirgin bir mana ile yahut çok kolay anlaşılır şekilde bunu yapmak istemeyeceğinden bahsediyor. Kehanet için Güller Savaşında yaşamış bir lordu örnek veriyor. Beyaz Kule’nin altında öleceğine dair bir kehanet duymuş ve ondan sonra o kuleye bir daha yaklaşmamış; savaşta öldürülüyor ve öldüğü yer de o kulenin resminin olduğu yerdir. “Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.” diye bitiriyor. “Kehanetler beklenmedik şekillerde gerçekleşir. Onlardan ne kadar kaçınmaya çalışırsanız, onları o kadar çok gerçeğe dönüştürürsünüz ve ben bununla biraz eğlenirim.”
- Yani her zaman beklentilerimizi hayal kırıklığına uğratmak istiyorsun, değil mi?
Evet, her zaman niyetim buydu: okuyucunun beklentileri ile oynamak. Bir yazar olmadan önce çok iddialı bir okuyucuydum ve hala öyleyim ve çok öngörülebilir grafikleri olan çok sayıda kitap okudum. Bir okuyucu olarak aradığım şey beni memnun eden ve şaşırtan bir kitap. Ne olacağını bilmek istemiyorum. Benim için hikaye anlatımının özü bu ve bu nedenle okuyucularımın artan ateşle sayfaları çevirmelerini istiyorum: sonra ne olacağını bilmek. Çoğunlukla fantezi türünde, kahramana sahip olduğunuz ve o seçilmiş olan birçok beklentisi var ve her zaman onun kaderi tarafından korunuyor. Kitaplarım için istemedim.
- Serinin ismi neden Buz ve Ateşin Şarkısı? Sur ve ejderhalar ve ötesi için mi?
Bu bariz bir şey ama evet, bundan fazlası var. İnsanlar Robert F.’in şiirinden etkilendiğimi söylüyor, doğru. Ateş aşk, tutku, cinsel şevk ve diğer şeylerdir. Buz ihanet, intikam ve buz… biliyorsun, insaniyetsiz bir soğukluk ve kitaptaki diğer şeyler.
- Bana biraz kadın karakterleri hakkında konuş, çünkü onlar çok çeşitli ... Lady Catelyn, Kraliçe Cersei, Asha Greyjoy, Melisandre, Tarth Brienne ...
Şey ... Farklı olmalılar çünkü farklı yaşam deneyimleri olan farklı kadınlar. Tüm kadınların aynı olduğuna inanmıyorum, erkeklerin hepsi aynı değil. Bence “tüm kadınlar… boş olanı dolduruyor” gibi yaptığınız herhangi bir ifade yanlıştır. Bu tür genellemeler sizi her zaman sıkıntıya sokar, bu yüzden kadın karakterlerimi Westeros'un Yedi Krallığı gibi cinsiyetçi ve ataerkil bir toplumda bile büyük çeşitlilikte sunmak istedim. Kadınlar farklı roller ve farklı kişilikler bulabilirler, bu yüzden farklı yeteneklere sahip kadınlar bir toplumda kim olduklarına göre çalışmak için yollar bulabilirler.
- GRRM savaş karşıtı biri ama “mutlak pasifist” biri kesinlikle değil.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.25 11:06 Asusnur GRRM - 2001 Söyleşileri -2

Bu çeviri @
31 Mayıs 2020
Sormak istediğim bir diğer soru da Lannister’larla ilgili. Tywin’in ölümü ve Tyrion’un sürgünü göz önüne alındığında, Lannisterlar beyin göçüne uğramış görünüyorlar. Ortaya çıkacak ve yerini alacak başka Lannisterlar olacak mı ? Daven Lannister, belki? Kuşkusuz gelip yerlerini almaya çalışacak başka Lannisterlar olacak. Söylediğin gibi Sör Daven Sör Kevan çok daha kıdemli ve daha deneyimli. Ve kadınları ihmal etmeyin. Tywin’in üç erkek kardeşinden sadece Kevan kaldı, ancak bir kız kardeşi de vardı. Daha genç bir nesil de geliyor ve daha uzak kuzenler ve benzerleri de var. Lannisterlar büyük bir ailedir.
Ne demek istediğinizi anlıyorum, ama Lannister’ların en iyisi olan Tyrion bile(Jamie de iyi olmaya doğru ilerliyor) 7 Krallık veya Stark’lar için iyi olmasa bile ailesinin iyiliği için çalışıyordu.Tyrion’un hep kötü amaçlar için çalışan iyi biri olduğunu düşünürdüm. Unutmayın, henüz tanışmadığınız birçok Lannister var - Lady Genna, Sör Daven, her çeşit kuzen … büyük bir aile.
Düzenbaz Prens’i okurken; Dunk’un kızarmasından dolayı gerçekten yaşlı adam tarafından şövalye ilan edilmediğini düşünmeye başladım. Bu konuda bana ışık tutabilir misiniz? Hayır. Üzgünüm, yapamam.
Her neyse … sorum. Küçük erkek kardeşim de hevesli bir fantezi okuyucudur … belki de benim kadar değil, ama biraz okur. Serinin ilk üç cildini okudu ve çok eğlendi … ama tekrar okumak istemedi. Ona ısrarla tekrar okuması gerektiğini böylece hikayeyi daha iyi anlayacağını söylediğimde verdiği tepki: "Neden tekrar okumalıyım? Bu seride olanların hepsi o kadar kötü ve korkunç şeyler ki… Eğer iyiyseniz, ya ölürsünüz ya da yok edilirsiniz." Hikayenin henüz bitmediğine dikkat çekebilirsiniz. Birinci bölümde tüm sorunlar çözülürse, ikinci bölüme hiçbir şey kalmaz.
İnsanların serinin gerçekçiliği ile pek ilgilenmediklerini ve “mutlu son” istediğini düşünüyor musunuz? Bazı insanlar, tabi. Ama neyse ki daha karmaşık, yetişkin ve gerçekçi bir fantezi lezzetini tercih eden binlerce insan var. Ne söyleyebilirim? Tatlar değişir. Bazı insanlar McDonald’s’ta yemek yemeyi sever.
Ama kardeşim Winterfell’den herkesin öldüğüne dikkat çekiyor - ona bunun kesin olmadığını söylüyorum. Örneğin, Yaşlı Dadı’ya ne olduğunu bilmiyoruz. Winterfell’deki kadınların ve çocukların çoğu hala hayatta, ancak hiçbir şekilde iyi bir yerde değiller.
Aegon IV’ün Blackfyre’ı Daemon’a vermesi Blacfyre’ları diğer Targaryen p*çlerinden ayırıyor. Valyrian çeliğinin efsanevi kılıcı kraldan krala geçti…, Bazıları kılıcın monarşiyi sembolize ettiğini düşündü, bu yüzden hediye isyanın tohumu oldu.
Valyria Özgürlüğü doğrudur. Gücünün zirvesindeki Valyria ne bir krallık ne de bir imparatorluktu … ya da en azından ne bir kralı ne de bir imparatoru vardı. Sanırım eski Roma Cumhuriyeti’ne benziyordu. Tabii ki pratikte varlıklı, yüksek doğmuş ve zorlayıcı derecede güçlü aileler hâkim oldu.
[GRRM’ye Sansa’ya Joffrey’in kılıcının adını yanlış hatırlatması sorulur.]
Diğer yandan, Aslan Pençesi / Aslan Dişleri işi kasıtlıdır. Güvenilmez anlatıcıya küçük bir dokunuş. Bakış açısı karakterlerimin anılarının yanılmaz olmadığını belirlemeye çalışıyordum. Sansa basitçe yanlış hatırlıyor. Çok küçük bir şey (bugüne kadar onu yakalayan tek kişi sizsiniz), ancak bu, bellekte çok daha önemli bir atlayış için sahneyi ayarlamak anlamına geliyordu. Kılıçların Fırtınası ve daha sonraki kitaplarda Sansa’nın Tazı’yı yatak odasına geldiği gece öpüştüğünü hatırladığını göreceksiniz … ama eğer sahneye bakarsanız, asla yapmaz. Bu nihayetinde bir şey anlamına gelecektir, ancak şimdi bu ince bir dokunuş, okuyucuların çoğunun bile almayabileceği bir şey.
Piç soyisimleri sadece soylu piçler içindir.
[GRRM’ye Shae’nin Tywin’in yatağında olması sorulur.]
Tyrion / Tywin konusunda yorum yapmayacağım. Belki gelecekteki kitaplar buna daha fazla ışık tutacaktır.
Estermont Hanesi’nde iç savaş yoktur, sadece 2’ye bölünmüşlerdir. Bu bir taktiktir.
Size Buz ve Ateşin Şarkısı ile ilgili birkaç soru daha sormak istiyorum: Doğu kıtasındaki okçular genellikle Batıdiyarlı meslektaşlarından daha mı yetenekli? Hayır, farklı dövüş stilleri olsa da. Atlı okçular doğuda daha yaygındır.
Yaylarına ne dersin? (etkili / teorik menzil, kuvvet vb.) En iyi yaylar Yaz Adaları’ndaki altın ağaçtan yapılmıştır. Yaz Adalılar muhtemelen dünyamdaki en iyi okçular.
Doğu kıtasındaki paralı askerlerin Batıdiyar’lı şövalyeler kadar ağır zırhlı olmadığını sanıyorum? Batıdiyar’ın şövalyelerine kıyasla becerileri ve disiplinleri ne? Değişir. Bazı paralı askerler çok disiplinli ve bazıları ganimet arayışında
Batıdiyar ordularının genel kompozisyonu nedir? Benim izlenimim şövalyelerin ya da atlıların ordularının omurgasını temsil ettikleri. Kesinlikle en korkulan bileşen bunlar, evet.
Ejderhaların saldırılarına karşı koymak veya onları önlemek için ordularını daha büyük okçular grubu (binlerce okçu) ile destekleyebilecekler mi? Binlerce okçu bulabilirlerse … elbette mevsime göre değişir …
Serinin uzun süredir hayranı olarak, Westeros mesaj panosunda e-postanızı aldım ve bu sorunun yanıtlanmaya çalışacağımı düşündüm. Bu konuda çok fazla spekülasyon var, kısmen sizin yorumunuz yüzünden ölmediğini ima ediyor gibi görünüyor. Aegon öldü mü yoksa bir şekilde hayatta kaldı mı? Dördüncü kitaptaki yeni POV olup olmayacağını sormuyorum, ama eminim ki hala hayatta olup olmadığını bilmek istiyorum. Ona neler olduğu hakkında bir fikrin var mı? Aegon hakkında pek çok düşünce.
Jon Snow, Kral Toprakları Yağmalanması ile ilgili olarak ne zaman doğdu? Aynı zamanda mı, bir ay önce mi yoksa sonra mı? GRRM, cevaplayabilmek için notuna bakması gerektiğini, ancak yine de bu soruyu cevaplayacağından şüphelendiğini belirtti.
Soru 1: Kral Muhafızları üyelerinin orduları yönettiği not edilmiştir. Özellikle, Prens Lewyn, Jon Darry ve Robert’ın İsyanı’nda Barristan Selmy ve tekrar Balon Greyjoy isyanında Selmy. Bu normal bir olay mı yoksa nadir mi? Cevap: Tarih boyunca biraz oldu. Gerçek şu ki, Krallar, Kral Muhafızlarına ve sadakatlerine, Azam Lordlarından daha çok güveniyor.
Soru 2: Balon Greyjoy’u, sınırlı gücünü göz önünde bulundurarak Robert’e başarılı bir şekilde isyan edebileceğine inandıran şey ne? Cevap: Balon Greyjoy, Lordların çoğunun Robert’ın destek çağırısına cevap vereceğine inanmadı, çünkü o hala bir isyancı olarak görülüyordu.
Soru 3: 5. kitap olan Kış Rüzgarları’nda Howland Reed’in çıkacağı belirtilmişti. Hala 5. kitapta gelecek mi (Ejderhalarla Dans)? Cevap: Sonunda ortaya çıkacak.
submitted by Asusnur to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.11 20:04 fgmer 11. sınıfta sikiştim

11.sınıfta yeni uyandım uykudan hocaya dedim ders rehberlikti boş geçiyodu lavaboya gidebilri miyim diye gittim işte uykulu halimle kızlar tuvaletine girmişim 2 kız öpüşüyorlardı 2side arkadaşım lezler biliyorum zaten hiç bozuntuya vermeden elimi yüzümü yıkadım kolay gelsin diyip hafif gülümsedim çıkarken tenefüste yanıma geldiler cuma günüydü dışarı çıkalım dediler 3ümüz çıktık birinin annesi aradı şehir dışına gitceklermis biz digeriyle off cerenim koton kabinine girip birbirimize kombin yapıyoduk (kabinde beraberiz) sonra işte benim sik BUNUN MEMELERİ GÖRDÜ tavana kadar kalktı kız sonra oha dedi gülümsedi biraz bekledi bana baktı eline aldı bende bunun memeleri okşadım bir yandan baktım kız devam etcek millet sıra bekliyor gittik en az seyredilen filmlerden birine girdik(film adı öldür beni sevgilim) kimse yok amk 8 kişi vardı film başlar başlamaz bu benimkini avuçlamaya başladı içerisi sıcak bide yanıyor varya bu bi yandan annem arıyor nerde kaldı diyor ev zaten yakın ben dert etmiyom (mersin forum dayız avm) tamam 1 saate gelirim anne falan dedim kapattım telefonu kapattım bu direk kucağma oturdu bir götü var bir memesi var anlatamam (isteyene özelden atim) yiyişiyoruz işte sonra bitane abi yavaş olun gençler film izliyoruz dedi bu hala devam ediyor ben buna yavaş ol falan diyom atcaklar bizi diyorum bu azgınlıktan ölcek en son ya çıkar artık donunu dedi al bende açacam dedi bu azgınlıktan kudurmuş kurtuluş yok dedim otur buraya dedim çömeldim bende bunun amı varya öyle yanıyorki anlatamam yemin ederim çok sıcaktı yalamaya başladım bu mal 2 3 kere ah oh diye bagırdı rezil olmadan gidelim dedim yoksa ailemizi galan ararlar yaptıgımız suç toplum içinde sikişiyoruz amk anlattım buna işte zar zor tamam dedi çıktık durakta bekliyoruz bunu otobüse bindircem bindirdim işte eve geldim sikim öyle bir agrıyorki anlatamam zonkkuyor amk zar zor yattım yarında etütüm var yattım işte sabah uyandım etüte gitcem kız gece mesaj atmış "cok güzel yaladın yarın buluşalım mı" diye inanmayan orospuçocukları özele gelsin wp konuşmalarını atim mayıs gibi bir şeydi bide amk etütün son günleri dedim anne gitmiycem tamam dedi taktir alıyodum kızla buluştuk işte sahilde oturduk kola çekirdek yaptık bu kızın da babasının kafesi var sahilde kahve dükkanı gel dedi bizim kafeye gidelim bir şeyler içeriz dedi bedava hem dedi gittik soğuk kahve aldık babası geldi naber delikanlı falan dedi iyiyim abi siz nasılsınız dedim işte samimi sohbetler ettik adam bize pasta getirdi amk ben kıza yiyemem ben bunu dedim bu bi anda yaaa evden şeyi unuttum dedi akşam etüt ödevimi hemen almalıyız falan dedi ben de iyi gidip allalım dedim 30 dk sürdü amk evi kapıya geldik annem yok galiba falan dedi benim sik şahlandı orda bende spor takılırım şort falan giyerim yazın kız gördü yine hafif bi tebessüm etti ben kapıda bekliyom bunu kız ne bekliyorsun girsene emre dedi girdim kapıyıda kapattı gel sende ara dedi kitaplarımı aramaya başladım bu giysi dolabını açtı hadi seç hangisini giyim dedi şort vardı bir tane onu giy dedim rahat ederdin bu çıkardı pantolununu bacakları sütun amk yalancak derecede güzel ayakları düz taban degil beyaz dantelli külodu var benim sik kalkış o kalkış inmedi bir daha kız ne kadsr cok kalkıyor falan dedi elledi en son kızı dayanamadım külodunu indirdim yalamaya başladım bu varya inletiyor apartmanı yemin ederim inletiyor sonra yeter lütfen falan diyo ben devam ediyom kızın makyajı aktı sonra buna sokmaya başladım(prezervtf takıp) bu inliyor varya hızlanmaya başladım sonra babası aradı konuştu falan teyzengil gelcekmiş eve dedi evdesin dimi dedi degilsen yakı lardaysan anahtarı güvenliğe bırak kapıda kalmasınlar dedi ben üzüldüm tabi amk kız da üzüldü sonra öptüm bunu gittim baktım babasıyla plan mı yapıyor lan bu dedim gerçekten 15 20 dk bekledim teyzeleri geldi aşşağıya indi karşıladı onları çok mutlu oldum orda varya ve bunları yaparkende benim sevgilim var ama sevgilim sürekli nazlanıyor ilgi orosoupulugu yapıyor bende öyle nazlı insanları hiç sevmem memesini zor elliyorum amk cerene dedim ciddi olalım mı dedim benimle sevgili ol dedim görüntülü aradı emre cok mutluyum seni seviyorum falan dedi direk bende eski sevgilimi aradım daha bise demeden oo ne zman arayacaktın falan dedi fırça atmaya başladı dedim ben senden ayrılmak istiyorum bi an şok oldu sesi kesildi amk kızının sonra siktirgit konuşma benle dedi şuan cerenle sevgiliyiz ve karantina bitsinde her allahın günü sikcem
submitted by fgmer to kopyamakarna [link] [comments]


2020.07.03 02:01 Cratix16 Annem Babama Nasıl Verdi Acaba Neler Hissetti! Part 5

çıktım odama inci'de yaşadığım mutluluğu paylaştım. kimse giblemeyince oturup bir süre önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşündüm. daha sonra merve'nin odasına indim. kapı çıktı karşıma.. kapı seni affettim la keyfim yerinde keranacı dedim. hiç tepki vermeden yüzüme baktı. neyse takılmayıp tıkladım, merve uyanmıştı zaten açtı hemen kapıyı. ne oldu abi? dedi. burcu esmersoy'un ayak parmaklarını gördüm, buraya sığınabilir miyim? dedim. off abi pff xs türevi bir cevap verdi. geçtim hemen içeri burcu'nun gidişi senin için çok iyi olacak. onun göğüsleri seninkileri kıskanıyor, bu yüzden geceleri gelişmelerini engelliyordu dedim. ne diyorsun abi yine? defol dedi. ben gördüm geceleri, bak dediğime geleceksin dedim. baktım bu sinirleniyor bir şey demesine izin vermeden yıl 2012 olacak hala müjdat gezen'i usta tiyatrocu sanan var di mi yaaaaa?? diye sordum. cennet mahallesi güzeldi diyor mal amk. konuyu uzatmayıp ela'yı bize ne zaman davet edeceksin? diye sordum. bana niye söylüyorsun abi? söyle anneme şükran teyzeyi davet etsin dedi. annemden sanane merve sana oç demek istemiyorum deyip fırladım odadan.
not: cennet mahallesi, akasya durağı ve arka sokaklar kızların göğüslerinin gelişimlerine zararlı.
neyse geçtim yeniden odama serdar ortaç'ın kliplerinden ayıkladığı manitaların sayısını hesapladım. sonra twitter'a, inci'ye baktım ne joe biden'dan ses var ne inboxımda bir hareketlilik... face durum güncellememi ''alem arka olmuş.'' yapıp 2 beğeni aldım. kapım tıklandı. kimsin? dedim. aç kapıyı diye karşılık verdi. ses renginden anladığım kadarıyla babamdı. böyle zekiliklerim vardır. bazı durumlarda gözlerimden yardım almasam da keskin zekam sayesinde yerinde çıkarımlar yaparım. barcelona mı real madrid mi? dedim. aç kapıyı diye yineledi. sinirlenmeye başladığını hissettiğimden kapıyı açmak zorunda kaldım. kalk berbere gidecez dedi. ben gelmem.. dedim. kalk gibtirme belanı papaza döndün deyince ben de okan bayülgen'in editörleri kadar elit ve uzun saçlı görünmek istiyorum dedim. fakat ikna olmuş görünmüyordu. ortamı yumuşatmak için acun ılıcalı'nın sempatik fifa 98 hikayesini anlattım. düş önüme gidiyoruz avradını gibtirme bana dedi. michelle rodriguez'e laf dokundurması gittikçe kanıma dokunuyordu. bu adam haddini aşmaya başlamıştı. fakat dayak yeme riskim olduğundan mecburen üstümü giyindim, evden çıktık.
not: acun aslında evdeymiş, arkadan arkadaşları da türkçe şarkı söylemişler afjheswnhıvgknrewslge ne güldük.
neyse gittik berbere girer girmez konuyu değiştirmek için haluk bilginer de ye ye bıkmadı amk, hala seslendirme yapıyor aç gözlü oç diye bağırdım. babam ne bağrıyon len? tarzı köylü bir tepkiyle kafama vurdu. berber bana katılıyor olacak ki gülümsüyordu. buyurun abi dedi oturduk yan yana. oç beni çırağa tıraş ettirdi. ne olsun abim? dedi çırak samimiyetinden yüz bularak mehmet amca'ya dikkat etmesini, o adamın kendisinin teyzesiyle bir alakası olabileceğini belirttim. babam oç atladı ordan takılma sen ona, amerikan yap dedi. birden fırladım ayağa... yankee go home, askerinle üslerinle, hamburgerinle defol!! diye bağırdım. fırlayacaktım dükkandan ama oç kapıyı açamadım. sinirim yatışınca efendi efendi geçtim yerine. uygun bir dille çırağa bazen teorik devrimci gibi görünmem gerekebildiğini, amerikan tıraşının uygun düşmeyeceğini anlattım. makina tıraşıla 9 a vurması konuşunda anlaşıp işe koyulduk. hiçbir koşulda dayamasına izin vermeyeceğimi, kız arkadaşım ekşici olduğundan o geyiği çok iyi bildiğimi belirttim. anlamış görünmüyordu, mal mal baktı. tıraşım bitince babamınkinin bitmesini beklemek için gazetelerin resimlerinde göz gezdirdim. ''sevgi koydular ülkenin yaa??'', ''ama bunlardan da iyisi yok be kardeşim kime verelim?'', ''vay amk herifin arabasına bak aga'' türü çeşitli sohbet açıcı berber cümleler ettim. gerekli reaksiyonu alamadım. babamın tıraşı da bitince berber sağolasın abi, yengeye de selamlar diyecek oldu; sanane annemden oç deyip hızla uzaklaştım.
not: haluk bilginer, teorik devrimcilere cinsel arzular besliyor.
apartmana döndüğümüzde merdivenlerde ela'ya rastladım. beremi çıkarıp kafamı gösterdim, tepki vermedi. nasılsın ela? dedim. iyi ya uğraşıyoruz, sen nasılsın? dedi. konuyu değiştirmek için yıl 2012 olacak hala nihat doğan'a, sabri sarıoğlu'na falan gülenler var di mi yaaa? diye sordum. iyi günler diye karşılık verdi.. ne alaka şimdi amk? bu millet harbi bir garip. neyse çıktım odama youtube'dan enrique iglesias'ın hero klibini izledim. finalinde yine ağlamaklı oldum. harun kolçak posterime bakıp hayatın anlamını sorguladım. daha sonra merve'nin odasına indim. kapıya, berberin kapısıyla ne ilgin var oç? o nerden biliyor benle mevzun olduğunu? diye bağırdım. merve sesten irkilmiş olacak açtı kapıyı. vahey kılıçarslan ev dizaynı programları yapmayı bırakmadan göğüslerini büyütmesi gerektiğini söyledim. pff defol, uğraşamam xs türevi bir cevap verdi yine. hem ortamı yumuşatmak, hem de kızın üstüne yavaş yavaş gitmek için samimi bir tavırla; bu reyting rekorları da nasıl rekorlarsa amk her hafta kırılıyor di mi yağğ? dedim. tamam abi hadi çık falan dedi yine. kevaşelik yapma insanların yüzüne bakamıyorum artık, incideki panpeytalarım benle taşak geçiyor deyip patlattım tokadı. bu ağlamaya, bağırmaya başladı. babam oç duymuş sesleri geldi ve elmacık kemiğime bir sağ direk patlatarak günü puansız geçmedi.
not: vahey kılıçarslan bizim kapıya halleniyor.
odama koştum hemen, uyuyana kadar önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşündüm. sabah erkenden kalkıp twitter'a ve inci'ye baktım. joe biden'a ''we are living america, coca cola sometimes war'' diye mention atıp gözdağı verdim. serkan inci'ye ''bana yardımcı olursan dilenmek zorunda kalmassın, babam zengin.'' diye pm attım ve cevapları beklemeye başladım. sonra kız arkadaşımın dairesine inmeye karar verdim. tıkladım kapıyı, hemen açtı sağolsun. ohio eyaletinde seçim kampanyaları oldukça çekişmeli geçmektedir ve başkanlık adayları mücadelede son aşamaya gelmişlerdir. başkan mike morris 'in (george clooney) kampanya basın sözcüsü olan stephen myers (ryan gosling) morris'e sadık biçimde var gücüyle çalışırken, birden politik bir skandalın içene doğru çekildiğini fark eder. şimdi bir karar verme sırası ondadır... ides of march! izler misin benimle dedim? hayır teşekkür ederim, biraz meşgulüm diye karşılık verdi. bırak mastürbasyonu, gel bak yarısında çıkarız dedim. ekşici olduğunu bildiğimden bu şekilde ikna edebileceğimi düşündüm. böyle zekiliklerim vardır. insanları istemeseler de beynimin odalarına hapseder, orda onlara küçük oyunlar oynayarak istediğim konuda ikna etmeye çalışırım. fakat kız arkadaşım meşgul olduğunu, artık kapıyı kapatması gerektiğini söyledi. konuyu değiştirmek için amerikan sineması neymiş ya, haneke kinq bence dedim. kapıyı hiçbir şey demeden kapattı. bu insanlar ne kaba amk.. herkes asosyal amk apartmanında.
not: till lindermann pussy klibi için anneme teklif getirmişti.
çıktım odama, eti cinlerimin bittiğini farkettim. inip annemi uyandırmalıydım. girdim odalarına, baakk esra erol anlatıyor, neler neler tanıtıyor baak. esra erol anlatıyor, neler neler tanıtıyor? advertorial advertorial advertorial advertorial diye bağırdım. annem bir kafasını kaldırdı, yeniden yattı. babam oç hiçbir şey demeden bir hışımla yataktan fırladı. hemen mutfağa fırladım. böyle çevikliklerim vardır. kas gücüm ve vücudumun esneme payı sayesinde herkesten önce planlarımı uygulamaya koyarım. kapıyı kilitlemeye çalışırken oç vurup açtı. lan ne bağırıyorsun sabah sabah? diye çıkıştı. şiddet uygulamamasından bulduğum samimiyetle baboş makarna yap da yiyek la deyip behzat ç.'ye gönderme yaptım. yarramın başını ye diyerek son derece düzeysiz, kalitesiz, kendisine yakışan bir cevap verdi. hiçbir şey demeden odama çıktım. enrique iglesias'ın hero klibini izleyerek finalini ağlayarak canlandırdım. babam girdi birden içeri, aklımı gibiyim kapıyı kilitlemeyi unutmuşum. o kolye ne lan? ne ağlıyorsun? ne oluyor yine amk? dedi. konuyu değiştirmek için spinoza'nın külli determinizminden ve bu öğretinin fonksiyonelliğinden bahsettim. aval aval suratıma bakmaya devam etti. ne vardı baba? çabuk söyle daha soner sarıkabadayı dansıma çalışmam gerekiyor dedim. annenle düşündük, senin bir işe başlamana karar verdik dedi. ne işi amk, ben çalışmaya çoktan yüz çevirdim. boşa mı kosmos izlettik size oçları? diye bağırdım. lan bağırma, lafını bil patlatırım bir tane diyerek gözdağı verdi. internet cafe'de çalışacaksın, bizim yılmaz'ınkinde. konuştum ben onla seni bekliyor dedi. konuyu değiştirmek için gogol'un, ölü canlar'ın 2. bölümünü el yazımlarını yakarak imha etmesinden duyduğum acıdan bahsettim. fakat bana mısın demedi oç. bugün gidecez, yarım saate hazır ol dedi. britney spears'ten criminal'ın ezgilerini mırıldanıp giblemediğim ifadesi vermeye çalıştım. fakat pek takıyor görünmüyordu. mecbur gidecektik artık.
not: spinoza ve gogol dönemin şartları gereği anal yoldan birlikte olmuşlar.
neyse çıktım babamla evden gittik net cafeye. yılmaz oç çay içer misiniz? dedi cevap vermedim tavrımı anlasın diye. bak bu masada oturacaksın masa açıp kapatacaksın, paraları alacaksın vs.. dedi. konuyu değiştirmek için burcu esmersoy'un ayak parmaklarından bahsettim. neyse babam oç gitti, ben de ana makinanın başına geçtim. inci'ye girdim durumu anlattım, gibleyen olmadı. twitter'a iş hayatının zorluklarıyla ilgili tweetler attım. face e girip merve'nin sınıf arkadaşı ozan'ın duvarında ismail türüt fotoğrafları paylaştım. fakat zaman geçmiyordu.. yılmaz oç da annemden hiç bahsetmeyince kaçmak için bir fırsat bulamadım. üstelik 24 numaralı masada oturan adam beni kesiyordu. rahatsız edici bakışları 15 dakika sürünce rahatsız olup yanına gittim ve birlikte olmamızın mümkün olmadığını uygun bir dille belirttim. ne diyorsun lan sen? sen kimsin? vs.. gibi konuyu değiştirmek için bazı anlamsız sorular sordu. yılmaz oç nin yanına gidip ben burda çalışamam, bu ne gevşeklik? babam beni buraya apaçilere gibtir diye mi getirdi? deyip koşarak uzaklaştım. böyle zekiliklerim vardır. işime gelmeyen durumlarda zekamı devreye sokar, olaydan sıyrılmasını bilirim. eve vardığımda apartmanda kız arkadaşım ile karşılaştım. naber? dedim. iyidir senden? dedi. konuyu değiştirmek için khloé kardashian odom takes... new orleans? not so fast! diye bağırdım. neyse gitmem lazım deyip anneme selam söylemeye kalktı. annemden sanane oç deyip eve çıktım.
not: net cafede ferre izlenmiyor amk
annem beni görünce şaşırdı. merve evde mi? diye sordum, çıktığını söyledi. odasına gidip kapıyla artık aramızdaki husumeti sonlandırmamız gerektiğini, eski dostlara böyle tavırların yakışmadığını söyledim. anlayışla karşıladı. kapıyla arayı düzeltmem moralimi biraz düzeltse de işten çıkmamı babama nasıl açıklayacağım konusu kafamı kurcalıyordu. kafamı dağıtmak için enrique iglesias'ın hero klibinin youtube urlsini harun kolçak posterinin arkasına yazdım. daha sonra bir süre önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşündüm. çıktım üst kattan şükran teyzelerin daireye indim. şükran teyze kapıyı açar açmaz konuya farklı yerden girip kafasını karıştırmaya çalıştım. kenan doğulu'nun ex aşkım şarkısını söyleyip soner sarıkabadayı dansımı sergiledim. böyle zekiliklerim vardır. keskin zekam ve önlenemez yeteneğim sayesinde müziğin ve dansın gücünü kullanarak işlerimi yoluna koyarım. ne var oğlum? dedi. akşam babamın gelip beni döveceğini, babamın beni burcu esmersoy'un ayak parmaklarından bile daha fazla korkuttuğunu, gece evlerinde kalmak istediğimi belirttim. git oğlum işine deyip kapıyı yüzüme kapattı. oç ayda yılda bir işimiz düşüyor, yardım etsen gibiyorlar mı? gerçi gibseler yardım eder.
not: harun kolçak, burcu esmersoy'un ayak parmaklarından daha çekici.
bir sol direk dışında sağlam bir darbe almadan akşam dayağını atlattığım için mutluydum. bu olayı harun kolçak'ın gir kanıma şarkısında çıplak moonwalk yaparak kutladım. önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşünüp daha sonra merve'nin odasına indim. kapıya how i met your mother'ın 7x12'sini izlemesi gerektiğini, çok duygusal bir bölüm olduğunu söyledim. kapıdan ses gelmeyince tıklattım, merve açtı. ne var abi? dedi. eğer gelecek haftaki doğum günüme kadar göğüslerini yeteri kadar büyütmezse sürpriz partime katılamayacağını söyledim. ne yapıyım senin partini? kimse gelmez zaten dedi. ağır konuşmuştu... duygusal havayı dağıtmak için david fincher'ın the girl with the dragon tattoo'su 13 ocakta sinemalarda dedim. gider misin abi, işim var dedi. mastürbasyon yapmak istediğini anladığımdan anlayışlı bir abinin yapması gerektiği gibi odayı terk ettim. fakat doğum günüm ile ilgili söyledikleri kanıma dokunmuştu. büyük bir parti yapıp onu sözlerinden dolayı utandırmalıydım.
not: joe biden'a david fincher yoluyla ulaşabilirim.
doğum günüme 6 gün vardı. inci'den, twitter'dan ve apartmandan herkes zaten benim için sürpriz bir şeyler hazırlıyordu, farkındaydım. ama merve'yi utandırmak için benim de bir şeyler yapmam gerekiyordu. facebook'a girip merve'nin sınıf arkadaşları ali can, ozan, ismail, tuğçe ve yeliz'in duvarlarına annem ve benim fotoğraflarımızı koydum. umarım ima ettiğim şeyi anlayacaklardı. daha sonra doğum günü üzerine 3-4 şarkı paylaşıp dikkati üzerime çektim. inci'deki panpeytalarımın hazırladığı sürprizi bozmamak için sadece off doğum günlerini de hiç sevmem vb.. başlıklar açtım. gibleyen olmadı ama beni olaya uyandırmamak için yaptıklarının farkındaydım. böyle zekiliklerim vardır. aklımın verimliliği ve zekamın kıvraklığı sayesinde her olayı kavrar, ona göre davranır ve insanları mutlu etmesini bilirim. twitter'dan joe biden'ı partime davet ettim. sosyal medyada gerekli çalışmaları yaptıktan sonra sıra apartmana gelmişti. enrique iglesias'ın hero klibini izledikten sonra işe koyuldum.
not: serkan inci'nin hediyesini kabul etmem. boşa yollamasın...
  1. kata indim, sarışın kadından başladım çalışmalara. tıkladım kapıyı, hemen açtı sağolsun. fabrikada tütün sarar, sanki kendi içer gibi diye bağırıp soner sarıkabadayı dansımı sergiledim. oğlum vallahi şimdi olmaz, çabuk söyle ne söyleyeceksen diye karşılık verdi. gelecek hafta doğum günüm var. eğer babamla aynı ortamda bulunmaktan rahatsız olmazsa eşiniz ile birlikte bekliyorum dedim. hiçbir şey demeden kapattı yüzüme kapıyı oç. zaman kaybetmeden firuze teyzenin kapısını çaldım. kapıyı açar açmaz konuya farklı yerden girmek için hegel'in evreni ''maddeleş bir fikir'' olarak gördüğünü ve bu yüzden heraklitos'un değil, hegel'in diyalektiğin babası sayılması gerektiğinden bahsettim. ne diyon oğlum sen? diye karşılık verdi cahil oç. eşiniz evde mi? dedim. yok dedi. eşiniz derken kocanızı kastediyorum hanımefendi. evde mi? diyerek sorumu tekrarladım. söyle ne söyleyeceksen bana dedi. gelecek hafta doğum günüm olduğunu, kendilerini de aramızda görmekten mutluluk duyacağımızı belirttim. annenin haberi var mı? diye sordu. sanane annemden oç deyip üst kata fırladım.
not: firuze teyzenin harun tekin ile olan ilişkisinden eşinin haberi yok. eşi derken kocasını kastediyorum.
sıra mehtap teyze ile ekşici sevgilime gelmişti. mehtap teyzeden başladım. açtı kapıyı buyur oğlum? dedi. gelecek hafta doğum günüm var gelirseniz beni mutlu edersiniz dedim. maalesef evladım, uygun değiliz dedi. ikna edebilmek için enrique iglesias'ın hero şarkısını söyleyip rihanna-rude boy dansımı yaptım. ne kadar eğleneceğimizi anlamasını istiyordum. böyle zekiliklerim vardır. aklım ve dans kabiliyetimin yardımıyla insanları daha çabuk durumdan haberdar eder, olayları lehime çevirmeye çalışırım. yok oğlum sağol deyince konuyu değiştirmek için ''ıııığğğağğğğğ'' lı hidayet türkoğlu taklit performansımı gerçekleştirdim. kapıyı yüzüme kapattı. sıra karşı dairedeki sevdiceğime gelmişti. açtı kapıyı oo buyur, yine ne var? dedi. sevişmenin zamanı değil, sana önemli bir şey söylemeliyim dedim. ilgilenmiyorum diye karşılık verince ortamı yumuşatmak için akasya durağı sinan esprileri patlattım. daha sinirlenmiş görünüyordu.. haftaya doğum günüm var, gelir misin? dedim. hayır deyip yüzüme kapıyı kapattı. insanın sevgilisinin bile ona böyle davranması gerçekten canını sıkıyor. hero'yu mırıldanıp üst kata çıktım.
not: i can be your heroooooo babyyy
  1. kata çıkarken benim hiç bir bilgisayarım olmadığını, facebook'u, twitter'ı sadece televizyondan duyduğumu farkettim. nasıl olabilirdi ki? kafam karışıyordu yine. sakallının dayağını yememek için sustum. 3. kata çıktım, yaşlı teyzeden başladım. açtı kapıyı sağolsun, ne var evladım? dedi. yaşlı olduğunu bildiğimden frank sinatra - new york, new york'u seslendirdim. soner sarıkabadayı dansımla da süsledim ki bu çağa da ayak uydurabilsin. böyle zekiliklerim vardır. insanları kendi koşullarında değerlendirir, beynimin odaları sayesinde durumu kontrol altına alırım. işim var oğlum, ayakta zor duruyorum sakallı gelecek yoksa söyle ne diyorsun? dedi. sakallı artık bana bir şey yapamazdı ama konuya girmeliydim. gelecek hafta doğum günüm var, gelir misiniz? dedim. bırakmazlar dedi.. ne diyor bu kadın amk neyin kafasını yaşıyor anlamıyordum. konuyu değiştirmek için ona biraz önder açıkbaş'tan ve nasıl ünlü olduğundan bahsettim. kapıyı yüzüme kapattı. ama önder sorununu çözdüğümden birinin haberi olması olumlu bir gelişmeydi. sıra kapıcı kılıklı kadındaydı. tıkladım kapıyı ne var? dedi açar açmaz kaba oç. fakir olmanıza rağmen gelecek hafta gerçekleşecek olan doğum günüme gelmeniz beni mutlu eder dedim. gelemeyiz, sağol deyip kapıyı yüzüme kapattı. bu insanlar ne kötü amk... ulan fakir ayda kaç kere pasta yiyorsun amk bir hayrımız dokunsun dedik. neyse..
not: sakallı adam yine beni bulursa bir daha televizyon izleyemezdim.
şükran teyzeye çıktım, fakat kapısı kapalıydı. açmadı da hiç.. sakallıyı gördüm alt katta fırladım eve. anne diye bağırdım, bakan olmadı. bembeyazdı her yer yine, 2 yıl önceki gibi. başım ağrıyordu.. baba neredesin? sakallı geliyor yine, biliyorum o değilsin sen dedim. yine kimse giblemedi. merve'nin odasına gittim, ne kapı vardı ne merve. oda da yoktu. hemen odama fırladım kapıyı kilitlemeye çalıştım, anahtar yoktu. bembeyazdı her yer, bilmeleri lazım sevmiyorum beyazı. televizyon izlemem lazımdı artık. televizyon izlemezsem aklımın keskinliği ve beynimin odaları beslenmiyordu. sakallının ayak sesleri geliyordu, ama ben bu dünyadan çok rahatsızdım. dönmek istiyordum, ama bu kez olmuyordu. sakallı gittikçe yaklaşıyordu. ağlamaya başladım. ağlayınca daha bir deli muamelesi yapıyorlar insana. sakallı girdi, o babam değildi, adı da salim değildi ilk defa kabullendim. sopasıyla yüzüme vurdu, ellerimi kanattı. tekmeledi her yerimi. sonra daha rahat edebilmek için odasına çekti beni. bıktım senden! çıkmayacaksın alanından, rahatsız etmeyeceksin diğerlerini, televizyon da yok artık diyerek vurmaya devam etti.
not: deli falan değilim ben.
işleri bitti, yazmak için şimdi vakit bulabildim. kağıt yine kan oldu. sopayla çok dayak yedim, yumruklar, 3 puanlar hepsi güzeldi. ama bıçaklanmanın acısını ilk defa yaşıyorum sanırım. ilk yazmaya başladığım günlerde de az daha bıçaklanıyordum ama hademe engellemişti sağolsun. babamdan dayak yemek güzeldi.. sakallı olunca kötü. şunu farkettim; sizi seven birinin dayak attığını düşündüğünüzde acıyı fazla hissetmiyorsunuz. o yüzden deli değildim bence ben, kendimi rahatlatıyordum. dünyamın içinden çıkmak kötü oldu. enrique iglesias, esra erol, önder açıkbaş kızgınlardır şimdi bana. ama çok canım acıyor.. bir daha televizyon izlemeyeceğimi söyledi sakallı. fakat bu kanamayla fazla yaşamayacağımı biliyorum, böyle zekiliklerim vardır. akşam oldu, kendime ait olan tek şey el feneriyle yazıyorum şu an. her yer çok sessiz.. kimsenin umurunda değilim. yalnız ölmek gibisi yok. edebiyat öğretmeni olduğum günlerin avantajını çok kullandım burada. neyse daha fazla yazmam, 1 saate ölmüş olurum hero klibinin finalini gerçekleştirmek istiyorum. sonun bu olduğunu bildiğimden yazdım bunları defterime. bulan okuyan olursa, 1 kişi tarafından da hatırlanmak güzel olur benim için. sanırım son satırlarım bunlardı..
not: baba, çok özledim çocukluğumu, 1 yaşında ölen kız kardeşimi, kanserden ölen annemi.. en çok da senin dayaklarını.
14.11.2011
alper
submitted by Cratix16 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.07.03 02:00 Cratix16 Annem Babama Nasıl Verdi Acaba Neler Hissetti! Part 3

akşam incide takılıyordum ki babam bini çıktı yanıma kapıyı tıklattı.. okan mı beyaz mı? diye sordum. ikisinin de amk aç kapıyı dedi. doğru cevabı verdiğinden açtım kapıyı. lan bu ne hal? diye bağırdı. ne var halimde? dedim. oğlum delirtme çıkar şunları diyor. taktığım sütyeni kastediyormuş amk.. bu herifin dar kafalılığı öldürecek beni. baba merve'ye aldım takmadı, o kadar para verdim. boşa mı gitsin? tasarruf yapıyorum dedim. tasarrufunu giberim diye bağırınca çıkarmak zorunda kaldım. tek tek tuvaletleri gezip boşa su akıyor mu? diye kontrol etmeyi biliyor oç. biz tasarruf yapınca suçlu oluyoruz. takacak ya bana, bahane arıyor. konuyu değiştirmek için zaman lerzan mutlu'yu ne kadar değiştirmiş, farkında mısın? diye sordum, giblemedi. böyle zekiliklerim vardır. aşırı bir tepki aldığımda olayı yumuşatmak için parlak zekamı devreye sokarım. ters ters bakıyor amk.. sen ne demeye geldin baba? dedim. demiyorum lan sana bir şey baba da deme bana amk dedi ve çıktı. oha amk itirafı kest. delirmek üzereydim.. babam kimdi benim amk? bu konuyu hemen açıklığa kavuşturmalı, incide arkamdan konuşulanları haklı çıkarmamalıydım.
not: lerzan mutlu annem olabilir.
hemen indim aşağıya sordum anneme. benim babam kim? dedim. mal mal konuşma git başımdan diyor. babam babam olmadığını iddia ediyor, kim benim babam cevapla çabuk, yoksa bida odama almam seni dedim. öyle deyince tırsmış olacak gitti babama sen ne dedin bu çocuğa? diye çıkıştı. ben biraz uzaklaştım, dayaktan korktuğum için. zaten duydum sonra babam yakışıksız ifadeler dillendiriyordu hakkımda. bunlardan bir gib çıkmayacaktı, kendi yöntemlerimle öğrenmeliydim. merve'nin yanına gittim. kapıyla küs olduğumuzdan ona bir şey söylemedim ve tıklattım. zaten onla harcayacak zamanım da yoktu. merve açtı kapıyı, ne var? dedi. önce benimle insan gibi konuşmasını, daha sonra göğüslerinin bir ara fotoğrafını çekmemiz gerektiğini, bir iş için lazım olduğunu tembihledim. git abi pff xs gibilerinden bir şey söyleyecek oldu, tuttum saçından. söyle, geçen saklayıp da söyleyemediğin şey neydi? benim gerçek babam kim? annem başka kimlere veriyor? dedim. sesi çıkmadı.. söyle çabuk yoksa nermin'in face profiline yine mesut yar'ın kilo vermeden önceki hallerinin fotoğraflarını atarım diye tehdit ettim, defol diye karşılık verdi. bu kız tam bir kevaşe.. artık anlaşılmıştı, aile içinden doğru cevap gelmeyecekti. bir an önce farklı yollara yönelmeliydim.
not: aradığım sorunun cevabı nermin'de olabilir.
sabaha kadar gözüme uyku girmedi. face'den, twitter'dan ve inci'den çeşitli duyurular yaptım. babamın kim olduğunu bilenlerin acil bana ulaşması gerektiğini yazdım. küfürle cevap verenlere gerekli tepkileri verip evden fırladım. 1. kata indim, yine o kadın çıktı. eşiniz evde mi? dedim. hayır dedi. oha bu saatte gelmedi mi hala? diye bağırdım. herif ağır tokmakçı amk evine bile uğramıyor. saçmalama işe gitti dedi. yemedim tabiki ama onla uğraşamazdım. sizin kocanız benim annemi gibmiş doğru mu? dedim. ne diyorsun sen defol git falan dedi küfür müfür bir şeyler saydırdı. dur kapatma kapıyı cevap ver dedim, kapattı huur kapıyı. annemin tadına varmış biri bu karıya katlanıyor olamaz deyip babamın bu adam olmadığına karar verdim. karşı komşu firuze teyzenin kapısını çaldım. eşiniz evde mi? diye sordum.. yok dedi. kocanızı kastediyorum, evde mi? dedim. yok evladım diye karşılık verdi. firuze teyze belanızı gibtirmeyin hepinizin eşi mi memur amk saat 8 buçuk deyince, bir şeylerden korkuyor olmalı ki kapıyı hakaret ederek kapattı. firuze teyzenin kocası ihtimalini aklımda tutmalıydım. firuze teyze bir şeyler saklıyor gibiydi. sıra 2. kattaki dairelere gelmişti.
not: 1. kattaki kadının adını hala bilmiyorum.
  1. kattakilerden birini tanıyorum da 4 numaraya hiç gitmemiştim. o yüzden önce tanıdığımdan başlayıp aradaki samimiyeti kullanmaya karar verdim. kapıyı çaldım, aramızdaki samimiyete olan inancından dolayı açtı kapıyı. aramızdaki samimiyete güvenerek nassın mehtap teyze görünmüyon? dedim. beni görmekten şaşırmış olacak ki ters ters baktı. kocanız annemi gibmiş doğru mu? diye sordum. sorgu tekniğidir bu, annem itiraf etmiş gibi yapıp lafı alacaktım ağzından. böyle zekiliklerim vardır. insanlara aklımla küçük oyunlar oynar, keskin zekam karşısında çırpınışlarını izlerim. lafı değiştirmek için terbiyesizlik yapma oğlum git işine hadi deyip kapıyı kapattı. bunların hepsi niye böyle davranıyor amk? 1 insan gibi sohbet edebilen olmaz mı koca apartmanda.. kocasından şüpheleniyor belli ki. bu ihtimali de cebe koyup 4 numaraya gittim. çaldım kapıyı benim yaşlarımda bir kız açtı. eşiniz evde mi? dedim. eşim yok benim, neden sordunuz? dedi. kocanızı kastediyorum hanımefendi, evde mi çabuk diye ısrar ettim. öğrenciyiz biz söyle ne söyleyeceksen diyor. bir an öğrenci ve kız olduğunu aklıma getirince çok heyecanlandım ve birkaç saniye aralıksız bakıştık. fakat benden hoşlanıyor olması, sorgu tekniğimden kaçabileceği anlsevgi gelmiyordu. babanız annemi bafilemiş doğru mu? dedim, gülüyor amk. oha bulmuştum galiba.. bu diğerleri gibi kapıyı kapatmamıştı. tabi bu benden hoşlanıyor olmasından da kaynaklanabilirdi ama gözlerinden babasını saklamak istediği gerçeğini okudum. bak dedim ayağını denk al, şahsi meselemizi sonra halledelim dedim ve babasının msn adresini istedim. uğraşamam senle deyip kapıyı kapattı. nihayet elime gerçekçi deliller geçmişti. ayrıca behzat ç'deki şule'den sonra ilk kez bir kızın benden hoşlandığını hissetmiştim. bu da olumlu bir gelişmeydi. neyse edindiğim bilgileri aklımda tutup 3. kattakileri sorguya çekmek vardı sırada.
    not: mehtap teyze ve erdal beşikçioğlu liseden sınıf arkadaşı olabilir.
  2. kattaki sinirli teyze biraz beni korkutsa da kapıyı çalmak zorundaydım. açtı ne var? dedi. olaya yumuşak girmek için natalie portman'ın léon'daki halini hatırlıyor musunuz? dedim. anlamadım? evladım işim var noldu? dedi. acelesi kendini ele veriyordu açıkçası. bu tavrı şüphelerimi artırmıştı. hanımefendi dalga geçmeyin benle, kocanız nerde? dedim. napacan kocamı? diyor. aklı sıra lafı değiştirecek oç. kadın biraz yaşlı olduğundan sorumu dikkatli sordum. muhterem beyefendinin validem ile vakt-i zamanında izdivaç ettiğini teferrüc ediyorum dedim. söylediğime cevap vermeyip lafı değiştirmeye çalıştı. annenin haberi var mı geldiğinden? dedi. sanane annemden oç deyip ondan önce kapıyı ben kapattım. sonra da açmadı oç. şüpheliler listeme eklenmekten kurtaramamıştı kocasını... karşı daireye geçtim. kapıyı tıklattım. kapıyı açan kadına ''oha siz burada mı oturuyordunuz? kapıcı sanıyordum sizi.'' dedim. ne diyorsun sen? falan bir şeyler geveledi. eşiniz evde mi dedim. yok bana söyle ne söyleyeceksen bebek içeride yalnız dedi. bebek kimden? diye sorunca biraz sinirlenip kapıyı kapattı. bu millet mal amk. babam tembihlemiş herhalde hepsine, konuşmayın demiş. bu adam tam bir oç, böyle bir şeyi benden saklayabileceğini nasıl düşünür? neyse şimdi gitmem gereken tek bir adres kalmıştı. firuze teyze.. fazla beklemeden bizim kata çıktım.
not: bebek önder açıkbaş'tan galiba.
bizim kata çıkıp firuze teyzelerin kapısını çaldım. firuze teyze kapıyı açınca bir şey söylemesine izin vermeden ''haykırmaaaak istiyoruoooğğmmmm konuşamıyorum'' eserini ilhan irem'in tarzıyla seslendirmeye başladım. bu daha samimi bir sohbet gerçekleştirmemizi sağlayabilirdi. noldu evladım yine? dedi. bakın firuze teyze sevişmek doğal bir şey ve insanın bir ihtiyacı. günümüzde yıldız tilbe bile sevişiyor dedim. oğlum git hiç sırası değil dedi. ne sırası değil? bu saatte görmeyin siz de şu işi kardeşim dedim. kapıyı kapatıyordu ki koydum ayağımı araya korkmasını sağladım. bildiğiniz gibi böyle çevikliklerim ve böyle zekiliklerim vardır. bu hareketimde iki yeteneğimi bir potada erittim. napıyorsun oğlum sen? git evine yürü dedi. eşiniz annemi emmiş doğru mu? dedim. anlamadığım birkaç arapça cümle söyleyerek kapıyı kapattı ve kafamı karıştırdığını sandı. fakat bu hareketleriyle kendini ele vermiş oldu. çünkü firuze teyzenin arapça bilme ihtimali çok düşüktü. böyle basit hamlelerle aklımı karıştırmayacağından şüpheliler listeme kocasını ekletmekten kaçamadı. yeterli bilgiyi toplamıştım. şimdi eve gidip taylor swift'in love story şarkısı eşliğinde bir durum değerlendirmesi yapacaktım. kapıyı çaldım, annem açtı. nereden geliyorsun? diye sordu. konuyu değiştirmek için defne joy foster öldü 3 gün yas tuttunuz, 30 şehit öldü şimdi neredesiniz? dedim. mal mal baktı, fırsattan istifade odamın yolunu tuttum.
not: ilhan irem, taylor swift'e kanye west'in yaptığı ayıbı yapmazdı.
harun kolçak posterimi ters çevirip duvara astım. şüphelilerin isimlerini, yaşlarını, duyabildiğim kadarıyla haftalık sevişme sayılarını yazdım. o sırada babam geldi, kapıyı tıklattı. gel lan kahvaltı yap dedi. yeterli eti cinim olduğunu, kapımın önünü derhal terk etmesse merdivenlerle konuşacağımı, bir daha onu üst kata çıkarmayacağımı söyledim. öyle deyince korkmuş olacak ki hiçbir şey demeden aşağı indi. elimdeki delilleri ve düşündüklerimi facebook, twitter, inci'de paylaştım. msn iletimi ''alem arka olmuş.'' yaptım. insanlardan yardım istedim. fakat herkes oçlik peşinde olduğu için gerekli küfürleri gerekli yerlere iletip sosyal ortamdan da umudumu kestim. neden herkes bana karşı amk bir anlasam... daha sonra kapım çalındı, gelen merveydi. şaşırdım amk hangi dağda kurt öldü? diye sorup biraz gülümsedim. abi açar mısın kapıyı? dedi. önce soruma cevap ver dedim. abi aç şu kapıyı diye bağırınca daha fazla sinirlendirmemek için kapıyı açtım ve hangi dağda kurt öldü? derken gerçek bir soru sormadığımı, kendisine bir espri yaptığımı belirttim. yoksa 12 yaşında kız nerden bilsin amk nerde kim öldü * böyle esprili anlarım vardır. sivri zekamla beklenmedik espriler yapar, insanları aralıksız güldürürüm. neyse derdin ne merve? sütyensiz birini odama almadığımı biliyorsun, acele et dedim. bir fotoğraf çıkarıp, abi bu iğrenç şeyi niye yatağımın altına koydun? dedi. o iğrenç dediği şeyin david fincher'ın 25 kare tekniği olduğunu ve fight club'ın final sahnesinde bulunduğunu belirttim. merve iyi kız, hoş kız da cahil biraz galiba.. bir daha yapma böyle şeyler yeter artık dedi. konuyu değiştirmek için bu yaşar nuri öztürk saba tümer'e neden bu kadar sinirli? diye sordum. aklı karışmış olacak ki cevap vermeden çıktı odadan. ben de işime bakmaya devam ettim.
not: helena bonham carter yaşar nuri öztürk'ten hoşlanıyor. ikisinin de 3 ismi var.
duvardaki yazdıklarıma bakarak bir süre düşündüm. daha sonra benden hoşlanan öğrenci kızla şükran teyzenin akraba olduklarını farkettim. bu da firuze teyzenin kocasının benim babam olma ihtimalini kuvvetlendiriyordu. indim aşağıya annem mutfakta bir şeylerle uğraşıyordu. anne firuze teyzenin kocasıyla nereden tanışıyorsunuz? dedim daha mevzuya girmeden. böyle zekiliklerim vardır. konuya farklı bir yerden girer, karşımdaki insanın aklımın oltasına düşmesini beklerim. fakat annem git başımdan, uğraşamam gibi basit kelimelerle beni başından atmaya çalıştı. yemedim tabiki, ama yine de çok üstüne gitmeden lafı ağzından alıyım diye kim kardashian'ın en küçük kız kardeşinin model olmak istediğinden bahsettim. yine aynı basitlikte cümlelerle lafı geçiştirmeye çalışınca kafasını karıştırmak için requim for a dream'in ne kadar overrated bir film olduğundan bahsettim ona. fakat kadına işlemiyordu. anlaşılmıştı, çözülmesi için biraz daha zaman vardı. ben de yukarı çıkıp biraz kafamı dağıtmalı, başka şeylere yoğunlaşmalıydım. bu kadar düşünmek bana bile fazla gelmişti. inci'ye girip semiha berksoy ferresi yolla diyene yolluyorum başlığı açtım. pek ilgi görmeyince twitter'a girip birkaç güldüren şaka yaptım. kimse rtlemeyince face'e girip liseden arkadaşım pelin'in duvarına halil sezai paracıklıoğlu senden hoşlanıyor yazdım. 2 dakika sonra kaldırdı gönderimi oç. herkes bana karşı amk böyle dünyanın necati ateş'ini gibiyim deyip uykuya dalmaya karar verdim ve yatağa yattım. bir an önce sabah olmasını ve planlarımı hayata geçirmeyi istiyordum.
not: pelin kim kardashian'ın erkek kardeşine veriyor. eminim...
sabah kalktım erkenden reserved ne demek ola ki amk? diye düşündüm biraz. daha sonra quentin tarantino'nun adını hatırlayamadığım bir filmine gönderme olduğuna karar verip işe koyulmayı tercih ettim. merve'nin odasına inip biraz kapıyla dertleşmek istedim, fakat cevap vermedi oç. tüm dünya bana karşı birleşmiş amk deyip eticin+cappy i mideye indirdikten sonra firuze teyzelerin daireye indim. kapıyı tıkladım, açan olmadı. fakat içerde ayak sesleri vardı amk uyuyor olamazlardı. böyle zekiliklerim vardır, şeytanı ayrıntıda arar, aklımı kullanarak yerinde gözlemler yaparım. açmaları için kapıyı daha sert vurmaya başladıktan sonra firuze teyze açtı kapıyı. bir şey dememe izin vermeden bak çıkacam söyleyecem artık sizinkilere yeter böyle oğlum, acıyorum ses çıkarmıyorum dedim. sen kimsin bana acıyorsun firuzan teyze? kocanı çağır dedim. adını firuzan olarak telaffuz ettim ki onu önemsemiyor gibi bir görüntü verip, karşımda ezilmesini sağlayım. böyle hınzırlıklarım vardır. kocamı çağırırsam dayak yersin, git bak dedi. babam değil mi? döver de, sever de.. karışmayın çağırın dedim. ne diyorsun oğlum sen, çık elimi belada koyma diyor oç. eğer kocasını çağırmassa zabıta ya da pakize suda'yı çağıracağımı belirttim. fakat kadın oralı olmadı.. yetmezmiş gibi kapıyı yüzüme kapattı. oğlunuz büyüyünce önder açıkbaş gibi olacak hepiniz oç siniz deyip bizim daireye çıktım. konuyu manevi babama açma vakti gelmişti.
not: reservedla ilgili filmde pakize suda oynuyordu galiba.
kahvaltı masasına oturup bir süre herkesin uyanmasını bekledim. o sırada abraham lincoln'ün annemle ne ilgisi olabilir? diye düşündüm. neyse ki ilk uyanan babam oldu. napıyon lan burda? uyumadın mı? dedi. uyuduğumu, çünkü beynimin en fazla uyurken geliştiğini belirttim. beynini gibiyim gibilerinden ucuz bir laf etti. bu adamın aklı sıra benle taşak geçmesi çok sinirlerimi bozuyor. manevi babam olduğunu öğrendikten sonra bıçaklamayı düşünmüyor değilim. neyse buna daha fazla takılmayıp onu popülasyon genetiğinin kurucuları ingiliz biyologlar ronald fisher ve j.b.s. haldane için 1 dakikalık saygı duruşuna davet ettim. giblemedi oç.. tabi ben hiç bozmadan duygulu bir 1 dakika yaşadıktan sonra konuya girmeye çalıştım. fakat bu oç döver diye yavaş yavaş bahsetmeliydim içimdekilerden. ilk insan ademse ya bu kızını gibti, ya da oğulları kız kardeşlerini? diyerek bir sohbet konusu açmaya çalıştım. sabah sabah sürünme yine.. diyince olayı mantık boyutundan şiddet boyutuna taşımamak için lafı uzatmadım. önce sevecen olmalıydım. bak dedim sen de bu yaşıma kadar büyüttün ettin, aç susuz koymadın eti cinim ekgib olmadı sağol dedim. ne diyon sen amk? diyor oç hala işin gırgırında. baba, bak hala baba diyorum sana. sen kim olduğunu söylemedin ama ben gerçek babamı buldum dedim. ilk başta şaşırdı, sonra zekama şaşırmış olacak ki hafif gülümsedi. kimmiş? dedi joe biden dedim. oç kahkaha atıyor karşımda. ne gülüyorsun amk baktım netten ben joe biden türkiye'yi başkan yardımcısı olmadan önce defalarca ziyaret etmiş dedim. oğlum bak sinirleniyorum, gibtir git diyor bana muallaknin evladı. hayır dedemi tanımasam manevi babama böyle söylememem gerektiğini düşünücem. ama biliyorum dedemi, kesin muallaknin evladı bu. az önce buraya gelip düşünmeye başlayana kadar firuze teyzenin kocası sanıyordum. o da bafiliyor annemi ama benim babam o değil, az önce düşününce farkettim dedim. ayağa kalktı bu hiçbir şey demeden üzerime yürüdü. şiddet çözüm değil, mantıklı ol. joe biden olmayacak da kim olacak? bunu daha önce düşünmemiş olmam saçma değil mi? diyecektim saç.. diyebildim. ağzıma burnuma daldı amk. bu kez farklı oldu biraz. 1 dişim kırıldı, gözüm 10 dakika içinde hafif morlaştı. elmacık kemiklerim çok acıyordu. vurdukça da kesmedi öncekiler gibi oç. neyse bıraktı gidiyordu sen benim maddi babam değilsin dövemezsin beni diye bağırdım. maddi o anlamda kullanılmaz gerizekalı diye yanıt verip odasına gitti. hmmmm bunu biraz düşünmeliydim.
not: ronald fisher, joe biden'ı duşta seyretmiş.
bir süre burnumdan yere damlayan kanları izleyip kafamda robert downey jr.'ın sherlock holmes performansını değerlendirdim. annem uyanmış amk o geldi ne oldu yine? ne bu halin? salim allah belanı versin deyip ağlamaya başladı. haltları sen yiyorsun, dayağını ben yiyorum anne dedim. ne yaptın yine gerizekalı? sorusuyla karşılık verdi. joe biden'ın babam olduğunu manevi babama söylediğimi belirttim. gözlerinden okudum bir yıllar öncesine gitti.. hiçbir şey demedi, ilk yardım gereçlerini getirdi. bunların yararı olmayacağını, acil bana merve'nin ojelerinin lazım olduğunu söyledim, takmadı. benim de kalkıp onları getirecek halim yoktu açıkçası. her tarafım acıyordu. daha sonra babam oç geldi annemle sırtladılar beni odama taşıdılar. güya şefkatli görünüp joe biden'ı aramama, onları terk etmeme engel olacak oç. ama yağma yok.. iyileştikten sonra ona gününü göstermeye karar verdim. gözlerim dolacak gibi oldu, kendimi tutmak için youtube'a girip harun kolçak'ın ''gir kanıma'' klibini izledim. biraz daha iyiydim.. biraz kafamı farklı şeylere odaklamam gerekiyordu yine. zeki insanların da dinlenmeye ihtiyacı vardır. o yüzden kafamdaki bir diğer önemli soru önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? ya yeniden cevap aramaya çalıştım. kendisinin okan bayülgen ile eşit iq'da olduğunda bir kez daha karar kıldım ama dediğim gibi bunu zaten biliyordum. bana daha farklı argümanlar lazımdı.
not: babam oç önder açıkbaş'a kızıyor, sinirini bizden çıkarıyor.
neyse google görsellerden ibrahim erkal fotoğraflarına bakıp sakinleştikten sonra youtube'a girip mustafa karadeniz kamera şakaları izledim. artık iyiydim... şimdi joe biden'a ulaşmak lazımdı. twitter'da kendisini followlayıp birkaç mention attım. facebook duvarıma joe biden beni bul, konuşmamız gerek yazarak telefon numaramı paylaştım. son olarak serkan inci'ye pm atıp beni joe biden ile tanıştırmasını rica ettim. bu ikilinin liseden arkadaş olduğunu düşünürken keşfetmiştim. her tarafım ağrıdığından aşağı inemezdim. anneme seslenip gelmesini söyledim. gelince robert plant'in vokalistliğini yaptığı efsane ingiliz rock grubunun ismini sordum. bilemedi cahil oç... yine de içeri aldım çünkü durum ciddiydi. annem içeri girince manidar olsun diye youtube'dan metin ışık'ın lay lay lom eserini açtım. böyle zekiliklerim vardır. yaptığım eylemlerle insanlara mesajlar verir, onları beynimin labirentlerine davet ederim. ne diyorsun söyle çabuk? bir ihtiyacın mı var? dedi. anne joe biden'a acil ulaşmam lazım. telefon numarası vardır sende, versene.. dedim. hiçbir şey demeden çıktı odadan oç. beni peydahlamayı biliyorsun. o zaman bazı sorulara da cevap vereceksin amk. neyse ben yeteri kadar zekiydim, kimseye ihtiyacım yoktu. açtım yeniden twitter'ı baktım beni ne followlamış, ne sorduğuma cevap vermiş. bu beni biraz üzdü. herkesten sonra onun da bana sırtını dönmesi fazla ağır olmuştu. tavrımı anlasın, kendine çeki düzen versin diye son kez ''followa follow aqar agaaaaaaa'' yazıp kendisini unfollowladım. baktım facebook'taki çağrıma da cevap verdiği yok, dikkat çekmek için gönderimin altına ''a tempest of siblings, business and fame engulf olympic decathlete bruce jenner and paparazzi fave kim kardashian as their huge hollywood families collide.'' yazdım. hani adam ingilizce biliyor ya.. o açıdan. böyle zekiliklerim vardır. her bireyi kendi başına, kendi şartlarıyla değerlendirip onları aklımın kapanına sokarım. inci'deki inboxım da hala boş olduğuna göre biraz daha beklemem gerektiğine, bu sırada hegel şükran teyze akrabalığının ne anlama geldiğini düşünebileceğime karar verdim.
not: mustafa karadeniz hegel'i çok komik şakalardı.
sağ dizimdeki, dirseklerimdeki ve elmacık kemiğimin üst kısımlarındaki morluklara merve'nin daha önce kaçırdığım ojesini sürüp biraz dinlenmeye çekildim. 2-3 saatlik bir uyku çektikten sonra inci'ye girdim. inboxım hala boştu. serkan inci'ye sen git hala fakir gibi dilen, bir işimize yardımcı olma oç yazdıktan sonra balkona çıkıp ela'nın gelmesini bekledim. bir kere de sözünde dur amk kızı yaralıyız bir de. tam 45 dakika bekletti. ben de daha fazla beklemedim ki tavrımı anlasın. böyle zekiliklerim vardır. gerekli durumlarda sinirimi beynimin kıvrımlarıyla harmanlayıp ortaya akıl ürünü, zekice tepkiler çıkartırım. kapım tıklandı, gelen manevi babammış. steven spielberg mü? david lynch mi? diye sordum. gibtirme onları bana aç şu kapıyı dedi. bu adamda gelişme var amk. bu ara hiçbir soruyu kaçırmıyor. doğru yanıtı duyar duymaz açtım kapıyı. buyur ne vardı? dedim. oğlum bir an aşırı sinirlendim, böyle olsun istemezdim, kusura bakma dedi. joe biden'a ulaşacağımı anlayınca arkaü tutuştu oç nin. yine de asıl niyetini anlamamazlıktan gelerek olur böyle şeyler baba dedim. aferin bak, yarak yarak konuşma adam ol şöyle diyor. güzel ortamı bozmamak, lafı değiştirmek için dostoyevski'deki st. petersburg tasvirleri başka kimde var allasen? diye sordum. aval aval baktı. bak baba dedim, madem yapıcı konuşuyoruz. ben önemli değilim, artık düşünme beni.. ben bakarım başımın çaresine dedim. aferin oğlum dedi. ama merve adına endişeleniyorum baba, face'den sınıfındaki erkek arkadaşlarıyla konuştum kimseyle sevişmemiş dedim. daha lafa devam edecektim kalktı gidiyor saygısız oç.. dur dedim nereye gidiyorsun amk? almayım ayağımın altına bak zor tutuyorum kendimi diyor. bu adamın pgibolojik desteğe ihtiyacı var amk. olur olmaz yerde dayak atmaya çalışıyor. merdivenlerden inerken annen yemek hazırladı getirsin odana söyleyim de dedi. annemden sanane oç deyip kapıyı kapattım, üzerine kitledim.
not: ela'yı david lynch'e yar etmem. niyetlerinin farkındayım ama bu asla olmayacak.
baktım face'e, twitter'a joe biden'dan hala ses yok. bu annem de 1 kere olsun adam gibi adama vermiyor amk. babam olma ihtimali olan herkes oç. neyse çıktı annem yemek getirdim aç kapıyı diyor. önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? dedim. oğlum aç kapıyı uğraşamam senle diye karşlık verdi. fakat yağma yoktu. şu sorularıma bu evde artık cevap verilecek amk. ciddi bir şey soruyorum, önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? diyerek sorumu tekrarladım. buraya bırakıyorum yemeği alırsın dedi. açtım kapıyı pilav nohut var.. üzerine vişneli cappy döküp afiyetle yedim. tam hatırlayamadığım bir şeye sinirlenip boşların olduğu tepsiyi yatağın altına sakladım. harun kolçak'ın gir kanıma klibini izleyip sakinleştikten sonra yeniden joe biden'ı bulmanın yollarını aradım. birden joe biden'ın bizim apartmandaki öğrenci kızın akrabası olduğu aklıma geldi. o kızla hemen konuşmalıydım. evden çıkmama izin vermeyeceklerinden üst kattan sıvışmaya karar verdim. böyle zekiliklerim vardır. insanların benim üzerimde kurmaya çalıştıkları baskıya, onlara akıl oyunları yapıp, beklenmedik anda beklenmedik eylemlerde bulunarak cevap veririm. yürümekte zorlandığım için kızın katına inmem 15 dakikamı aldı. ama sonunda varmıştım. tıkladım kapıyı, açtı. konuya alakalı bir yerden girmek için bu model grubunun solisti neden spastik kız çocuğu taklidi yapıyor? diye sordum, gülümsedi. bu olumlu bir gelişmeydi, balık oltaya geliyordu. ne vardı? dedi. joe biden'ın telefon numarası lazım dedim. o kim? diyor amk. yeni nesil ecdadını akrabasını tanımıyor ayıp oç dedim. şaşırmış görünüyordu.. daha sonra anlamlı bir sosyal mesaj vermek için ''ecdad tarih yazmış, torun okumaktan aciz.'' diye bağırdım. ehehe ne kullanıyorsan aynısından istiyorum deyip kapıyı kapattı. oha! oha oha oha oha wowwww... ekşici lan bu dedim. espriyi kest dedim. telefon numarasını alamasam da kızın ekşici olduğu bilgisine ulaştım. bu da joe biden ile ekşiyi direk ilişkili kılıyordu. zaten daha önce şüphelendiğim bir durum olduğundan bir an önce odama çıkıp bunun üzerine düşünmeye karar verdim. yaklaşık yarım saat sonra kimseye farkettirmeden odamdaydım.
not: öğrenci kız geceleri evinde harun kolçak'ı misafir ediyor.
daha sonra odamda enrique iglesias'ın hero klibini izlerken joe biden-ekşi ilişkisini düşündüm bir süre. tüm bu karışıklığın arkasından roberto baggio'nun çıkabileceğini tahmin ediyordum. twitter'da ve facebook'ta durumumumu edit:imla diye güncellendim. birkaç film izledim beğenmedim, birkaç şarkı dinledim ağır eleştirdim. aralarına sızarsam belki daha kolay çözülürler diye düşündüm. böyle zekiliklerim vardır. insanlara yakın davranıp bana güvenmelerini sağladıktan sonra onları beynimin duvarlarına hapsederek istediklerimi vermelerini sağlarım. fakat 2 saat boyunca kimseden ses çıkmamıştı. merve'nin odasına inip konuyu kapıya açmaya karar verdim. indim aşağıya, bak dedim kapı; aramızda çeşitli gerginlikler, hoş olmayan olaylar yaşandı. gel geçmişe bir sünger çekelim. dedim. hiç cevap vermedi oç. yine de büyüklük bende kalmalıydı. eğer barışmak istersen ben odamdayım, harun kolçak dinleyip birbirimize el şakası yaparız dedim. tamam gibilerinden kolunu oynattı. merve açtı kapıyı.. napıyorsun abi burda? diyor. hiç dedim bir meseleyi hallettik. bak merve dedim kaç gündür babamı arıyorum ve kendisine ulaşmama ramak kaldı. ona ulaştıktan sonra sizi terk edecem. aklım sende kalarak gitmeyim, şu aldığım sütyenleri kullan artık dedim. bak çağırırım babamı? diye tehdit ediyor oç. hemen konuyu değiştirdim. bu egemen bağış ne komik adam değil mi? seviyorum vallahi dedim. o kim abi diyor cahil oç. hem sütyensizsin, hem cahil daha fazla muhattap olamam deyip odayı terk ettim. giderken kapıya selamımı çaktım. daha sonra apartmandaki daireleri gezip behzat ç. izleyip izlemediklerini sordum. verilen cevaplara göre apartmandaki oçlik oranını hesapladım. sonuçlar beni üzmüştü.
not: roberto baggio ve akbaba aynı kızdan hoşlanıyorlar.
ertesi gün akşsevgi kadar incide takıldım, eti cin yedim, ela'yı bekledim vs.. akşam olduğunda aşağı indim. herkes salondayken mandalina aşıracaktım. sesimi duymuş olacaklar ki manevi babam salona çağırdı, gittim. ne vardı? dedim. gel yanımızda otur, dizi izleyelim dedi. arkaü tutuştu oç nun.. yine de annemin hatırına oturdum. hiç ağzımı açmadan 20 dakika bekledim. daha sonra fatmagül'ün teyzesine sinirlenip masanın üstündeki bardağı televizyona fırlatınca babam elinin tersiyle suratıma bir tane yapıştırıp odadan kovdu. üvey baban mı var derdin var amk.. neyse odama çıkıp bir süre astrofizik üzerine düşündüm, hubble ultra derin alanını seyrettim. bundan da sıkılınca şükran teyzelerin kapısını çalmak için üst kattan sıvıştım. kapıyı tıkladım, şükran teyze açtı. oo nasılsın şükran teyze, mehmet amca yok mu? dedim. var içeride demeye kalmadı o oç da geldi. kapat kapıyı şükran diyor oç.. mehmet amca babam karınızı tokmaklıyorsa sorunu onla çözün, zaten kendisi öz babam bile değil dedim. git elimden kaza çıkacak diyor amk oğlu. neyse alt kata benden hoşlanan öğrenci kızın dairesine indim, kapıyı tıklatınca hemen açıyor. bu çok iyi bir özellik. insan ilişkilerinin etik kuralları gereği naber? dedim. iyi canım sen diyor. bu da hemen atacak kapağı oç.. ağırdan al kızım. evlenecez demedik. canım manım ne ayaksın? neyse kardeşimin pedi bitmiş de sizden alabilir miyiz? dedim. tabi dedi. ama mümkünse kullanılmış olsun diye rica ettim. öyle deyince bir döndü kaç yaşında senin kardeşin? diyor. ne alakaysa amk bu kızın kafada bir kırıklık var. 12 ne oldu da? dedim. kapıyı yüzüme kapattı. amk sen bana naz yapacan diye kardeşim zor durumda kalacak bencil oç. ilişkimizle ilgili meseleleri bire bir halledelim kızı niye mağdur ediyorsun? bunları söylemek için kapıyı bir kez daha tıkladım, yine açtı sağ olsun. konuya farklı yerden girip tepkisini azaltmak için plüton'a da çok ayıp ettiler ha.. dedim. ya arkadaşım ne istiyorsun benden? dedi. 1 ped rica ettik küfretmediğin kaldı. aramızdaki sorunları baş başa halledelim, şimdi pedi ver dedim. annenle tanışıyoruz, ona bir bir söyleyecem bunları deyip kapıyı kapattı. sanana annemden oç deyip kapıya bir tekme attım ve ben de yukarı çıktım. manevi babam çağırdı yanına, gittim. he dedim, noldu? haftaya azize halanlar geliyormuş, 1 hafta kalacaklar dedi. burcu bakireyse almam eve deyip odama çıktım. azize halam ilginç bir kadındır.. daha önce mehmet amca ve 1. kattaki kadının kocasıyla kısa süreli ilişkiler yaşadı, yürütemedi. gençliğinde mehmet demirkol ile 2 yıllık bir beraberlik yaşamış. şimdi bizim süleyman enişteyle evli görünüyor.
not: benim manitanın babasıyla süleyman eniştenin sık sık öpüştüğünü duydum.
halamların geleceği gün erkenden kalktım. vücudumun kıldan muzdarip yerlerini tıraş ettim. duşumu alıp, kolonyamı sürdükten sonra artık hazırdım. annemler aşağıda hazırlıkları tamamlamıştı. annem geleceklerinden dolayı baya sevinçli görünüyor ama eniştemin gelmediğinden haberi yok herhalde. 2 yıl önce yazlıklarına gittiğimizde eniştemle mutfakta buluşuyorlardı. gözlerimle gördüm.. neyse kapı çaldı indim hemen aşağı. halamlar geldiler falan, burcu ve ekrem de gelmişti. ekrem oç benim hasmım.. benden nefret ediyor biliyorum. yine de burcu'nun hatrına ona katlanmak zorundayım. neyse halamın elini öptüm burcu'yu öptüm falan. tokalaşma merasimi vs.. merve malıyla burcu bir garip hareketler yapıyorlar, ilginç sesler çıkarıyorlar falan. ne yapmak istediklerini tam anlamadım ama sonunda sarıldılar da olay tatlıya bağlandı allahtan. neyse salona geçtik biraz sohbet etmek için. annem açlığınız var mı? diye sordu. ne biçim soru soruyorsun anne, yıllardır giriş katında kirada oturuyorlar? dedim. sen sus diye yanıt verdi. bu kadın tam mal ya.. neyse sen nasılsın oğlum? diye sordu halam. iyiyim hala kız arkadaşım ve yeterli eti cinim var. sen nasılsın? dedim. biz de iyiyiz çok şükür dedi. nasıl iyisin hala? burcu'nun hala göğüsleri büyümemiş. ne rahat insanlarsınız? dedim. babam gibtir ol git gelme buraya diye kolumdan sürükleyerek odadan kovdu. oç 2 dakika hasret gidermemizi de kıskandı. gerçek babam olmadığını sanırım halam da bilmiyor. telaşı ondan... neyse merve'lerin odasına gidip burcu ile merve'yi beklemeye karar verdim. beraber yatacaklardı çünkü.. onlarla etraflıca bu göğüs meselesini konuşmalıydım. gittiğimde kapı kilitli değildi, girdim içeri. kapıyla 5 dakika kadar sohbet ettikten sonra merve ile burcu geldi. kevaşe merve abi ne işin var burda? çık diyor oç. bekle dedim burcu'ya bir şey sormam lazım. sor abi dedi burcu. ekrem hala kızgın mı bana? dedim. niye ki? dedi. ben ten kol saatini cinsel uzvuma taktığımdan beri bana hep ters davranıyordu dedim. yok abi seviyor seni dedi.. oç ekrem o imajı yaratmış ailesinde bilerek.. böyle şeytanlıkları vardır. asıl düşündüğünü son ana kadar söylemeyip, olayların istediği gibi şekillenmesini ister. açıkçası ekrem'den korkuyordum ve bu konuyu annem benim için çözmeliydi. gittim mutfağa annemi yanıma çağırdım. korkumu belli etmemek için konuya farklı yerden girerek okul filmi vardı taylan biraderlerin, sinem kobal oynuyordu. ne korkmuştuk değil mi? dedim. cevap vermiyor oç.. bak anne dedim bu ekrem beni üzüyor. garip hareketleri var deli gibi bir çocuk bu. ayrıca biliyorum ki benden kurtulmanın planlarını yapıyor, benden nefret ediyor dedim. saçmalama oğlum 8 yaşında çocuğun senle ne derdi olsun? diyor oç. ölsem gitsem umurlarında değilim.
not: ekrem okul filminden daha korkunç.
submitted by Cratix16 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.06.15 15:29 anonimizm Arkadaşlar, bir konu hakkında danışmak istiyorum

Daha önce benzer şeyleri yaşamış biri veya akıl akıldan üstündür düşüncesiyle benim düşünmediğim, kafamın basmadığı karışıklığa açıklık getirebilirsiniz.
Yaş 31 yolun yarısı sayılır, eşimde aynı şekilde ve dini-siyasi görüş ve internetten yabancı dizi izlemek dışında pek ortak noktamız olmasa da birbirimizi seviyoruz ve mutlu 5 yılı aşkın bir evliliğimiz var.
Eskiden hiç konusu açılmayan ancak son 6 aydır eşimin sürekli üzerine konuşmak istediği bir çocuk konusu var. Toplumumuzda ailelere ve özelikle kadınlara yapılan "nerede çocuk? Bir sorun mu var? (çocuk yaparsın) E buna şimdi kardeş yapmayacak mısınız? (o da olur) e 2 erkek oldu kız olmayacak mı?" şeklinde saçma sikim sorular ve baskılar vardır bilirsiniz az çok.
Dolayısıyla şu an kafasından geçen yaşı geçmeden çocuk sahibi olma isteği ve bu olmazsa elbetteki yollarımızın ayrılması gerektiği düşüncesi. Elbette çocuk konusunda kesin bir yargıya vararak "hayır" diyecek olursam bende onun hayatını kısıtlamak istemem ve yollarımızı ayırmamızın doğru olduğunu düşünürüm. Aksini yapmaya hakkımda olduğunu düşünmüyorum zaten.
Bu korkuma sebep, ülkenin gidişatı ve olan olaylar, çocuk ölümleri, iyi yetiştirmeme kaygısı, tecavüzler, ülkenin yönetimi,derken, sayabileceğim ve sizinde bileceğiniz binlerce negatif şey gösterebilirim ve pozitif olan o kadar az şey görüyorum ki gözüm sadece kötü olanları görmek istiyor gibi.Gerçekten bu şartlarda iyi bir baba olmaktan korkuyorum. İçten içe elbette bir çocuğum olsun istiyorum ancak dediğim gibi ülkenin iyiye gideceği yok ve gelecek endişem varken bunu masum bir cana da mal etmek istemiyorum
Her daim, "bakmıyorsa neden çocuk yapıyor, böyle çocuk mu yetiştirilir, imkanı olmayan çocuk yapmamalı" şeklinde düşünen ve bu sebeple insanlara da sorumsuz bakabilen biriyken, şu an o durumda olmak, bu ihtimalleri kendimin yapacağını bilmek, "ya böyle olursa"larla yüzleşmek zor geliyor. Bulunduğumuz coğrafya zaten koyun sürüsüyle doluyken oraya bir masum evlat yerleştirmek, Ata düşmanı onca insan içinde ata sevdalısı 1 tek kişi koymak sanki kurda kuzuyu yem etmek ve kendi ellerimle bir canı feda etmek gibi.
Şu an bana deseler "aynı şartlarda, aynı yer, aynı aile tekrar doğmak ister miydin?" diye buna verecek cevabım çok çekimser olurdu hatta 8-9 sene önce doğmasaydım bile diyip bizi bu zor şartlarda dünyaya getiren aileme ağır sitem ve küfür bile edebilirdim.
Ne değişti derseniz; insan kendi evine çıktığında bir şeylerin sorumluluğundan kurtularak yeni sorumluluklara yelken açıyor ve sanırım şu anki çocuk durumu beni o eski halimin bunalımına sokacak gibi de düşünüyorum. Mesela okul, erken yaşta çalışıp tüm paramı aileme vermek durumunda olmamve buna rağmen gözü yaşlı annemi evimize gelen 6-7 hacizle hatırlamam, ardından okulu bitirdikten sonra derin bir "oh" çekmem, ayrı eve çıktıktan sonra paramın da bana kalmasıyla kendime sorumluluklarsan kaçış olarak ps3-ps4 gibi şeyler alarak gerçek hayattan bir şeklide kaçarak mutlu bir yaşama şekli yaratmam benim hayatımı kendim için çekilebilir kılmaya başladı.
Nitekim durum eşim için farklılık gösteriyor ve haliyle oyun oynamam kendisi için zaman zaman sorun yaratabiliyor. Bu arada sürekli oyun oynayan biri değilim sıkıldığım, daraldığım anlarda açıyorum spiderman, şehirde geziyorum veya god of war açıp adam pataklayıp stres atıyorum ne yapayım. Gün içinde oynadığım tüm süreyi toplasan 1 saati geçmez diyebilirim.
Yanlış anlamayın elbette durumu bizden çok daha kötü olup çocuk yapanlar var, ekonomik olarak çok iyi olmasakta kendimizi idame ettitebiliyoruz ve kenara aylık 1 bazen 2 gram altın atabiliyoruz. İnanılmaz stresli olarak çalışmak zorunda olduğum (şu an eminim herkes böyledir zaten) iş yerimin sağladığı özel yaşam olduğu için en azından çocuğu düzgün bir hastaneye götürebilecek, doğum öncesi ve sonrası düzgün kontroller yaptırabileceğiz. Fakat biliyorsunuz çocuk bakımı sadece hastaneye gidip gelmekten ibaret değil, bulunduğumuz şartlarda bu ülkede Ali Koç gibi bir adam bile "çocuklarımın geleceğinden şüphe ediyorum" şeklinde bir demeç verebildiyse ben nasıl daha kötüsünü düşünmeyeyim.
Çocuk olunca düşünün ki onun okulu tekrar sizin okul stresiniz olacak, ona sağlayamadığınız imkanlar sizin imkansızlıklarınız olacak, aynı şekilde ileride iş stresi. Her yerin imam hatip olduğu bu coğrafya da normal okullarda bile düzgün eğitim tokken bir de bu sorunları omuzlamak ne kadar doğru?
Bir şekilde büyüyor diyen insan o kadar çok ki, patates gibi çocuk büyütmek ne kadar doğru veya işi kaderin ellerine bırakıp elimizden geleni yapmak, bilemiyorum...
Bu durumda yolumu ayırmalı mıyım, yoksa canı cehenneme alt tarafı bir çocuk diyip kör kuyuya inmeli miyim?
Benim yerimde olsaydınız ne yapardınız?
submitted by anonimizm to KGBTR [link] [comments]


2020.06.11 08:47 yennicheri Salak Kız Nasıl Tavlanır ? Bölüm 3 (Kızı eve atıyoruz sonunda)

8-KIZA KUMPAS KURMA
Tamam kızı tavladiniz📷bir kere çiktiniz ama daha adam olamadiniz.Simdi sira geldi kıza kumpas kurma yöntemlerine! Zira siz bu kadar seyi gidip kızla cafede bir bardak çay içmek için yapmadiniz herhalde) Sizin amaciniz bastan beri belli.Simdi gelelim bu amacinizi gerçeklestirmeniz için gereken taktiklere.
Öncelikle bilmeniz gereken şey;sizin daha önceden BULVAR gazetesinin verdigi eklerde ve bilumum aaaaa dergilerin forum köselerinde okudugunuz fanaaailerin gerçek hayatla hiçbir alakasi olmadığıdir.Bunlar tamamen uydurma seylerdir.Kız asla ve asla size kumpas kurup sizi eve atmaz.Bunu sizin yapmaniz lazim.
Kızla sevismek istiyorsaniz kızların her zaman için "Millet görse ne der?" kaygisi sahibi olduklarini kesinlikle aklinizdan çikarmamalisiniz.Bu yüzden daha öncede söyledigimiz gibi sakin kızı topluma açik mekanlarda taciz etmeyin.Dahada önemlisi kızı sakin kendi arkadaslarinin yaninda taciz etmeyin.Zaten istesenizde yapamazsiniz.Bunu bilen kız milleti genellikle sizinle basbasa kalmamak için elinden geleni yapar ve bulusmalariniza genellikle kendisinden çok daha salak bir arkadasiyla beraber gelir.Kızı yalamak istiyorsaniz öncelikle bu ultra salak arkadasi(ki biz buna halk arasında kuyruk diyoruz) egale etmek gerekir.
Kız bulusmalariniza yaninda kuyrukla geliyorsa kisasa kisas deyin ve sizde bulusmalariniza kankanizla beraber gidin.Bu kankaniza gitmeden önce "oglum benim manitanin bir kız arkadasi var;ben onu sana ayarladim ama is artık tanismaniza kaliyor.Kız biraz salak gibi gözüküyor ama bakma sen📷benim hatun onun için inanilmaz azgin dedi.Bu kiyagimida unutma heee!"seklinde gaz verin.Tamam kabul ediyoruz bu biraz :-):-):-):-)lige girer ama naabalim artık.Bu kankanizla birlikte gittiginiz bulusmanizda kızı "Gel bakiyim sana ne anlaticam" seklinde bir hitap sekli kullanarak soteye çekin. Ondan sonra yavas yavas saçlarini oksayip kulagina onu ne kadar çok sevdiginizi fisildayin.Önemli not📷akin kızın kulagina tükürme gafletine düsmeyin. Sonra yavas yavas ellerinizle kızın boynunu oksayin.Bu sırada kızın kulagina onunla ne kadar mutlu oldugunuzu fisildayin.Bu sırada yillarin abazani bünyeniz daha bir azacak vücudunuzdaki bütün kan ayni yere toplandigindan dolayi beyninize kan gitmeyecek ve düsünemeyeceksiniz.O yüzden simdiden hatirlatiyoruz.Sakin ola bu esnada fazla ileri gitmeyin.Siz zaten az önce yaptiklarinizla kızı azdirdiniz.Kız eve gittiginde sürekli sizin dokunuslarinizi düsünecek ve kendinden geçecektir.Ama su an sizin dönmenizi bekleyen iki büyük soruna sahipsiniz: kankaniz ve ultra salak kuyruk)) Onlari daha fazla bekletirseniz killanir ve yaniniza gelirler.Bu da sizin açinizdan çok kötü olur.Siz nasıl olsa amaciza ulasip📷kıza "seninle yatmak istiyorum"bilinçalti mesajini verdiniz.Eğer bulusmalariniza kuyrukla geliyorsa bu problemide astiniz.
Kızlar genellikle ne kadar azgin olurlarsa olsunlar(ki hepsi zannettiginizden daha azgindir.) bunu size belli etmemek için ellerinden gelen her seyi yaparlar.Ama kızı bir şekilde tufaya getirip📷toplum içerisinden uzaklastirip basbasa kalmayi basarabilirseniz hayatinizin en büyük dumurunu yasarsiniz.Çünkü bu salak kız milleti etrafinizda başka birileri varken sürekli"ayy yapma📷lütfen!" tribine girmelerine ragmen bas basa kaldiginizda resmen üstümüze atlarlar!asiul is kızla gerçek manada basbasa kalabilmektedir.Bunu nasıl yapacaginizida açikliyoruz.Ulan varya size yaptigimiz kiyagin haddi hesabi yok serefsizim :)
9-KIZI EVE ATMA .)
Kıza bir şekilde kumpas kurup eve attiniz mi isiniz kolaylasir.Ama kıza "hadi gel eve gidelim" diyemezsin.Bunu dolayli yollardan sölenmeniz lazim.Ama öncelikle halletmeniz gereken bir sorun var o da kızı hangi eve götüreceginiz.Yani çogunuz hala ailesiyle yasiyor ve genellikle bu ebeveynler evi bos birakmazlar.Yapabiliyorsaniz kendi evinizi bosaltip kızı kendi evinize getirmeniz en mantikli seydir.Ama çogunuzun böyle bir imkani yok.Biz Allahtan yanliz yasayan tipleriz ve son senelerde hiç "Ulan kızı hangi eve götürecem"kaygisi yasamadik.Ama yinede yapmaniz gerekenleri biliyoruz.Sonuçta bizde bir dönem ailemizle birlikte yasiyorduk.
Evi bosaltamiycaksaniz elinizde tek bir çözüm var o da kızı başka bir arkadisinizin evine götürmektir.Bu arkadasinizin yanliz yasayan bir tip olmasi menfaatiniz icabidir.Ama bu yanliz yasayan arakadasiniz size evi hemen "Buyur abi ne demek " seklinde sak diye vermeyecektir.Önce bu arkadasinizin gönlünü almalisiniz.Açikçasi rüsvet vermelisiniz.Kızı götürmeden önce 📷gidip baya bir içki meze falan alip arkadasinizi ziyarete gidin.Sizi kapida elinizde posetlerle gören arkadasiniz amacinizi dank diye anlar.Ama size belli etmez.arkadasinizla muhabbete baslayin.Bir yandan için bir yandan geyik yapin.Bu sırada arkadasiniza müjdeli haberi verin.Ama bunu emrivakiye getirin ki herifin itiraz etme sansi kalmasin."Olm ben bu hafta sonu buraya kız atçam📷sorun çikmaz di mi?" sorusu bu is için en ideal cümledir.Herif alkolünde verdigi yavsamayla kesin kabul eder.Sonra arkadasinizla vedalasip evden ayrilin.Sakin herife "olm evi topla heeeee" seklinde bisey sölemeyin.Herif "hehe" diycektir.Ama siz kızla geldiginizde evi yine ayni halde görürsünüz.Kızla gideceginiz evin temiz olmasini istiyorsaniz o gün erkenden eve gidip arkadasiniza gaz vererek birlikte evi toplamalisiniz.Neyse artık ev sorununu hallettik.Ama simdi karsimizda daha büyük bir sorun var.Kızı o arkadasinizin evine nasıl götürecez?
Bunun için en kolay yol kıza o en samimi(!) arkadasiniz hakkinda atip tutmak ve kızın o arkadasinizi merak etmesini saglamaktir.Unutmayin insanin basina ne gelirse meraktan gelir.Simdi kızın yanina gidin ve "Bizim bir aradas var Ahmet diye📷bu varya manyak bir tip.Herif resmen asmis. Cem Yilmaz falan hikaye.Bu bir basliyo anlatmaya biz gülmekten kiriliyoz.Nerden buluyo çok merak ediyorum valla.Ayrica sadece komik olsa yine iyi.Ayni zamanda sakir sakir ingilizce almanca ve fransizca konusuyo.Bilgisayar desen zaten olayi bitirmis.Hele bir gitar çaliyo varya görsen kafayi yersin....."gibi uzayip giden bir hikaye uydurun.Emin olun kız bunlari duyunca içten içe Ahmet!I merak edecek ve bunu size "Iyi tanistir o zaman bizi" seklinde yansitacaktir.Siz de hemen "Bir gün ona oturmaya gideriz zaten yanliz yasiyor" diye cevap verin.Kız ne diyecegini sasiracak.Gitmeyelim diyemez çünkü tanismayi o istedi.Iste bu iste bu kadar.Sira geldi kızı Ahmet'e oturmaya(!) gitmeye ikna etmeye.
Yine bir gün kızla bulusun.Ama o bulusmaniza herzamnkinden çok daha hazirlikli gidin.Cüzdaninizda mutlaka bir prezarvatif olsun.Ben size üzerinde mavi Porshe rasmi olan Durex'i öneririm.Çünkü resmen en iyi prezervatif bu.Tabi ki Durex bize para vermedi salak📷biz sizin iyiliginiz için bütün hepsini denedik.En iyi performans bunda.Peki prezarvatifleri test ederken hangi kistaslarimi kullandik.En önemlisi hissedilmektir.Çünkü hissedebilmek herseydir.)) Valla Durex'ten para almadik lan.Ayrica bütün süpermarketlerde bulunuyor.Ama bize gelen maillerden ögrendigimiz kadariyla çogu arkadasimizin prezarvatif satin almaktan utandigi gerçegi var.Böyle bir sorununuz varsa gidin üçem bir Migros'a bir kaç bir şey alin ve sepete bir kutuda prezarvatif atin.Fiyat niye bu kadar pahalı diye sormayın.Unutmayin kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.
Neyse bu konuda unutmamanız gereken son seyse prezervatifi kızın yanina kutuyla götürmemektir.Biz denedik.Çok feci tirsiyolar.)))))) Cüzdaninizda bulunması gereken diğer önemli şey ise en az iki adet sigara.Çünkü birazdan arkadasinizin evinde sigara bitecek (niye acaba?)) ve siz kızla sevistikten sonra mutlaka sigara içmek istiyceksiniz. O yüzden bunu sakin ihmal etmeyin.Bu bulusmaniza giderken ayrica manyak bir eau de toilette alip sikmanizi tavsiye ederiz.Daha öncede söledigimiz gibi Brut bu konuda ideal.ama kızın eve girer girmez üzerinize atlamasini istiyorsaniz Original Fahrenheit'tan daha iyisi yoktur.Kız harbiden kuduruyo.ama bu ikinci söledigimiz eau de toillette'in çok büyük dezavantajlari var.Birincisi çok pahali(illa fiyat istiyosan söliyim:$200) ikincisi piyasada bulunmuyor. Neyse bir şekilde bulursanız alin. Aklınızda bulunsun. Artık hazirsiniz. Bir cafeye gidip oturun falan.Ama bu sefer bulusacaginiz yer arkadasinizin evine çok yakin olsun.Cafede biraz takilip çikin.Sonra yine kıza "Biraz yürüyelim mi?" seklinde gaz verin.Yürürken gidecegin📷z istikamet tabiki arkadasinizin evi olacak.Siz zaten arkadasiniza o gün gelceginizi söylemistiniz📷arkadasinin evinin önüne geldiginizde kıza "Dur bir arkadasa ugramam lazim" seklinde bir şey söleyip arkadasinizin evine girin.Sonra arkadasiniz sizi görünce gelin bir kahvemi için moduna girsin.Bunuda daha önceden arkadasiniza söyleyin.Siz içeri girince kıza "Iste sana sürekli bahsettigim kanka varya bu" diye arkadasinizla kızı tanistirin.Burada unutmamamniz gereken en önemli şey kızın evde asla bisey içmeyecegidir.Bunun nedeni ise sadece Türk filmlerindeki eve atilan kızın çayina uyku ilaci atip kızın irzina geçme sahneleridir.Dünye üzerinde hiçbir uyku ilaci kızı o derece uyutamaz.Ama kız milleti bu salak yesilçam senaryolarina hiç kuskusuz inanirlar.Ne kadar salak olduklarini burdan anlayin artık.Sakin kıza bir şey içmesi için israr etmeyin. Neyse arkadasiniz bir kaç dakika sizle birlikte takilsin.Ve aniden evde sigara bitsin.Nasıl yapacaginiz size kalmis.Sigara bitti bahanesiyle arkadasiniz bir kosu Samsuna kadar gidip bir paket Samsun 216 alsin gelsin.Tabi📷herif kösedeki markete kadar gitmek üzere evi terkedecektir.Bundan sonra isiniz çok daha kolay.
Simdi asil isiniz basladi.Arkadisiniz gittikten sonra kıza biraz daha yanasin.Kendini geri çekiyosa hemen israr etmeyin.Biraz saçlarini oksayin ve kulagina tatli ask sözleri fisildayin.Bu kız milletini inanilmaz tahrik eder Kızın yüz ifadelerine çok dikkat edin.Kızın yüzü kizarmaya baslamissa kivama gelmis demektir.Yavas olun.Olayi abartmayin.Sonra yapisin dudaklarina.Daha önce hiçbir kızla öpüsmemis olmaniz sorun değil.Kız bunu asla anlayamaz. Anliyosa zaten çok sanslisiniz biraz sov basliyo.Kız sizin yaptigin her harekete "yapma lütfeeeeeeen" seklinde yanit verir.Sakin bunu ciddiye almayin. Bu en meshur kız tribidir.Kız ne kadar profesyonel olursa olsun bu tribi her zaman yapacaktir.Neyse kızı öperken yavas yavas altiniza alin ve devam edin.Bu sırada kız kandinden geçecektir.Eğer bu ilk olayinizda ciddi manada bir ilişki yasayacaginizi saniyorsaniz kesinlikle yaniliyorsunuz. Zira kız siz biraz ileri gidince "Yapma lütfen ben bakireyim" moduna girerler.Bu durumda da sizin bütün istahiniz kaçar.Olay orda biter. Simdi çikarin cüzdaninizdan sigarayi ve bir sigara yakin.Sonrada kıza dönüp "Seni Seviyorum" diyin.Siz ilk seferlik bu kadarla yetinin.Gerisi gelecektir. Artık sik sik bu arkadasiniza ugrayacaksiniz.Bundan süpheniz olmasin.Peki niye gidip prezarvatif aldik diye soranlar için söylüyorum;kızların ne zaman ne yapacaklari asla belli olmaz📷ya kız verseydi...Sen her zaman tedbirli olda. Bu durumdayken her kız tabiki yukarida anlattigimiz kadar çabuk ikna olmaz. Yukarida anlattigimiz şey olayin en iyi ihtimalle nasıl gelisecegiydi.Simdi biraz daha negatif seylerden bahsedebiliriz.Kızın yapacagi en büyük killik📷"Lütfen yapma daha hazir degilim" cümlesidir.Bunun öztürkçesi "Ben senin gibi ne abazanlar gördüm📷dur biraz da kendimi naza çekiyim" dir.Bu sözü söyledikten sonra kızın üstüne gitmek kızın sizden sogumasina neden olacaktir. Siz bunu duyduktan sonra hiçbirsey yokmus gibi davranin.Bu eve bir dahaki gelisinizde mutlaka amaciniza ulasacaksiniz.Güvenin bize ve biraz sabredin.
Diğer bir killik ise "Ben senin bildigin kizlardan degilim" cümlesidir.Bu cümle genellikle salaklik ve abazanlik derecesi esit kızlar tarfindan sarfedilir.Bu cümlenin öztürkçesi ise"Bak ben senden 10 kat daha fazla istiyorum ama biraz yaparsam kendimi tutamam ve gerisi gelir📷o zaman da annem duysa kizar 📷babam duysa keser"dir.Bu durumda kızın üzerine gidilebilir.Kız sizi ittirip "Tamam yeter lütfen" diyinceye kadar abartilabilir. Daha fazla ileri giderseniz tokat yersiniz.Sizinde rahatlikla tahmin edebileceginiz gibi kızın burda sizi sürekli reddetmesinin nedeni kendine hakim olamaktan korkmasidir. Kızların üzerinde toplumsal baski zannettiginizden çok daha fazladir.Ve böyle bir korku tasimalari çok normal.Ama bir kaç kez bu eve geldikten sonra olaya en çok adapte olan kızlarında bunlar olduklarini belirtmekte fayda var.
Kızların yaptiklari en alisilmis tripler bunlardir.Ama bazı salaklar(Salaklik derecelerine bagli olmak üzere)daha degisik bahaneler uydurabilirler.Sizin bilmeniz gereken tek şey kız orda ne söylerse söylesin trip yaptigidir.Ancak tek bir cümle dogru olabilir o da biraz sevistikten sonra söyleyecekleri "Bugün olmaz!" cümlesidir.Eğer kız bu cümleyi kurduysa harbiden o gün olmaz.Bu cümlenin öztürkçesi ise "Regl oldum" dur.Ve bu gayet dogal bir kizsal mazerettir.Eğer kız bunu söylediyse sakin üstüne gitmeyin ve günün tarihini mutlaka bir kenara not edin.Çünkü bu kız 28 gün sonra tekrar regl olcak ve sizde o gün kızı eve atmak gibi bir salaklik yapmiycaksiniz.Yanliz dikkat edin bir ay değil 28 gün.Ama haftaya ayni eve gelip kızla moda girmeye basladiginizda bambaşka bir kızla karsilasacaksiniz. Bunun nedeni de su:kızların regl dönemlerinin hemen sonrasinda her zamankinden daha azgin olduklari bilimsel olarak kanitlanmis bir seydir.Yani ne yapip edip bir şekilde kızın hangi tarihte regl olduğunu mutlaka ögrenmelisiniz.Sakin sormayin.Cevap vermezler.Hatta %90'i regl olduklarini bile inkar ederler.Çünkü bu kızlar için çok utanç verici bir seydir.
Bu iside alninizin akiyla astiniz.Kız bir kere o eve geldi ya artık siz ne zaman o arkadasinizin adini ansaniz kız sizin sevismek istediginizi anlayacaktir. Kızlar sevismek istemeyen yaratiklardir gibi bir düsünceye sahipseniz hayatinizin en büyük yanlisini yapiyorsunuz.Siz bir kere istiyorsaniz onlar on kere ister.Ama bunlar kendilerini agirdan satma tribine girdiklerinden bunu size belli etmemek için ellerinden gelen her seyi yaparlar.ama siz gerçegi biliyorsunuz.O yüzden kızı her türlü eve atabilirsiniz artık.Ama simdi dikkat etmeniz gereken bir şey daha var.Bu arkadasiniza her zaman isiniz düsecegini sakin aklinizdan çikarmayin.O yüzden sürekli olarak gidip bu arkadasinizin gönlünü hos edin.Yoksa herif hakli olarak birkaç seferden sonra size uyuz olur ve size evi vermemek için türlü bahaneler uydurun.Yanliz yasayan tiplere için yapabileceginiz en büyük kiyak sevgilinizin en yakin arkadasini bu herife ayarlamaktir.Tabi ki siz bunu yapmak için ugrasmiycaksiniz.Siz sadece gidip kendi salak kız arkadasiniza "Senin kankiyle benim kanka çiksa ne süper olur" di mi seklinde gaz verin.Gerisini kız halleder zaten.Ayni zamanda bu soru kızın kendisinden çok daha salak kankisi tarafindan kıza hemen hemen hergün soruluyordur.
Yani kisacasi bu salak kızlar en yakin arkadaslarinin sevgililerinin en yakin erkek arkadaslariyla çikmayi bir marifet sanarlar.Ve sizinde rahatlikla anlayabileceginiz gibi kız buna zaten dünden hazirdir.Bu islemi yaparak yine bir tasla kus katliami yapacak ve kendinizi saglama almis olacaksiniz. Yani hem bu kuyruk mevzuundan hem ev sorunundan hemde arkadasinizin abazanlik sorunundan kurtuklacaksiniz. Bu sorunu da bu şekilde atlattiginiza göre artık yapilcak pek bir şey kalmadi.Bundan sonraki amaciniz kız sizi terkedene kadar "yogurdun kaymagini yemektir."Elbette bu kızla gelecek için herhangi bir şey düsünmüyorsunuz ve kız sizi her an terkedebilir.O yüzden siz kizdan yararlanabildiginiz kadar çok yararlanin. Sakin "Daha dur acelesi yok📷o kaymagi elbet birgün yerim" diye düsünmeyin.Çünkü bu kız milleti kendisine cinsel olarak hiçbirsey vermeyen erkekleri abarti cinsellik isteyen erkeklere oranla çok daha çabuk terkederler
10-TERKEDILME HADISESI
Siz kendinizi ne kadar kasarsaniz kasin bu salak kız sizi elbet terkedecek. Kızın sizi terketmek için basvuracagi yöntemleri egale edip kızın sizi terketmemesi için; öncelikle hep birlikte bu salak kızların sizi neden terkedebileceklerine deginelim.(Ulan buda iyice terete sipikeri gibi oldu ))
Bu salaklar daha önce de defalarca söyledigimiz gibi bir şey yapmadan önce biz erkekler gibi beyinlerini kullanmazlar.O yüzden bu konuda da kızların yapacaklari hiçbirseyde mantik aramamak yapilacak en mantikli istir.
Kızın sizden sıkılmış olması ihtimali en büyük ihtimaldir.Çünkü bu kız milleti (sanki kendileri çok mükemmelmis gibi) onu eğlendirememeye başladiginiz an sizden sogur ve kendilerini sizden daha fazla eglendirecek diğer bir erkek arayisina baslarlar. Kız sizden iyice sogumaya baslamis ve arkadasinizin evine artık gidemiyorsaniz yada gitseniz bile kız size türlü bahaneler uydurarak sevismeye yanasmiyosa önlem almaya baslamaninin zamani gelmis demektir.Zira kızın sizden sıkılmasının nedenlerinden biri de cinselliği ya çok abartmış yada hiç cinsellik mevzuguna girmiyor olmanizdan kaynaklanir. Her iki durumda da kız sizi terkeder kalirsin orta yerde.O yüzden iyi dinle simdi.Kıza onu doyuracak kadar cinsellik vermen lazim.Aksi taktirde kız bunu sana asla açik açik sölemez ama diğer yaptigi bütün haraketlerde kil kil davranmaya baslar.Içinden sizin escinsel oldugunuzu bile düsünür ve hatta bunu diğer bütün kız arkadaslarina da anlatir.Yani bu kız sizi terketse bile terkedilmekle kurtulamazsiniz ayni zamanda kızı taniyan kizlarla bir daha asla çikamazsiniz.Oysaki siz büyük bir ihtimalle olayin romantik yönünü yasayip cinselligi sona bırakmayı ve böylece kızın gözünde daha da büyümeyi planlamissinizdir.Ama böyle bir şey olmaz.Dedigimiz gibi ilk bir kaç gün canim cicim muhabbeti yapin ondan sonra action.Ikinci seçenekte ise siz kıza onunla gerçekten neden çiktiginizi çok belli etmisinizdir.
Artık ne kadar inkar etseniz hiçbir ise yaramaz.Kız bir süre sonra gelir ve size " Bazen sanki beni degilde bedenimi seviyormussun gibi düsünüyorum📷 farkindamisin bilmiyorum ama uzun zamandir aramizda cinsellikten başka hiçbirsey yok" der ve kız bu sözleri söyledikten sonra olay en kisa zamanda biter.Siz bunlari duyunca gerçek niyetiniz ortaya çiktigi için mutlaka bir seyler uydurup hemen oracıkta kızın gönlünü almalisiniz."Olur mu bebegim öyle şey?Ben seni sen oldugun için seviyorum.Sana ne kadar aşık oldugumu bilmiyormusun?istemiyorsan bundan sonra sevismeyebiliriz.Benim için hiç sorun değil.Ama sen de biliyorsun ki bu askimizi körüklüyor.Biz bu yatakta bedenlerimizi değil ruhlarimizi bölüsüyoruz ve ask bölüstüçe artan tek seydir.Paylasim olmaksizin bir ask düsünülemez"Ama istemiyorsan dedigim gibi bir daha yapmayabiliriz. Sen yanimda ol bana yeter.Seni deliler gibi seviyorum bebegim."tarzinda bir konusma belki ortami yumusatabilir.O da eğer gerçekten olayi çok abartmadiysaniz.Böyle bir konusma yaptiktan sonra kız sizin hakkinizda düsündügü seylerden dolayi kendinden utanacak ve ona gerçekten aşık oldugunuzdan bir süre hiç süphelenmeyecektir.Ama bu konusmadan sonra da ayni şekilde davranmaya devam ederseniz bu sefer harbiden kız sizi terkeder.Hem daha yeterince sevismediniz.Daha denemediginiz yüzlerce fantazi var.O yüzden bir süreligine cinsellik dosyasini kapatip asiri romantik bir ilski yasayin.Ilk bir kaç gün canim cicim📷ondan sonra hoooooooooop yataga.Bu dönemde dikkat etmeniz gereken en önemli iki şey ise kıza pahali hediyeler almamak ve fantazilerinizi gerçeklestirmek için elinizi olabildigince çabuk tutmak.Çünkü kız sizi en kisa zamanda terkedecek.siz yeni bir kız ayarlayip kenarda tutun.Kız sizi terkettikten hemen sonra o kızla çikmaya baslarsiniz.Hem bu sizi terkeden kızın yeni sevgilinizi kiskanip sizi kaybettigi için pisman olmasina ve size geri dönmek istemesini saglar.Birakin geri dönsün.Fazla sevgili göz çikarmaz.))))
Kızların tümü bir erkegi terkedecekleri zaman hemen hemen ayni anlasilmaz cümle kaliplarini kullanirlar.Simdi de gelin hep birlikte bu kaliplari ve gerçekte ne manaya geldiklerini hep birlikte ögrenelim(terete'ye spiker aranıyo mu? ))
"Olmuyo📷yürümüyo📷bak bende çok üzgünüm ama bitmek zorunda📷 yürütemiyoruz" Bu cümlenin anlami:"Bak tamam güzel günler yasadik ama artık sen bana yetmiyosun.Hem başka bir çocuktan hoslaniyorum.Gidip ona yavsiycam. Çikma teklif etmesini sagliycam.Beni de rahatsiz etme bundan sonra sil beni aklindan." dir. "Bak nasıl söyliyecegimi bilmiyorum ama sen benim aradigim kişi degilsin.Biz ayri dünyalarin insanlariyiz". bu cümle biz erkeklerin anlayacagi dile çevrildiginde "Ilk baslarda olur sanmistim ama yanilmisim.sen bana göre degilsin.Bana söyle......... bir erkek lazim ve belki de böyle bir erkek var ama sirf seninle çiktigim için onu kaçiriyorum.Hem zaten seni hiç sevmemisim📷simdi simdi anliyorum" anlamina gelir.
"Lütfen anla seni bende seni deliler gibi seviyorum ama ailem çok büyük bir problem📷bitsin!" Artık kasiklesmis bu cümle ise "Yetti artık güzeldi ama bitsin.Ugrastirma beni.Bak senin yüzünden ailemede çamur atiyorum zaten📷Simdi burda bitsin ve bir daha baslamasin.Ama belki ilerde biraz yavsarsan tekrar düsünebilirim" olarak dilimize çevrilebilir. "her şey çok güzel ama bitmek zorunda📷biraz daha devam edersek tadi kaçacak."
Sana hala deliler gibi asigim ve hep böyle olacak ama su siralar derslerime/islerime yogunlasmam lazim"
"Çok samimi olduk📷 biraz ayri kalalim 📷bakalim birbirimizi özleyecekmiyiz?Özlersek yeniden baslariz"
"Ve yukaridakilere benzer bir sürü söz sizin aslinda kıza istedigi kadar cinsellik verememis oldugunuz gerçegini ortaya çikarir.Burada dikkat edilmesi gereken en önemli şey sizin cinsellikten anladiginiz şey ile kızın anladigi şey arasindaki farktir.Kızla iliskinizin uzun sürmesini istiyorsaniz mutlaka onunda zevk almasina özen göstermelisiniz.Nelerden zevk aldiklarini tabiki biliyoruz ama burada açiklamak söz konusu değil.Çok merak ediyorsaniz mail atip sorabilir yada Haydar Dümen'den bu konuda ayrintili bilgi alabilirsiniz.Siz bu konuya dikkat etmeniz gerektiginizi bilin yeter.Çünkü kızların erkekleri en çok terk etme nedenleri kendilerinin iliskiden cinsel anlamda hiç zevk almiyor oluslaridir.
Kızların erkekleri terk etme sebepleri arasında ikinci sırada kiskançlik ve aldatilma vakalari yer alir. Kızla iliskiniz boyunca onun yanindayken başka kizlarla kesinlikle ama kesinlikle ilgilenmeyin.Bu en yakin arkadasi bile olsa kız sizi inanilmaz derecede kiskanacak ve hain emellerinize ulasmanizi gereginden fazla zorlastiracaktir.Onun olmadığı yerlerde ise yapacaklariniz sadece hayal gücünüzle sinirlidir.Ikinci konu aldatiliyor olduklarini bir şekilde anlamis olmalarıdır.Kız eğer bir şekilde sizin onu aldattiginizi anlamissa o ilişki fiilen bitmistir.Ama yine de kurtulmak için bir şeyler olmali.Evet📷tam isabet!Tabi ki bu durumdayken de yapilabilecek en iyi şey uydurmaktir."Uzun zamandir bunalimdaydim📷birden karsima o çikti📷Nasıl olduğunu inan bende bilmiyorum.Ne olur affet yalvaririm ..Sana ne deliler gibi aşık oldugumu biliyorsun.Ilk ve son olacak yemin ederim.Bana son bir şans daha ver."tarzi bir hikaye kızı size döndürebilir.Çünkü her firsatta üstüne basa basa belirtiğimiz gibi bu kız milleti salaktir.
Bu bazı durumlarda ise yaramayabilir.Mesela kız sizi diğer sevgilinizle basmis olabilir.Cenabetlik sizi bulur aldattiginiz kız aldatilan kızın ortaokul arkadasi çikar.Hatta benim basima gelen bir terslik sonucu ikiz kardeslerle ayni anda çiktim ve yakalandim.Bu tür bir durumda söylenebilecek en iyi yalan "Bak aşkım lütfen beni bir kerecik dinle📷açiklayabilirim!Biliyosun zaten uzun zamandir sana deliler gibi asigim ama bundan emin olmak istedim.Yani ilk ve son kez yapmistim.Ama kader izin vermedi sen yakaladin!Sen yakalamasaydin da ben sana bunu zaten açikliycaktim!Nolur affet beni! Yalvariyorum! Askimiz o kadar büyük ki eros seni aldatmama bile göz yumamadi. Nolur harcama ikimizi de!" cümlesidir.Harfini bile degistirmeyin! Size sagladigi yararlara tanik olunca ister istemez bu cümleleri çok sik kullanacaginizdan ezberlemenizde fayda var!
Kız sizi ortada hiçbir neden yokken de terkedebilir.Size gerçek sebebi söylememek için trip yapiyormus gibi gelir ama harbiden ortada bir neden olmayabilir.Bu kızlar özellikle ikinci ergenlik dedigimiz 17-19 yas arasında sürekli çalkantili dönemler geçirirler ve bir hafta önce size deliler gibi aşık bir kız bir hafta sonra sizi terkedebilir.Bu durumda ise yapilabilecek en mantikli şey kıza duygu sömürüsü yapmaktir. Bu durumdayken her zaman yaptığınız gibi en aglamakli ses tonunuzu seçin ve "Ne olur gitme📷terk etme beni!Senden başka hiçbir seyim yok benim!Tek yasam kaynagimsin sen!Oksijensiz bir dakika yasayabilirim ama sensiz asla!Gidisin ölümüm olur!Ne olur beni Azrail1in soguk kollarina yollama! Gittigin an vururum kendimi!Ne olur saril bana ve hepsinin yalan olduğunu söyle" cümlelerini harfine bile dokunmadan kurun!Bu durumdayken" Vur ulan kendini📷hadi ne duruyorsun?Beynini dagitmani bekliyorum!"cümlesini kurabilecek kadar piskopat kız sayisi zannettiginizden çok daha azdir. Genelde📷 yani bu genelden kastimiz%99.9📷 kızlar bu cümleleri duyunca birden içinde bulunduklari çalkantili dönemden çikip size deliler gibi aşık olduklari bir hafta önceki hallerine geri dönerler.Kız sizi her terketmeye kalktiginda bunlari uygularsaniz kız sizi daha uzun bir süre terkedemez en azindan sizin kızla isiniz tamamiyle bitinceye kadar!

Devam edecek...
submitted by yennicheri to KGBTR [link] [comments]


2020.06.11 08:32 yennicheri Salak Kız Nasıl Tavlanır? Bölüm 2

5-KIZA ÇIKMA TEKLIFI AYAKLARI
Bu kadar bilgiyi almis olmaniz kızın sizinle çikmasi için yeterli değil.Çünkü daha kız sizin ondan hoslandiginizi bile bilmiyor.Bunu kıza bir şekilde sölemeniz lazim.Ama nasıl?Tabi ki bizden.Sunu sakin unutmayin çikma teklifi olayin en önemli kisimlearindan biridir.Siz kızı ne kadar tavlarsaniz tavlayin📷kızın üzernde ne kadar büyük bir imaj birakirsaniz birakin kıza dogru yerde📷dogru zamanda ve dogru şekilde çikma teklif edemezseniz olayiniz biter.O yüzden bu bölümü çok ama çok dikkatli okuyun.
Bir kere en basta bilmeniz gereken şey kızların daima sürü halinde dolasan yaratıklar olduklaridir.Ve en bastada söyledigimiz gibi kızların en büyük korkusu arkadaşlarının alay konusu olmaktir.O yüzden çikma teklif edeceginiz kızı mutlaka yanliz basina yakalamalisiniz.Ama bunlar tuvalete bile birlikte giderler.O yüzden bir şekilde kızı sürüden ayirmaniz lazim.Bunu nasıl yapacaginiza gelince:
Önce kızın yanina gidin📷her zamanki klasik muhabbetinizi yapin.Ve kıza "Seninle biraz konusmamiz lazim" diyin.Bu cümlenin Türkçeye tam çevirisi "Benimle çikarmisin?" dir.Bütün kızlar bunun ne anlama geldigini bilir ve kız eğer konusalim derse olay bitti.Çikiyorsunuz.Ama kız "Ne konuscaz?" diye bir soru sorarsa daha kızı tavlayamamissiniz demektir.Sakin o gün çikma teklif etmeyin.Biraz daha ugrasmaniz lazim. Kurallarimizi bastan okuyun.Ama kızla konusmaniz lazi.Hemen ikinci kuralimizi uygulamaya sok ve basla uydurmaya:"Ahmet'e bugünlerde noluyor anlamiyorum.Bana çok soguk davraniyo.Sence ne yapmaliyim" diye bir soru yöneltirseniz kız asla killanmayacaktir.Kız sizi dinlemek için suratiniza salak salak bakmaya baslamissa konuya baslayabilirsiniz demektir.Burada yeri gelmisken uyaralim:Kızı ikna etmeniz gerekebilir ve bu soruyu ayni kıza ikinciye sorma sansiniz yok.O yüzden özellikle liseli arkadaslar için söylüyoruz:Kıza çikma teklif edeceginiz zaman ikinizinde vakti genis olmali.Yani 5 dakkalik tenefüste olacak bir is değil.Liseli arkadaslar ögle tatilinde yada okul çikisi bu ise kalkissalar kendileri açisindan çok daha iyi olur.Neyse📷Kız sizden bir şeyler anlatmanizi bekliyor.Zaten kizda biliyor o sırada sizin ne söyleyeceginizi ama salakliklarindan kaynaklanan bir şey olsa gerek bunu mutlaka sizin sölemeniz gerektigini düsünürler.Bu esnada sakin panik yapmayin. Direk olarak "Benimle çikar misin?" demek aptallagina ise hiç ama hiç kalkismayin. Kızın çikacagi varsa da çikmaz.Simdi derin bir nefes alin ve kıza dönüp aynen sunlari söyleyin📷sakin degistirmeyin.Bugüne kadar bu durumdayken bu cümleleri sarfettigimiz hiçbir kız bize hayir demedi."Bak Ayse(tabiki Ayse ismi burda örnek bunu degistirceksiniz )) sana uzun zamandir söylemek istedigim çok önemli bir şey var.Ben aslinda çok uzun zamandir senden hoslaniyorum.Benim küçük dünyama renk getirdin.Inan hiçbir kız bugüne kadar beni bu kadar etkileyememisti.Benimle romantik📷çilgin📷ve bir o kadar da zevkli bir ilişki yasamaya ne dersin?Ikimizinde çok mutlu olacagindan eminim." Bunlari duyan kız size mutlaka ama mutlaka "Aaa📷inanamiyorum çok sasirdim yani hiç beklemiyordum" seklinde karsilik verecektir.Inanmayin kesin triptir.Basta da söyledigimiz gibi kız zaten sizin ona ne soracaginizi basindan beri biliyordu.Neyse📷simdi eğer bu kızın size hemen cevap vereceginizi saniyorsaniz yaniliyorsunuz. Kız size burda kesinlikle "Biraz düsüniyim." diyecektir.Peki düsün diyin.Çünkü kızlar asla "hayir" diyecekleri erkeklere bu şekilde davranmazlar.Kızın eve gidince ne düsünecegi ise size kalmis.Yani kız burda "düsüniyim" dedi diye düsünecek sanmayin.Kızın eve gidince sizi düsünmesini saglamak sizin göreviniz.Peki bunu nasıl yapacaksiniz?Onu da açikliyoruz.
Kızlar bu lafi dedigimiz gibi sadece çikmak istedikleri erkeklere söylerler.Ama kız "düsiniyim" dedikten sonra size gelip "Ben düşündümde arkadas olarak kalmamiz ikimiz içinde daha iyi olur" diyorsa bunun sebebi sizin kızı düsünürken yanliz birakmis olmanizdan başka bir şey olamaz.Öyleyse neymis?Kız bizimle çikip çikmayacagini düsündügü sırada yanliz birakmayacakmisiz.Kızın bu süreyi istedigi kadar uzatma hakki vardir.Ama bu süre genellikle 3 gün ile 1 hafta arasında degisir.Simdi gelelim sizin bu süre içerisinde yapmaniz gerekenlere.
Öncelikle kıza mutlak jestlerde bulunun.Bu salaklari en çok etkileyen jest ise 90'lik bir kasete en romantik aşk şarkilarini çekip "Bak bu kaset düsünmene yardimci olacak.Bunu hazirlamak için 8 saat ugrastim ama degdi.Yalniz bu kasetin bir özelligi var:gece hava karardiktan sonra📷yanliz basinayken dinlemen lazim.Yoksa kasetten hiçbirsey anlamazsin" diyerek kıza vermektir.Gerçekte kız bunlari ne şekilde dinlerse dinlesin anlayacak bir beyin kapasitesine sahip degildir.Ama kızın gecenin bir saati karanlik bir odada ve yanliz basina sizin verdiginiz bir kaseti dinlemesi bile çogu zaman size "Evet" demesi için yeterli.Evinizde yillardir binbir güçlükle biriktirilmis 1500 albümden olusan bir slow müzik arsivi yoksa bunu yapmaniz pek olasi değil tabiki.Peki kasete hangi sarkilari koyacaksin?Tabiki bunuda biliyoruz ama onu da kendi zevkinize göre yapin artık.Ama dur ya simdi gidip saçma sapan sarkilar koyarsin falan.
Sen en iyisimi kendini sakata atma ve bize bir mail atta sana bir liste yollayalim.Var ya kullanicisini bizim kadar düsünen bir başka site yoktur serefsizim.Varsa bize de söyleyin de hemen bookmarklayalim.Ama sakin büyük bir salaklik yapip bizden kasedin çekilmis halini istemeyin. Ugrasacak zamanimiz yok.Zamanimiz olsa biliyorsunuz hiç sorun değil.Biz sana listeyi veririz sende büyük bir müzik markete gidip kasedi çektiririrsiniz. Kızın eve gidince sizi düsünmesini saglamak için yapilacak bir diğer önemli şey ise kıza daha önceden yazmis oldugunuz ask mektupslarini vermektir.Simdi siz ask mektubuda yazmayip onuda bizden isterseniz dayak yersiniz.Yazin artık yaa.Neyse bu mektuplarin içeriginide söyleyelim bari.Bu mektuplarda kıza nasıl deliler gibi aşık oldugunuzdan 📷gözlerinin güzelliginden📷ne kadar sempatik oldugundan geceler boyu nasıl onu düsündügünüzden falan bahsedin. Mektuplarin altina tarih ve hangi saatte yazilmis olduğunu yazmayi ihmal etmeyin.Ama mektuplari saat kaçta yazarsaniz yazin mektubun altina 02:47 gibi ve her mektupta degisen saatler yazin.Bu kızın kafasinda "Ulan bu çocuk bana galiba harbiden aşık📷baksana gecenin ikisine kadar beni düsünmüs📷aslinda fena çocukta değil hee📷bir kere çiksam mi acaba?Çikiyim çikiyim!" seklinde bir düsüncenin olusmasina neden olur. Siz bizi dinleyin.
Bu is için uygulanabilecek bir diğer yöntemse sürekli kızın yaninda "Düsünen adam" tribi yapmaktir.Ama bunu kızla konusurken degilde kız sizin yaninizde degilken yapmalisiniz.Mesela siniftasiniz diyelim.Bu tribi yapmak için en uygun yerler cam kenarlaridir.Gidin cam kenarina📷ellerinizi cebinize sokun ve uzun uzun uzaklara bakin.En geç 5 dakika sonra kız sizin yaniniza gelip "Neyin var?" diye soracaktir.Sakin burda "Kare as📷 sende ne var?" demeyin📷tiksiniyolar."Biseyim yok" diyin📷bir önceki aksam sabaha kadar sizin mektuplarinizi okuyan ve sizin verdiginiz kasedi dinleyen bu kız tabiki sorunun kendisi olduğunu anlayacaktir.ama bunu kıza siz daha fazla belli etmelisiniz.Çünkü kızların en basta "Biraz düsüniyim " derken ilk amaçlari sizi biraz süründürüp iliskide her zaman söz sahibi olmak istemeleridir.Sizde trip yaparak kıza "Tamam yeter artık çektirdigin📷yeterince sürünüyorum iste" bilinçalti mesajini vermis olursunuz.Kız sizin yaninizdayken minumum konusun.Ve sonra uffflayip📷 puflayarak ve inanilmaz derecede sikkin görünerek "Naptin?Bir karar verbildin mi?" diye sorun.Bunu yaparken sakin tribi bozmayin ve uzaklara bakin.Kız muhtemelen" Cevabim kesinlesmeye basladi ama izin verde biraz daha düsiniyim" diyecektir."Bunu duyduktan sonra o kızın sizin çikma teklifinizi kabul etme ihtimali %1.000.000'dur.Eve gidince bunu kutlarsiniz. Ama kıza sadece "Peki biraz daha düsün ama düsündügün her saniyenin benim için ölümden beter olduğunu aklindan çikartma olurmu?" diyin.Ertesi gün kız yaniniza gelip "Ben düsündümde📷aslinda denemekte fayda var" seklinde bir şeyler zirvalayacaktir.Bunun öztürkçesi "Evet kabul ediyorum ama seni her an birakabilirim" demektir."Iyi 30 gün dene begenirsen register edersin📷begenmezsen de beni hayatindan uninstall edersin " tarzi bir espri güzel olmakla birlikte kızın zeka seviyesi için gayet anlasilmazdir.O yüzden yapmayin.
Çatlasin tüm düsmanlaArtık benimde bir sevgilim var
Evet iste basardiniz artık sizinde bir sevgiliniz var.Siz kıza dönüp elinizi uzatin ve "Küçük dünyama hosgeldin!" deyin.O da patisini (pati:Kedi yada köpeklerin ön ayaklarina verilen ad) uzatacaktir.Çünkü küçükken onlari bu şekilde egitmislerdir.) Ve "Hosbulduk" diyecektir."Pişman olmayacagindan emin ol. Ikimizde çok mutlu olacagiz" diye ekleyin ve artık geyige baslayin.Daha önce de anlattigimiz seyleri uygulayarak kızla sürekli konusun. Yani uydurun.Artık daha feci uydurabilirsiniz.Kız tam bu siralarda size daha önce "hiç beklemiyordum" dedigini unutarak "En basindan beri biliyordum diyecektir" inanmayin.Ve daha önce telefonuna📷mailina📷posta kutusuna ve Icq'suna mesaj birakanin siz olup olmadığınizi soracaktir."Başka kim olabilir ki?" diye cevap verin.Hemen oraçıkta bir kağit kalem bulup kıza mail adresinizi📷Icq numaranizi📷ev ve cep telefonlarinizi verin.ister istemez sizi arayacaktir.Iste bu etabida basariyla geçtiniz.Ama işiniz bitmedi.Daha o kız sizin sevgiliniz değil.Önce bir kere çikmaniz lazim. Hadi bakalım )
6-ILK ÇIKMA=SIRAT KÖPRÜSÜ .)
Bu ilk çikma olayi tamamen bir sirat köprüsü gibidir.Geçerseniz sizi kimse tutamaz📷düserseniz olayiniz biter.O yüzden çok dikkatli olmaniz gerekir.Burada dikkat edilecek noktalarida size söylüyorum.Ulan varya ne biliyorsam hepsini anlatiyorum serefsizim.Siz bu yaziyi bitirdikten sonra hala kız tavlayamadiysaniz gözüme gözükmeyin! Neyse ne demistik?Heh!Bakin bu ilk çikilan gün inanilmaz önemlidir.Öncelikle📷kıza''hadi yarin suraya gidelimmi?'' sorusunu yöneltmeden önce yapmaniz gereken çok önemli bir şey var.Kızla nereye gideceginize karar verin!Büyük ihtimalle kızla gidilecek çok fazla yer bilmiyosunuzdur.Olsun📷bilmemek değil ögrenmemek ayip.kızla gideceginiz yere karar verirken sunlara çok dikkat edin:
Sakin kızla ilk bulusmanizda yemege gitmeye kalkmayin.Bunun birsürü sebebi var! Birincisi zaten kızın yaninda hiç bir şey yiyemezsiniz.Agzima ketçep bulastimi?Ulan bu garson niye benim manitaya bakiyor?Niye bu restaurantta peçete yok?Bisey sölesem kızın istahi kaçarmi acaba?Ve bunun gibi binlerce soru yemek boyunca beyninizde yankilanir.Bunun çok dogal bir sonucu olarak panik yaparsiniz ve korktugunuz basiniza gelir.Yani agziniza ketçap bulasir📷üzerinize yemek dökersiniz📷içecek bardagini devirirsiniz ve bütün bunlarin sonucunda kız sizi (hakli olarak)daha ilk bulusmada terk eder.O yüzden bunu aklinizdan çikarin.Hatta benim tavsiyem sadece ilk bulusmada değil📷kız ''Hadi yemege gidelim'' demeden hiçbir zaman bir yere yemege gitmeyin.Gidecekseniz de fast food bir restauranta gitmek ve hamburgeri ketçapsiz ve mayonezsiz yemeniz sizin için en hayirlisi.
2)Kızların hepsi inanilmaz lüks yerleri severler. Ve hepsinde yabancilara(özellikle avrupa) hayranlik vardir.O yüzden ilk bulusmaniz için en ideal yer avrupai bir şekilde dizayn edilmis bir cafe'dir.Eğer Istanbul 📷Ankara yada izmir'de oturuyorsaniz böyle bir cafe bulmak çok kolaydir.Özellikle Istanbul'da Kadiköy ve Istiklal caddesinde adim basi böyle yerler vardir.Böyle bir cafe'de sizi en çok edecek 2 şey vardir.
1.Fiyat listesi!Cafe'de 2-3 saat oturup bütün bir haftaliginizi oraya birakmak sizin caninizi oldukça sikacak.2.ise etraftaki güzel kızlar!Böyle cefelre gelen kızlar o kadar güzeldirki kafayi yersiniz📷sakin ilk çikmanizda başka kizlari kesmeyin.Kızı delirtirsiniz.Kizda sizi terkeder.Bu arada belirtilmesi gereken bir diğer noktada bu gibi cafelerin %90'ina girebilmek için sevgilinizin(yada başka bir kız)olmasi gerektigidir. Burada nasıl davranacaginizi ise ''Cafe'de nasıl davranilir?'' bölümünde uzun uzun inceleyeceğiz.
Kızla bulusacaginiz yerle gideceginiz cafe arasında asla fazla mesafe olmasin!Yok yere bir de taksi parasi vermeyin.
Kıza sakin" Su cafe'ye gitcez "demeyin.Önce kıza ''Yarin bulusup gezelim mi?''diye sorun.O da size''Nereye gitcez?'' sorusunu yönelticektir.Sizde ''Sen bilirsin ya!'' Bana her şey uyar tribine girin.Kızlar bu tribe karsilik genelde''Sen karar ver'' der. Ama bazı kızların (nadir de olsa)"Suraya gidelim orasi çok güzel" dedigi de görülmüstür.Eğer kız "Sen karar ver"derse sizin zaten hazirda gitmeyi düsündügünüz bir cafe var!Ama kız" Şuraya gidelim!" derse📷 hemen dedigi yere gidin ve bir önarastirma yapin.Bunun neden gerektigi ise bir örnekle açiklayayim!Hadi diyelim ki siz oraya ilk defa gidiyorsunuz. Garson geldi"Ne alirdiniz" diye sordu.Sizde mesela kahve söylediniz.Kahve geldi ama fincanin yaninda seker yok. Ne yapacaksin simdi? Yaninda kız var o yüzden garsona"Abi bana seker getirirmisin?" de diyemezsin.O aci kahveyi içmek zorunda kalirsin.Zaten heyecanlisin!Ama bir gün önceden ayni cafe'ye gitmis olsaydin bu cafede sekerin masada bulundugunu biliyor olcaktin.Yaninda kız oldugu için heyecandan göremedin.Dedigim gibi📷benim sözümü dinle ve kız böyle bir şey derse git cafe'yi bir kontrol et
Kızla bulusacaginiz saati çok iyi seçin.Bu kızların hepsinin aksam ezani okunurken evde olma mecbureyeti vardir.O yüzden en geç öglen1'de bulusun.O gün ne giyeceginize çok önceden karar verin.Sonra bir eau toillete (bak parfüm diyil) alin.Bu size çok lazim olacak!Ben orjinal bürüt 'ü tavsiye ederim(hayir bay salak Brut bana reklam için para vermedi.Sadece kizlari çok feci azdiriyo!)Sakin eau toillete'i fazla sikmayin📷çünkü bunun tek özelligi kokusunun erkekler tarafindan alinamamasi.Ve fazla sikarsaniz kızı rahatsiz edersiniz.
Son olarak📷ilk bulusmaya giderken sakin yaninizda prezervatif götürmeyin.Nasıl olsa hiçbirsey yapamayacaksiniz Verdiginiz paraya yazik.Simdi artık kızla çikmaya hazirsiniz
7-CAFEDE NASIL DAVRANILIR?
Tüm bunlari uyguladiktan sonra olayin pis kismina gelmis bulunuyoruz.Cafe'ye gittiniz.Kapiyi açin önce kız geçsin!Sonra uygun bir yer bulup oturun. Kızla havadan sudan ilk muhabbeti yapin.Bu sırada garson çoktan gelmis olacak.Size büyük ihtimalle Anabritanika ansiklopedisi gibi birer menü verecekler.Bu tarz cafelerde en uyuz konu "ne alacam lan ben simdi?"sorusudur.Bunuda açikliyorum!Sakin kıza hava aticam diye bilmediginiz bir şey ismarlamayin!Mesela Guatemela Kahvesi diye bir şey gördün ve onu istedin diyelim.Direk babalara gelirsin!Çünkü bu kahve filtre kahvedir ve özel bir makinayla birlikte masaya gelir.O makinaya 5 dakika sonra basip kahveni fincana koyarsin.Ama eğer biraz fazla basarsan makina fiskirir.Buda kızın sizi terketmesi için yeterli bir neden.Neymis bilmedigimiz seyleri söylemiyormusuz.Ayrica erkekler tarafindan yapilan en büyük aptalliklardan biride kız bir şey istedikten sonra "Aynisindan" demektir.Sakin böyle bir seye kalkismayin.Siz en iyisi menüyü uzun uzun inceledikten sonra çay içmek istediginizi söyleyin!Garson "Ne çayi?" diye sorarsa "Rize çayi" diyin bu hem kızı güldürür hemde Rize çayi çok güzel bir çaydir.Niye içeceklerden bahsettigimizi de açikliyayim.Bu tarz cafe'ler inanilmaz pahalidir.Yani az önce söylediginiz çay bile sizi finalsal açidan göçertir.O yüzden başka bir seye özenmeyin. Efendi gibi için çayinizi!
Siparisinizi verdiniz📷sira geldi konusulacak konulara.Öncelikle konusurken sürekli gözlerinin içine bakin!Ve sakin masadaki bir seyle oynamayin.Ilk bir kaç dakika geyik yapin📷okuldan📷derslerden bahdedin! Sonra da o gün neden orada oldugunuzu kıza açiklayin.Yani ondan ne kadar çok hoslandiginizdan falan bahsedin. Ama sakin Bu sırada geyige vermeyin.Kız en geç bu dakikalarda sizin ondan önce kaç kızla çiktiginizi soracaktir.Hiç tereddüt etmeden "15-16" diyin.Kız zaten bu eski iliskileri biziklamaz ama olaki sorarsa ikinci kuralimizi uygulayip uydurun.Diyoruz olum salak bunlar📷kesinlikle uydurdugunuzu düsünmeyeceklerdir.Ama mesela tutup ta kıza gerçegi söylerseniz📷yani ilk çiktiginiz kızın o olduğunu ögrenirse direk olarak sizi terkeder.Kızlar acemi erkekleri hiç sevmez.O yüzden siz beni dinleyin ve uydurun.
Kızla ilk bulusmanizda asagidakine benzer bir konusma yapin. "Inan her an📷seni düsünüyorum📷o güzel gözlerini düsünükçe tarifi imkansiz bir huzur doluyor içime📷hele gülüsün yok mu ; karanlik gecelerin soguk rüzgarlarinda donmaktan koruyabilecek tek ates misali isitiyor içimi.Birden hayatim degisti📷inan senden önce bu kadar fazla iliskim olmasina ragmen hiç kimseyi bu kadar sevmedim.Ne olur sen son ol.Diğerleri gibi ihanet etme bu büyük sevgime..." Bunu uydurabilme kabiliyetinize göre arttirin.Kızın gözlerinin içinin parladiginin ve gitgide size daha yakin davranmaya basladiginin farkina varacaksiniz.Bu konusma kızın sizi aklindan çikaramamasini saglayacak olan bir bilinçalti komutudur.Denenmis ve sonuçlarda herhangi bir aksakliga rastlanmamistir.Yalniz bu konusma kızın sizi en fazla iki gün düsünmesini saglar📷daha sonra kız bunlarin hepsini unutur (salaklarin beyin kapasitesi biz erkekler gibi yillar önce olan bir konusmayi bile hatirlayacak kadar genis degildir) Bu yüzden konusmanin 2 günde bir tekrarlanmasi iliskinin gelecegi açisindan çok önemlidir.
Baya bir konusup kızın eve gidince de sizi düsünmesini sagladiktan sonra artık cafeden ayrilma vakti gelmistir.Iste olayin en pis tarafi!Nasıl hesap istiyceksin?Garsonu masaya çagirip alçak sesle " Hesabi alabirmiyim?" diyin.Kız milleti hesap gelince hemen atlar "Ben veriyim " diye.Sakin bunu ciddiye almayin.Kesin trip yapiyordur.Kız milleti gittiginiz her yere hesabi sizin ödeyeceginizi düsünerek gider.Ama hesap geldiginde ezilmemek içinde "Ben veriyim" tribine girerler. Bunun her zaman trip için yapildigini sakin unutmayin.Hesabi özellikle ilk seferde mutlaka siz ödeyin.Kız kesinlikle itiraz edecektir📷bu durumda da 📷eğer kız çok israr ederse "Bir dahaki sefere sen ödersin" diyip konuyu kapatin
8-KIZA KUMPAS KURMA
Tamam kızı tavladiniz📷bir kere çiktiniz ama daha adam olamadiniz.Simdi sira geldi kıza kumpas kurma yöntemlerine! Zira siz bu kadar seyi gidip kızla cafede bir bardak çay içmek için yapmadiniz herhalde) Sizin amaciniz bastan beri belli.Simdi gelelim bu amacinizi gerçeklestirmeniz için gereken taktiklere.
Öncelikle bilmeniz gereken şey;sizin daha önceden BULVAR gazetesinin verdigi eklerde ve bilumum aaaaa dergilerin forum köselerinde okudugunuz fanaaailerin gerçek hayatla hiçbir alakasi olmadığıdir.Bunlar tamamen uydurma seylerdir.Kız asla ve asla size kumpas kurup sizi eve atmaz.Bunu sizin yapmaniz lazim.
Kızla sevismek istiyorsaniz kızların her zaman için "Millet görse ne der?" kaygisi sahibi olduklarini kesinlikle aklinizdan çikarmamalisiniz.Bu yüzden daha öncede söyledigimiz gibi sakin kızı topluma açik mekanlarda taciz etmeyin.Dahada önemlisi kızı sakin kendi arkadaslarinin yaninda taciz etmeyin.Zaten istesenizde yapamazsiniz.Bunu bilen kız milleti genellikle sizinle basbasa kalmamak için elinden geleni yapar ve bulusmalariniza genellikle kendisinden çok daha salak bir arkadasiyla beraber gelir.Kızı yalamak istiyorsaniz öncelikle bu ultra salak arkadasi(ki biz buna halk arasında kuyruk diyoruz) egale etmek gerekir.
Kız bulusmalariniza yaninda kuyrukla geliyorsa kisasa kisas deyin ve sizde bulusmalariniza kankanizla beraber gidin.Bu kankaniza gitmeden önce "oglum benim manitanin bir kız arkadasi var;ben onu sana ayarladim ama is artık tanismaniza kaliyor.Kız biraz salak gibi gözüküyor ama bakma sen📷benim hatun onun için inanilmaz azgin dedi.Bu kiyagimida unutma heee!"seklinde gaz verin.Tamam kabul ediyoruz bu biraz :-):-):-):-)lige girer ama naabalim artık.Bu kankanizla birlikte gittiginiz bulusmanizda kızı "Gel bakiyim sana ne anlaticam" seklinde bir hitap sekli kullanarak soteye çekin. Ondan sonra yavas yavas saçlarini oksayip kulagina onu ne kadar çok sevdiginizi fisildayin.Önemli not📷akin kızın kulagina tükürme gafletine düsmeyin. Sonra yavas yavas ellerinizle kızın boynunu oksayin.Bu sırada kızın kulagina onunla ne kadar mutlu oldugunuzu fisildayin.Bu sırada yillarin abazani bünyeniz daha bir azacak vücudunuzdaki bütün kan ayni yere toplandigindan dolayi beyninize kan gitmeyecek ve düsünemeyeceksiniz.O yüzden simdiden hatirlatiyoruz.Sakin ola bu esnada fazla ileri gitmeyin.Siz zaten az önce yaptiklarinizla kızı azdirdiniz.Kız eve gittiginde sürekli sizin dokunuslarinizi düsünecek ve kendinden geçecektir.Ama su an sizin dönmenizi bekleyen iki büyük soruna sahipsiniz: kankaniz ve ultra salak kuyruk)) Onlari daha fazla bekletirseniz killanir ve yaniniza gelirler.Bu da sizin açinizdan çok kötü olur.Siz nasıl olsa amaciza ulasip📷kıza "seninle yatmak istiyorum"bilinçalti mesajini verdiniz.Eğer bulusmalariniza kuyrukla geliyorsa bu problemide astiniz.
Kızlar genellikle ne kadar azgin olurlarsa olsunlar(ki hepsi zannettiginizden daha azgindir.) bunu size belli etmemek için ellerinden gelen her seyi yaparlar.Ama kızı bir şekilde tufaya getirip📷toplum içerisinden uzaklastirip basbasa kalmayi basarabilirseniz hayatinizin en büyük dumurunu yasarsiniz.Çünkü bu salak kız milleti etrafinizda başka birileri varken sürekli"ayy yapma📷lütfen!" tribine girmelerine ragmen bas basa kaldiginizda resmen üstümüze atlarlar!asiul is kızla gerçek manada basbasa kalabilmektedir.Bunu nasıl yapacaginizida açikliyoruz.Ulan varya size yaptigimiz kiyagin haddi hesabi yok serefsizim :)

Devam edecek...
submitted by yennicheri to KGBTR [link] [comments]


2020.05.21 18:52 ferreisawesome Çocuğumuz olmayınca çare kaynanam oldu

Çocuğumuz olmayınca çare kaynanam oldu..(Yazan:Kerem) Merhaba ensest hikaye okurları, ben İstanbul’dan Kerem. 26 yaşında 3 yıllık evli devlet memuru bir makine mühendisiyim. Eşim benden 4 yaş küçük. Evlendiğimiz günden itibaren eşimle çocuk yapmak için uğraşıyoruz ancak eşimin ergenliğinden beri varolan yumurtlama probleminden ötürü başarılı olamıyorduk bir türlü. İki yıl denedikten sonra artık tıbbi yardım almaya başladık. Ama bu da derdimize derman olmadı. Eşim bu yüzden bunalımlara girdi ben de elaleme rezil olacağız hatta olduk diye çok korkuyordum.
Bir gün bir aile dostumuz bize taşıyıcı annelikten söz etti. Çocuğu başkası doğuracaktı ama yasal olarak annesi eşim olacaktı. Son çare olarak başka bir seçeneğimiz yok gibi gözüküyordu. Üstelik taşıyıcı annelik ülkemizde yasaktı. Biraz araştırdıktan sonra Gürcistan’da bu için yapıldığını öğrendik. Aile meclisini topladık. Kayınpederim ve kaynanam ayrı yaşıyorlardı ama bu mevzuyu konuşmak üzere o da katıldı bize. Kayınçom ve benim annem ve babam da vardı. En sonunda herkes taşın altına elini koydu ve Gürcistan’da bu işi halletmeye karar verdik. İçim rahatlamıştı bu sefer. Ancak ertesi gün eşim tadımızı kaçıracak bir şey daha ortaya attı. “Ya oradaki kadınlarda hastalık varsa, çocuğum hasta olursa” dedi. Mantıklıydı, çünkü Gürcistan’da seks turizmi yaygındı ve çocuğumuzu bu konuda riske atmak ne kadar doğruydu. Eşim yine bunalımlara girdi ağlamaya başladı sürekli. Aynı gün kayınvalidem geldi. Eşimin ağlamaktan şişmiş gözlerini görünce sordu. O da anlattı… Eşim “bize güvenebileceğimiz bir taşıyıcı anne lazım” dedi. Düşündük taşındık ama kimseyi bulamadık. Bulsak da kim bize yardım ederdi ki böyle bir konuda… Ertesi gün akşam yine kara kara düşünürken eşimin telefonu çaldı. Arayan kayınvalidem Handan’dı. Eşimden telefonun sesini hoparlöre vermesini istedi. “Çocuklarım, bu söylediklerim aramızda kalacak. Benimki sadece bir teklif. Düşünün taşının ama ben evlatlarım olarak sizlerin mutluluğu için böyle bir fedakarlık yapmak istiyorum” dedi. Biz eşimle birbirimize bakarak donduk kaldık. Eşim “olmaz anne öyle bişey” diyerek kapadı telefonu. Ertesi gün işten geldiğimde eşim konuyu açtı yine. “Ne dersin Kerem, annem olur mu” dedi. Belli ki kayınvalidemle tekrar konuşmuş… Ben sinirlenmiştim;
-”Nasıl olacak Tuğba? Elaleme ne diyeceğiz? 40 yaşında kayınvalidem hamile kaldı” mı diyeceğiz?
-”Annem 40 değil 38 yaşında Kerem ve bir çok insan bu yaşında hamile kalabiliyor. Kadın bizim için fedakarlık yapmak istiyor anlasana” dedi eşim.
-”İyi peki. Çocuğu annenin doğurduğunu gören eş dosta hayır bu bizim çocuğumuz mu diyeceğiz” dedim.
-”Annem onu da düşünmüş. Sen tayinini isteyeceksin. İstanbul’dan başka bir şehire taşınacağız. Bir-iki sene başka şehirde yaşayıp bu işi halledip tekrar döneceğiz İstanbul’a. Hem de çocuğumuzla beraber” diye cevap verdi eşim.
Mantıksız değildi aslında ama tayin mayin işi zor işlerdi. “Peki baban ne diyecek bu işe” diye sordum.
-”Babamın da, senin ailenin de bu işten haberi olmayacak. Gürcistan’daki herhangi bir taşıyıcı anneden olduğunu söyleyeceğiz çocuğun” dedi Tuğba.
Eşimin ve kayınvalidemin baskıları neticesinde kabul etmek zorunda kaldım bu işi. Tayin için de başvurdum. Bir ay içinde Kayseri’ye tayinim çıktı. İkinci ay Kayseri’ye taşınmıştık bile… Bu arada bir arkadaşım bir tanıdığı vasıtasıyla Gürcistan’da bize yardımcı olacak kişiyi de organize etti. Tarih belirlenince işyerimden senelik izin alarak Gürcistan’a uçtuk eşim ve kayınvalidemle birlikte. Arkadaşımın Gürcistan’daki bağlantısı bizi karşıladı. Konuştuk anlaştık. Bizden istediği 15000 euror parayı da peşin olarak verdik. Yarın arayacağını söyleyerek gitti adam. Biz otelimize yerleştik. Ertesi gün gözümüz telefonda bekledik ama haber gelmedi. Sonraki gün yine. İyice tedirgin olmuştuk. Adam benim aramalarıma da cevap vermiyordu. Israrlı aramalarımdan sonra en sonunda gecenin bir saatinde açtı ve “arama lan beni bir daha gavat” dedi ve suratıma kapadı telefonu. Dolandırılmıştık. Bugüne kadar çok para harcamıştık çocuk için ama dolandırılmak koymuştu bana. Eşim krize girdi. o gece tuvaletten gelen sesle uyandım. Kapı kilitliydi. Eşim ses vermiyordu. Kayınvalidemi uyandırdım yan odadan. Ona da ses vermeyince kapıyı kırıp içeri girdiğimde eşimin baygın halde yerde yattığını ve bir kutu ilaç içtiğini görünce elim ayağıma dolaştı. Hemen otel görevlilerine haber verdik ambulans istedik. Ambulans hemen geldi hastaneye apar topar gittik. Korkudan ağlıyorum. Eşime bir şey olursa ben de ölürdüm. Para pul çocuk falan umurumda değildi. Doktor midesini yıkadıklarını, komada olduğunu, şimdilik beklemekten başka bir şey yapamayacağımızı söyledi. O gece uyanmadı Tuğba. Ertesi gün gözlerini açtı şükür ama yine ağlamaktan başka bir şey yapmadı. Sakinleştirici ile bu sefer doktorlar uyutmak zorunda kaldılar. Kayınvalidem Handan o akşam “Kerem kalk otele gidiyoruz” dedi. “Noldu anne?” dememe bırakmadı “kalk bu işi çözeceğiz” dedi. Taksiye binip otele geldik. Takside konuşamadığımız için odaya çıkmayı bekledim. İkimiz de tedirgindik.
-”Anne ne yapacağız” dedim odaya çıkınca.
-”Buraya neden geldiysek onu yapacağız” dedi annem.
-”Anlamadım anne” dedim.
-”Anlamayacak bişey yok Kerem. Bu adi memlekete çocuk sahibi olmak için, beni hamile bırakmak için geldik. Şimdi beni hamile bırakacaksın” dedi. Ben afallamıştım;
-”Nasıl olur anne, nasıl yapacağız” diye sordum aptalca.
-”Kerem! Bak oğlum! Kızımın hayatı ve sizin evliliğiniz tehlikede. Siz benim evladımsınız. Bir fedakarlık yapacağımı söyledim işler sarpa sardı. Şimdi bu durumu düzeltebiliriz” dedi.
-”Anne nasıl olacak, nasıl spermlerimi aktaracağım sana anlamadım” dedim yine safça.
-”Oğlum vaktimiz yok. Kimseye de güvenemeyiz burada. Dünyadaki 6 milyar insan nasıl yapıyorsa biz de öyle yapacağız bu işi” diye cevap verdi.
-”Anne olur mu öyle şey! Sen benim annemsin! Hem Tuğba’ya ne diyeceğiz?” dedim telaşla.
-”Tuğba birkaç gün daha hastanede kalır. Kalmasa da doktorlardan rica ederiz uyuturlar bir iki gün daha. Biz de bu arada işi hallettik deriz” diye beni ikna etmeye çalıştı annem.
Elimde fazla bir seçenek yoktu. Bir amaç için yola çıkmıştık ve başımıza bir sürü talihsizlik gelmişti. Bu işi burada çözüp dönmek lazımdı Türkiye’ye. İster istemez kabul ettim. “Peki nasıl yapacağız anne ben çok utanırım” dedim. Annem;
-”Oğlum utanacak bir şey yok. Burada zevkimiz için bir şey yapmıyoruz” dedi. “Beni Tuğba olarak düşün” dedi. Hakikaten de eşim annesine benzer.
-”Tamam anne ama nolur makyaj falan yapalım, kılığını tipini değiştir, yoksa yapamam ben” dedim.
-”O zaman sen bir iki saat bekle otelde” dedi annem ve gitti. Bir saati biraz geçen bir vakitte geldi. “Tamam şimdi hazırlanırım Kerem” dedi. Duşa girdi. Oradan odaya geçerken “sen de duşunu al Kerem” dedi. Girdim duşumu alıp çıktım. Üzerimi giyinirken “Kerem gel hadi oğlum” diye seslendi annem içeriden. Kapıyı açtım oda kapkaranlıktı. Hemen yatağa girdim, yatak boştu. Az sonra ışık açıldı. O da ne!!! Ne göreyim!!! Kayınvalidem Handan saçlarını tepede topuz yapmış, çok güzel ve değişik bir makyaj yapmış, üzerinde siyah jartiyerli bir takımla karşımda bir afet gibi duruyordu. Memeleri taş gibi gözüküyordu ve sütyen ancak yarısını kapatabiliyordu. Altındaki tül külot da çok seksiydi. Çok farklı bir kadın olmuştu. Utangaç bir sesle “nasıl değişik biri olmuş muyum Kerem?” dedi. Ben hemen etkilenmiş, karşımdakinin kayınvalidem olduğunu unutmuştum bile. “Olmuşun anne çok güzel olmuşsun” dedim. Annem ışığı kapadı ve yatak başındaki ışıkları yaktı ve yanıma uzandı. “Bu gece ‘anne’ demek yok” dedi ve elini aletime attı. “Sadece o işi yapacağız değil mi anne” deim. “Bir çimdik attı, ‘anne’ yok dedim sana. Ne istiyorsan yapabilirsin, farz et ki bir kaçamak yapıyorsun oğlum” dedi. Ben de “bu gece ‘oğlum’ da yok o zaman”” dedim ve hemen öpüşmeye başladık. Annem mis gibi kokuyordu. Memelerini emmeye başladım sütyeni sıyırıp, gerçekten de taş gibiydi annemin vücudu. 38 yaşına gelmesine rağmen kendine çok iyi bakmıştı. Annem az sonra aşağıya inip aletimi ağzına aldı. “Anne ne yapıyorsun” deyince sikimi ağzından çıkartıp ısırır gibi yaptı “Anne demek yok dedim sana” dedi. Taşaklarımı avuçlayarak aletimi emiyordu annem adeta bir orospu gibi. Sadece içine boşalıp hamile bırakacağımı sanarken annem yılların acısını çıkarır gibi sevişiyordu benimle. Az sonra boşalacağımı anladım “anne dur, geliyorum” dedim kasılarak. Sikimi çıkarıp “hala anne diyorsun” dedi ve tekrar ağzına aldı. Ben kendimi çekmeye çalışırken o daha bir sabitledi sikimi ağzında ve eme eme ağzına boşalmamı sağladı. Ben de hayatımdaki en muhteşem boşalmayı yaşadım. “Anne harikasın ama neden böyle yaptın, hani hamile bırakacaktım seni” dedim. “Bırakırsın Kerem daha gece uzun” dedi ve 69 pozisyonunda üstüme çıktı. Külodu jartiyerin üstüne giymişti sıyırıp çıkardım. Annemin amını götünü dillemeye başladım. “Ohhh oğlum harikasın” diye inledi annem dilimi göt deliğinde gezdirmeye başlayınca. Ben de poposunu ısırarak “oğlum demek yoktu hani” dedim ve yalamaya devam ettim. Dilimi göt deliğine sokup çıkarmaya başladım annemin. “Oaaaawww Kerem ne diyeyim sana müthişsin” dedi annem. “Erkeğim de bana Handan, ‘oğlum’ deme” dedim. Az sonra annem dönüp kucağıma geldi ve sikimin üzerine oturmaya başladı. Alev gibi yanan amına yavaş yavaş sokuyordu aletimi annem. İçine girdikçe “Ohhh Kerem erkeğim benim, çok büyük aletin” diye inliyordu. otura kalka köküne kadar aldı sikimi annem. Sikimin üzerinde zıplamaya başladı. Başına kadar kalkıp tekrar oturuyordu. Az sonra hızlandırdı hareketlerini. Terlemiştik iyice. Annem hopladıkça şap şap ses çıkıyordu. Az sonra annemi altıma alıp domalttım. iki elimle yanaklarını ayırınca mükemmel göt deliği kabak gibi ortaya çıkmıştı. Dilimle tekrar muamele yapmaya başladım. “Oğlum hep dilini mi sokacaksın orayaaa” diye inledi. Ben şaşırmıştım. Demek götten de sikmemi istiyordu annem. Sikimin başını dayadım ve ittirmeye başladım götünün deliğine. Başı kolay girdi. Biraz yüklenince “ahh” diye inledi annem. Geri çekip tükürükleyip bir daha yüklendim. Bu sefer daha da ilerledim. Annemden “aaaoohhh” diye bir inleme geldi bu sefer. Biraz çekip tekrar yüklendiğimde artık sikim köküne kadar annemin göt deliğine girmişti. Annem bir çığlık attı ve “aaaaowww oğlum ne yaptınnnni müthişsinnn” diye inledi. Ben gidip gelmeye başladım bunu duyunca. “Sen vazgeçmeyeceksin demek ki! Tamam devam et ‘oğlum’ de bana! Oğlum dee!” diyerek götüne vurmaya başladım annemin. Annem altımda çıldırmıştı. Yüzünü tamamen yatağa baştırmış çarşafları sıkıyordu. “Ohhhh sik beni oğlummm… Daha sert vur aslan oğlummm” diye inliyordu. Ben de ellerini arkada kelepçe yaptım ve iyice çıkarıp tekrar girmeye başladım annemin götüne… “Ohhh annem benim harika götün var, süpersinnn” diyerek köklüyordum. Az sonra yine boşalacağımı anladım. “Anne geleceğim” dedim. “Devam et oğlum durma, arkama istiyorum hepsini” dedi ve elini arkaya atarak kalçamdan bastırarak göt deliğine köklememi istedi. Ben de anneme kitlenerek göt deliğinin derinliklerine boşaldım deli gibi… “Anne mükemmel bir kadınsın” dedim boşadıktan sonra. “Sen de harikasın oğlum, kaç kere boşaldığımı hatırlamıyorum bile” dedi.
Az sonra yatakta uzanırken “ee bu da boşa gitti anne” dedim gülerek. Annem elini taşaklarıma attı ve “hiç önemli değil aslanım, sen de bu alet varken daha çok şansımız var” dedi. Annem dışarı çıktığında bir kaç bira da almış kalkıp onları içtik biraz. sonra annem karşımda seksi bir şekilde dans etmeye başladı. Allahım çok güzel bir kadındı. Yani para versen böylesini sikemezsin… Az sonra kucağımdaydı. Memelerini ağzıma verdi. Emmeye doyamıyordum. Bacak arama inip sikimi göğüslerinin arasına alıp memeleriyle mastürbasyon yapmaya başladı bana. Sikim yine dikilmişti.
Az sonra annem kalkıp banyoya gitti. Su sesi gelmeye başlamıştı. içeri gelip “hadi banyoya erkeğim” diyerek bir göz kırptı. o göz kırpması beni azdırmaya yetti tekrar. Peşinden bir boğa gibi girdim içeri. Annem jartiyeriyle suyun altındaydı. Hemen ben de küvete girip annemi yüzüstü duvara yasladım ve götünün yarığına kafamı gömdüm. Her yerini yalamaya başladım tekrar. Uzun uzun öpüştük sonra. Dillerimiz birbirine dolanıyordu. Sonra annem benim taşaklarım dahil her yerimi yalamaya başladı. Taşaklarımın hepsini ağzına almaya çalışıyordu. Sikimi de gırtlağına kadar sokup çıkarıyordu. Sonra kulağıma yaklaştı ve “hadi erkeğim, şimdi zamanı geldi” dedi. Ben ayağa kalktım ve annemin arkasına geçtim. Arkasındayken amına girdim. Hızlı hızlı vurmaya başladım. Suyun da etkisiyle şap şap ses çıkıyordu her vuruşta. Annem de vurdukça “erkeğim, aslan oğlum, vur annene daha sert hadi koçum benim” diye inliyordu. Sonra annemi döndürdüm. duvara sırtını yaslayıp ayakta amına girmeye başladım tekrar. Annem boynuma dolandı. Vurdukça inliyordu. Az sonra bacaklarını belime doladı. Ben de alttan ellerimi kalçalarına attım ayakta kucakladım annemi. Amına girip çıkmaya başladım. Annem kucağımda çığlık çığlığaydı. “Hadi oğlum karını becerir gibi becer anneni, karını döller gibi dölle aslan erkeğim benim” diye inlerken ben de hareketlerimi hızlandırdım. Az sonra ellerimi bacaklarının altından geçirerek bacaklarını iyice ayırdım ve kollarını tuttum. Amına daha hızlı git gel yapmaya başladım. Ve sonrasında çığlık çığlığa annemin amcığına tüm spermlerimi akıttım. Annem “ooaaahhh erkeğim, aslan oğlum benimmm” diyerek inledi. Kucağımda çığlık atmaktan bitap düşmüştü. Kollarıma yığıldı. Çıkarıp kurulandıktan sonra yatağa yatırdım annemi. “Harikasın oğlum, resmen işimi bitirdin” diyerek uykuya geçti. Ben de yorulmuştum. Tam uykuya dalmıştım ki, hatta biraz uyumuş da olabilirim elim annemin götüne değdi. Taş gibi götü hissedince sikim yine kazık gibi oldu. Kalkıp annemin göt deliğini yalamaya başladım yine. Annemin götüne doyamıyordum. Annem baygın bir şekilde yatarken beline yastık koyup bir kez daha göt deliğini doya doya sikiyordum. Yine boşalacaktım ki annem “ağzıma istiyorum” diye inledi. Ben şaşırmıştım. Hiç hareket etmemişti ben sikerken ama demek ki uyanıktı. Çevirdim sikimi ağzına yaklaştırdım. Hemen ağzını açtı. Ben de Mastürbasyon yaparak ağzına boşaldım tekrar annemin. Bütün spermlerimi yuttu. Hatta dudaklarına bulaşanları da diliyle ağzına aldı. O sabah çok mutlu uyandık. Hastaneye sabah erkenden gittik eşimin yanına. Mutlu haberi verdik. Nasıl olduğunu sorduğunda hastanede başka biriyle tanıştığımızı, onun yardımcı olduğunu, kendisinden aldığımız yumurta hücreleriyle benim sperm hücrelerimi annemin rahmine yerleştirdiğimizi, bu sayede işi başardığımızı anlattık. Eşim çok mutlu oldu. Hemen o gün taburcu oldu hatta. Beraber bir iki gün daha gezdik. Kayınvalidemle kaçamak bakışlar atıyorduk birbirimize arada. Ardından yurda döndük.
Kayseri’ye hemen alıştık. Büyük bir şehirdi burası da. Eşime de Cumartesi günleri de mesaisi olan bir muhasebe işi buldum çalıştığımız firmalardan birinde. O ilk Cumartesi günüydü… Rüyamda birisi aletimi yalıyordu. Az sonra uyandım. Rüya değildi, odamdaydım. Demek ki eşim yalıyordu sikimi derken bir baktım ne göreyim. Kayınvalidem yine o geceki jartiyerli takımını giymiş, yine harika bir makyaj yapmış. Sikimi emiyor. “Anne ne yapıyorsun” dedim kendimi çekerek. “Bir şey yapmıyorum oğlum. Sadece o geceyi unutamıyorum. Ne var anneni bir kere daha doyursan! Bir kaç aya karnım şişer zaten, günleri değerlendirelim bence” diyerek tekrar sikime yumuldu. Benden günah gitmişti. Annemi o gün eşim gelene kadar evire çevire evin her yerinde becerdim. Akşam poposunun üzerine oturamayacak haldeydi ama memnundu…
O yılı Kayseri’de geçirdik. Annem bize bir kız çocuğu doğurdu, adını Eda koyduk. Çok tatlı bir bebekti. 3-4 ay sonra İstanbul’a tekrar tayinimi aldırabildim. Kimse bir şey anlamadan bu işi halletmenin verdiği gurur, kayınvalidemi sikmiş olmanın verdiği mutlulukla döndük mahallemize tekrar, annem de bir üst katımızdaki evine yerleşti. Annem doğumdan önce biraz zayıf bir kadındı. Doğumda aldığı kiloları da hızlıca verdi. Ama önceki gibi zayıf değildi artık. Bu sefer tam bir afete dönüştü. Şimdi eşim de çalıştığı için Eda’ya annem bakıyor. Yani Eda’nın da öz annesi… Kendi kızının bakıcılığını yapıyor kayınvalidem… Bazen işten erken çıktığımda çocuğu almaya ben çıkıyorum annemin yanına. Çocuğu almadan önce bir posta sikiyor, sonra Eda’yı alıyorum… Bazen de annem geldiğimde bizim evde oluyor. Eşim daha gelmemişse, o gelene kadar annemi doyuruyorum. Bazen o kadar azgın oluyoruz ki Eda ağlasa da bakmıyor, sikişmeye devam ediyoruz… Bir sene sonra annem bir kere daha hamile kaldı ama onu eşime hissettirmeden aldırdık… Eda bu sene anaokuluna başladı. Annem de 45 yaşına geldi ama hala bir afet. Kızından hala daha güzel. Hala Eşim işteyken ve Eda okuldayken sikiyorum annemi. Cumartesi günleri eşim işte ama Eda’nın okulu yok. Uyuduğu zaman rahat rahat sikişiyoruz. Uyanıkken de televizyonda ona bir çizgi film takıp evin değişik yerlerinde sikişmeye devam ediyoruz. Bazen Eda’ya yemek yedirirken sikiyorum annemi arkasına geçip. Bazen annem mutfakta yemek hazırlarken arkasına geçip eteğini sıyırıp sikiyorum hemen. Bazen de annem Eda’yı kucağına alıyor ben de annemi kucağıma alıp sikiyorum… Bazen beraber evcilik oynuyoruz. Eda dışarda kalıyor, ben annemle çadıra girip ağzına veriyorum. Bazen de doktorculuk oynuyoruz. Eda annemin annesi oluyor, ben doktor oluyorum, annem de hasta. Tabi her seferinde hastaya iğne yapıyorum Bir keresinde eşime yakalanıyorduk. Bizim evde Eda odasında oynarken ben annemi salonda kanepenin kolçağına domaltmış götünden sikiyordum. Tam boşalmaya başlamıştım ki annemin telefonu çaldı, arayan Tuğba’ydı. “Anne kapıyı çalıyorum neden açmıyorsun” dedi. Annem telaşla “kızım alt kattayız, buraya gel” dedi. Hemen toparlandık, üstümüzü başımızı düzelttik. Ben Eda’yla oyun oynuyormuşum gibi yaptım, annem de mutfaktaymış gibi yaptı. Eşim gelince bir şey anlamadı Allahtan ama ben kayınvalidemin eteğinin altından bacağından sızan spermlerimi gördüm ve hemen annemi uyardım. O da bir şey almak bahanesiyle yukarı çıkıp temizlendi… Her şeye rağmen Cumartesi günleri hala benim için en güzel gün… Eşim hissetmediği sürece annemi sikmeye devam edeceğim…
submitted by ferreisawesome to u/ferreisawesome [link] [comments]


2020.05.21 17:11 ferreisawesome Eniştemin Annemi Sikme Çabaları

Ben Tolga. Sizlerle başımdan geçenleri paylaşmaya devam ediyorum. Teyzem anneme çok yakın davranıyordu. Her seferinde onu kandırıp elliyor ve onun bir erkeğe ihtiyacı olduğunu hatırlatıp bu konuyu sürekli gündemde tutup annemle sevişmeye devam ediyordu. Annemde halinden memnundu ki sesi çıkmıyordu.
Teyzem oturmaya geldiği bir gün ben yine kapı anahtar deliğinde yerimi almıştım. Anneme
— Kız tek başına zor değil mi, diye sordu. Annem biraz sinirliydi ve tersledi.
— Abla hep bu konuyu konuşuyorsun. Ben hayatımdan memnunum. Bırak da hayatımı yaşayayım, dedi.
— Ne bağırıyon kız?! İnsan gibi yardım edelim dedik. Sen bilirsin sulu amcıklı. Şuna bak, iyilik yapıyoruz bide fırça yiyoruz. Git kime verirsen ver o zaman.
— Hayret bir şey ya deyip kalktı annem. Mutfağa gitti.
Anlaşılan tartışma büyüyecekti. Çıkıp çıkmamak arasında tereddütte kaldım. Biraz daha beklemekte yarar var, araları düzelir nasılsa dedim ve dikizlemeye devam ettim. Teyzem kaşar olduğu için annemi yumuşatmasını bilirdi diye düşündüm.
Annem odaya girip
— Abla, affedersin. Sana bağırmamalıydım, dedi. Teyzem de
— Olsun be kızım, sen de haklısın. Yarraksızlık delirtir kadını. Her şeyi yaptırır valla. Kızmadım inan ki, dedi. Annem de
— Tamam canım ablam deyip sarıldı teyzeme. Teyzem yine yapmıştı yapacağını annemi tavlamıştı.
Teyzem anneme bir şeyler anlatmak istiyordu ama ben ne olduğunu çözemiyordum. Hareketlerinden belliydi ama bir türlü söyleyemiyordu. Annem:
— Abla sende bugün bir tuhaflık var. Farklı davranıyorsun. Noldu hayırdır?
— Yok be kızım hep aynı bir şey yok. Ama annem doğru anlamıştı teyzem bir şeyler yumurtlayacaktı.
Teyzem bizde 1 saat kadar oturmuştu o gece aniden eniştem çıka geldi. Şaşırdım. Enişteme yalvarsan tv yi bırakıp gelmezdi. Adam tam bir tv kolik. Annem bile
— Ooo enişte sen bu eve uğrar mıydın, diye takıldı. Eniştem beni sordu. Annem de
— Her zamanki gibi odasında yatıyor, dedi. Eniştem teyzeme bakışlarını yoğunlaştırdı. Annem mutfağa çıktı. Eniştem ellerini ovuşturup
— Konuyu açtın mı, dedi. Teyzem de
— Hayır açamadım. Kızar bu çatlak. Hemen alıştır alıştıra söylicez yavrum, dedi.
Anladım ki teyzem kocasına annemi siktirecekti. Meğer orospunun derdi başkaymış. Ama yinede eğer yaparlarsa izlemesi zevkli olacaktı, her ne kadar sikilen annem olsa da.
Teyzem her zamanki gibi bacakları yaymış bir vaziyette oturuyordu. Annem içeri girdi, yandaki kanepeye geçti. Teyzem de
— Gel kız sen de yanımıza, kalma tek başına orada, dedi. Annem de
— Sıkışmayalım rahat oturalım sıcak zaten, dedi. Eniştem de
— Gel be baldız sıkışmayız, korkma yemem seni, dedi. Annem
— Aman enişte o nasıl söz öyle aşk olsun, dedi ve çaresiz yanlarına oturdu.
Muhabbet'e başladılar teyzem inanılmaz frikikler veriyordu sikim kazık gibi olmuştu. Ama hemen gelmek istemiyordum tadını çıkarmalıydım. Annemin gözü sürekli teyzemdeydi. Çünkü her zamanki gibi orospuluğu ele almış açtıkça açıyordu bunun üzerine annem
— Abla, nasıl oturuş kız öyle, deyince belki de o geceki en talihsiz soruyu sormuş oldu. Çünkü teyzem bu lafın üzerine konuyu açmasını bilecekti.
— Ne var kızım biriniz kocam biriniz kardeşim hanginizden çekineyim, dedi. Annem de
— Olsun kocan da olsa bende olsam güzel otur ben bilmem mi yayıp oturayım deyince teyzem de
— Otur sende kızım rahatına bak, dedi. Annem de
— Abla saçmalama, eniştemin yanında olur mu hiç deyince teyzem
— Kızım rahat ol yemez seni enişten dedi. Gülmeye başladılar. Annem yerinden kalktı ve çay koyayım içeriz diyerek mutfağa gitti. Eniştem teyzeme bakarak
— Kolay olmayacak galiba, dedi. Teyzem de
— Sen bana bırak, yumuşatmasını bilirim ben onu. Ne yapıp edip bugüne kadar az mı elledim sanıyorsun, deyince eniştem
— Nasıl kız güzel mi bari, dedi. Teyzem de
— Güzel ne kelime kalçaları sımsıkı. Yala doymazsın. Amı desen 2 senedir yarrak girmiyor. Sen düşün işte. Daracık göğüsler zaten benim gibi... Daha ne olsun, dedi. Eniştem yine ellerini ovuşturmaya başladı. Keyfi yerine gelmişti anlaşılan.
Annem elinde bardaklarla içeri girdi birazdan çayımızda hazır dedi. Acaba annemi nasıl kandıracaklardı çok merak ediyordum. Annem teyzeme
— Kız sen hala öyle mi oturuyorsun? Topla kendini hayret bişeysin yaa, dedi. Teyzem
— Kızım ne var? Niye utanayım? Biriniz her akşam altına yattığım adam, birinizde ben de olanın ondada olduğu kardeşim, dedi. Annem kızarmıştı.
— Abla sana da bir şey demeye gelmiyor, dedi.
Eniştem de yavaşça teyzeme elini atmıştı. Teyzem durumu hemen karşılığını verdi. Eniştemin göğsüne elini dayayıp okşamaya başladı. Annem durumdan rahatsız olmuştu ve
— Ben bir çaya bakayım, diyip kalkmaya yeltendi. Teyzem de orospuluk yapacak yan oldu.
— Kız canın mı çekti kıskandın mı yoksa, dedi. Annem de
— Ne alakası var? Kocan o senin, tabii ki rahat davranacaksınız ama benim yanımda yapmayın, gidin evinizde yapın ne yapacaksanız, dedi. Teyzem kaşar olduğu için eşine
— Baldızına da sarıl yavrum, gücenmesin, dedi. Eniştem dünden razı zaten elini annemin omzuna attı. Annem uzak durmaya çalıştıkça eniştem çekiyordu kendine.
Annem eniştemin solunda oturmuştu sol eli fazla kıpırdamıyordu. Ama sağ eli teyzemin kalçalarını sıkmaya başlamıştı. Annem yanında oturduğu için fark edemiyordu. Farketse eminim ki kalkar mutfağa giderdi.
Eniştem elini annemin omzunda gezdirmeye başladı. Annem fark edince kendini çekti.
— Ufff çok sıcak, bi' de iç içe oturduk. Dur şöyle rahat oturalım enişte, deyip uzaklaşmak istedi. Teyzem
— Kız ne var, utandın mı? Bana neler yapıyor baksana, dedi. Annem de
— Ne yapıyormuş deyince eniştem hemen teyzemin götüne elini attı. Annem de eniştemin üzerinden eğilip bakacak oldu ama eniştemin yarrak dikilmişti. Annem fark etti ama çaktırmamaya çalıştı. Sonra
— Aaa ne yapıyorsunuz siz? Gidin evinize napıcaksanız yapın be, hayret bişeysiniz, dedi. Eniştem
— Ne var kız? Utanma bu kadar. Zamanında sen yapmıyormuydun sanki, dedi. Teyzemde onaylar şekilde başını sallayıp
— Yani, dedi. Canı çekmiştir zillinin de ondan böyle yapıyor. Yavrum elle azcık şunu da nasiplensin.
Eniştem annemin beline doğru elini kaydırmaya ve sıvazlamaya başladı. Annemde elini tutup
— Enişte yapma, dedi. Ama yapma derken samimi olmadığı ve isterik olduğu her halinden belliydi. Eniştem
— Dur kız yemem seni, korkma. Birazcık elliycez alt tarafı, ne var bunda? Yabancıya gitmesin, deyince annem
— Enişte ablamın yanında yapma bari. Yalnızken gelsen tamam, deyince teyzem
— Kızım, enişten ne zamandır seni soruyor bana, ne yapıyor, diye. Ben de aramızdaki her şeyi anlattım, seninle seviştiğimizi. Sonuçta ben lezbiyen değilim, sen de bana uydun istemeden ama ikimiz de gerçek erkek istiyoruz. Benim zaten var, istediğim zaman sikiyor enişten ama sen elaleme verecek değilsin. O yüzden bu ortamıı hazırlamak için senle seviştim bunca zamandır. Ama keyif de aldım açıkçası, dedi. Şimdi olan biteni hem ben hem de annem daha iyi anlamıştık. Ben teyzemin azgın olduğunu ve eniştemle yetinmediğini düşünürken meğer amaçları annemi sikmekmiş.
Eniştem annemin belinden okşamaya devam ediyordu teyzem de elini kocasının yarrağının üzerinde gezdiriyordu. Bir eliyle de göğsüne küçük çimdikler atıyordu. Ben zevkten çıldırmak üzereydim. Sikim elimde taş gibi zonklamaya başlamıştı. Annem de teyzem gibi bir elini eniştemin aletine atmıştı. Belli ki canına tak etmiş ve bir an önce onu istiyordu. Enişteme doğru iyice yanaştı bacak bacak üztüne attı eniştem annemin sol baldırı açıkta kalınca elini hemen oraya kaydırdı.
Annem frikik veriyor bense 31 çekmeye devam ediyordum. Annem in külodu her zaman ki gibi beyazdı. Eniştem elini biraz daha alta sokarak annemim baldırını iyice eline aldı ve sıkmaya başladı. Annemin nefes alış verişi değişmiş gözleri de bir tuhaf bakıyordu.
Teyzem elini eniştemin eşortmanına sokup yarrağını çıkardı. Ben benimki kalın ve uzun derdim ama eniştemin yarrağını görünce koplekse girdim. O neydi öyle? 20 cm civarı kalın ve damarlıydı sanırım hepimiz böyle bir alete sahip olmak isteriz. Teyzem çok şanslıydı, tabii artık annem de.
Eniştem artık rahatlamıştı. Annemin istekli tavırları sayesinde istediği yerine dokunmaya başladı. Elini arkasından annemin önüne alıp külodunun üzerinden amını okşamaya başladı. Annem bacaklarını sıkıp bırakıyordu. Teyzem de eliyle eniştemin sikini sıvazlayıp 31 çekmeye çalışıyordu. Ama enişteminki gerçekten çok büyüktü teyzem bir ara iki eliyle tuttu yinede eniştemin sikinde tutulacak yer kalmıştı.
Teyzemin tam bir orospu olduğunu söylemiştim. Ağzına almaya başladı ama hepsini alması mümkün değildi. Annem de alttan eniştemiz taşaklarını okşamaya başladı enişte bey iyice mayıştı. Arkaya doğru yaslandı ve eliyle annemin amını okşamaya devam etti.
Annem yarrağa doğru eğildi. Teyzem öyle iştahlı ağzına alıyordu ki kendinden geçmişti. Annem dürterek
— Kız bana da ver! Sen nasılsa her akşam oynarsın bununla, dedi. Teyzem öyle dalmış ki birden sıçradı ve
— Ne dedin anlamadım, dedi. Gülüştüler. Eniştem
— Ulan karı, ben her zaman yanındayım bırak da kız nasiplensin azcık, dedi.
Teyzem yarağı bıraktı ve annem ağzına almaya başladı. Ama o kalın yarağı almak o kadar kolay değildi. Eniştem zevke gelmiş annemi yarrağına doğru bastırmaya başladı. Bir yandan da diğer eliyle kucağına yatan annemin götünü okşuyordu. Annemin götü gerçekten çok güzeldir uyurken çok defalar ellemişimdir. Annemin kalçalatını sıktıkça ben de zevkten kuduruyordum. Eniştem
— Baldız, yeter artık doymadın mı daha, dedi. Annem ağzına almayı bıraktı ve eniştem
— Hadi kalk ayağa, dedi.
Annem ayağa kalktı eniştemin dizleri önünde. Eniştem ellerini kalçalarına attı, eteğini yukarı sıyırmaya başladı. Bu arada annemin göbeğini yalıyordu. Annem o kadar kıvama geldiki nerdeyse ayakta duramıyor eniştem elleriyle ona destek oluyordu. Eniştem önden elini bir soktu ki annemin amı ve götü ellerinin içinde yok oldu. Eliyle sıkıyordu ki annem inlemeye başladı. Teyzem de
— Sus kız, tolga duyacak şimdi dedi. Eniştem bunun üzerine
— Sahi bu çocuk hiç kalkmaz mı ya, dedi. Kalkarsa boku yedik naparız, dedi. Teyzem de
— O da bize katılır. Onun canı yok mu, dedi. Annem de
— Yapma ya! Beni mi sikecek, dedi.
— Kızım ensest değil miyiz? Yapacak elbet! Sadece seni değil, benim karıyı da sikecek. gerçi o kadar büyüdü mü o, dedi. Teyzem de
— Hem de ne büyümek! Bir yarrak var seninkine yakın valla, deyince
— Bak sen! Nerde gördün kız sen, dedi eniştem. O da
— Banyoda bir gün sesler geliyordu. Size gelmiştim. Sen içerdeydin, dedi anneme. Su içmeye kalktım. banyo önünden geçerken sesler duydum eğilip baktığımda 31 çekiyordu seninki, dedi. Eniştem
— Eee çok mu büyüktü bu kadar yahu? Etkilenmiş gibi anlatıyorsun, dedi. Teyzem de
— Valla bir kadını doyuracak kıvamda geldi bana, dedi. Annem de
— Evet, doğru enişte. Bayağı büyüdü tolga, değişti. Ben çok gördüm, dedi. Banyoda, yatarken, uyurken, şortun arasından hep görüyordum dedi.
Içimden bir ses beni de çağırın diye yalvarıyordu ama eniştem
— Durun bakalım daha erken. Hele biraz daha palazlansın ondan sonra bakarız, dedi ve hayallerim suya düşürdü. Bırakın şimdi bunları baldız. Kaynatma muhabbeti de ver artık, dedi. Annem
— Ne acelen var, sabaha kadar vakit var, dedi.
Annem hala ayaktaydı. Eniştem dişleri ile annemin külodunu aşağı indirdi. Sonra da bir çırpıda eteğini çıkardı. Annemin üzerinde sadece tişört ve içinde sütyeni kalmıştı. Eniştem önce tişortü çıkardı. Annemi yanına oturttu ve sütyenin üzerinden göğüslerini sıkmaya başladı. Annemim göğüs uçları dut kadar oldu. Zaten büyük ve dikti. Hepten dimdik olmuştu.
Teyzem ikinci planda kalmıştı ama oda kocasının elleyebildiği yerlerini elliyordu. Eniştem annemin belinden tuttu ve
— Hadi bakalım! Çık üstüne şunun, dedi. Annem
— Nasıl olcak enişte? Hepsini alamam ben. Aşağı yatayım, sen yavaş yavaş gir, dedi. Eniştem annemi kendine doğru bir hışımla çekti.
— Hadi kız nazlanma sen nelerini alırsın bu azgınlıkla, dedi ve annemi bir hışımla bacaklarının üstüne oturttu. Annem
— Dur canımı yakma, yoksa vermem, dedi.
Teyzem de annemi bastırmaya başladı. Zorla tecavüze döndü olay. Annem bağırmaya başladı. Odamdan çıkıp olaya mudahele etmek istedim ama eniştem döver korkusu ile çıkamadım.
Annem ağlıyordu.
— Zorla olmaz ki canım! Ne güzel alıştıra alıştıra yapıyorduk, birden bu şiddet niye? Ben orospu muyum? Orospuya bile böyle yapılmaz, dedi. Eniştem
— Haklısın özür dilerim, dedi ve saçlarını okşamaya başladı. Napıyım kızım ne zamandır bu anı bekliyordum? Çok güzelsin. Seni bulunca bir an önce becermek istiyorum, dedi. Teyzem de
— Kızım azdırdık adamı, artık vereceğiz çaresi yok, dedi. Annemde
— Ben vermiycem demedim ki. Ama her şey güzellikle olsun. Ne o öyle tecavüz eder gibi, dedi. Eniştem
— Neyse, hadi boşverin. Artık işimize bakalım, dedi. Annem bunun üzerine
— Ver bakalım şunu, nasılmış görelim, deyip eniştemin baldırlarına oturdu.
Annem ayaklarını oturdukları kanepeye basıp eniştemin o kalın yarrağının üztüne oturmaya çalıştı. O kadar kalın dı ki annem zorla oturuyordu. daha kafası girmemişti annem
— Off, canım yanıyor. Sırılsıklam oldum ama yine de girmiyor bu, dedi. Eniştem
— Acele etme güzelim. Hepsi senin, sana feda olsun, deyip güldü. Teyzem
— Kızım sen bana sor. Sen bir kere alıyon, ben her gece alıyorum onu, dedi.
Annem yavaşça yukarı aşağı zıplamaya başladı. Eniştemin yarrağının kafasından sonraki bölümü içine almaya başladı. Teyzem
— Kız iyi gidiyorsun, ben bu kadar rahat alamıyorum, deyince eniştem de
— Eee, kaç senedir hasret bırakta olsun o kadar, dedi.
Annem gerçekten azimliyidi ve hepsini almaya kararlı görünüyordu. Bir müddet sonra annem eniştemin baldırlarına kadar oturmaya başladı. İnanılmaz bir görüntüydü! O kocaman yarrak bir çıkıyor, bir kayboluyordu. Annemden bembeyaz sular akmaya başladı. Anlaşılan gelmişti ama almaya devam ediyordu. Eniştemin gelmeye niyeti yoktu. Annem biraz daha zıpladıktan sonra bitkin bir halde "ohhh" diyerek eniştemin üstüne kapaklandı.
Eniştem ellerini annemin kalçalarında gezdirmeye başladı ve parmaklarını annemin göt deliğine sokmaya çalıştı. Annem bitkin olduğu için tepki vermiyordu eniştemin göğsüne kapandığı için. Eniştem teyzeme arkadan yapıcam işareti yapıyordu. Teyzem de sen söyle gibilerinden hareketler yapıyordu. Eniştem
— Baldız önün tadını aldık, bi de arkanın tadına bakalım, dedi. Annem
— Enişte dur, kendime geleyim. Hayatımda ilk defa böyle bir yarrak aldım içime. Böbrek yataklarımda hissettim valla. Abla sen nasıl dayanıyorsun ya, deyince gülmeye başladılar. Eniştem teyzeme
— Kalk kız krem bul, dedi. Annem de
— Ecza dolabında var, al, dedi. Ama ecza dolabı benim odamdaydı. Teyzem de
— Nerede dolap, deyince
— Tolganın odasında. Çaktırmadan gir içeri, al hemen gel, dedi annem.
Teyzem yarı çıplak odama gelicekti. Heyeceanlandım ve hemen yatağıma yattım ama teyzem çıplak değildi. Sadece üzerine elbisesini giymişti. Odaya girdi. Işığı yaktı. Ecza dolabı biraz yüksekteydi. Sandalyeye çıkıp alması gerekiyordu. Nitekim öyle yaptı. Ben de fırsat bu fırsat hemen dikizlemeye başladım.
Teyzemin götünü alttan bakınca hiç görmemiştim. Çok güzel görünüyordu. Ecza dolabında kremi almak bu kadar uzun sürmese diye düşünüyordum. Teyzem sanki bilerek sandalyeden inmiyor, bana frikik veriyordu.
Sonra indi. Benim başımı okşadı. Uyur numarasını her zaman iyi yaparım. Teyzem bana
— Uyu uyu da malın iyice büyüsün, sonra gel teyzeni yarağa doyur, dedi. Duyduklarıma inanamıyordum teyzem beni arzuluyordu.
Elini benim alete attı. Sabahtan beri kalkık olan sikim taş gibiydi. Teyzem sikimi sıvazlamaya başladı. Zaten 1-2 dokunsan gelecek olan sikim öyle bir patladı ki teyzem ne yapacağını şaşırdı.
— Eyvah geldi oğlan, dedi ve alelacele odadan çıkıp kapıyı kapattı.
Annemlerin yanına oturdu. Kremi açtı. Eliyle annemin göt deliğine sürdü. Sonra da eniştemin yarağına sürmeye başladı. İlginç olan annem yarım saat enişteminkini içine aldı. Boşaldı ama eniştemde hala tık yoktu. Ben olsam şimdiye en az 5 defa gelmiştim diye düşündüm.
Eniştem annemi kanepeye doğru domalttı, eliyle sikinin kafasını sıvazladı ve annemin o daracık göt deliğine dayadı. Girmesi imkansızdı. Teyzem
— Kızım bugüne kadar bana çok denedi ama bir türlü alamadım. Bakalım sen ne yapıcan, dedi. Annem de
— Ben de ilk defa alıyorum. Bilmiyorum. Acırsa bırak deyince bırakırsın enişte, tamam mı, dedi. Eniştem
— Karı sen önden de alamıyorsun ki bunu, deyince teyzemin yüzü düştü. Morali bozulmuştu anlaşılan. Zaten alabilseydi, eniştem anneme göz koyar mıydı? Kimbilir, belki de annem yerine teyzemi almadı diye dert yanıyordur içinden.
Eniştem yarağının kafasını iyice bastırmaya başladı. Annem acının etkisiyle bağırmaya başladı ama eniştem duracak gibi görünmüyordu.
— Kızım dur, bir alışsın gerisi gelecek. Sık azcık dişini. Sen de sabahtan beri alıyorsun şimdi de alırsın, dedi.
— Ama çok acıyor, diye dert yandı annem.
Zavallı annem o yarağı almak gerçekten zordu ve yüzüne bakılırsa gerçekten acı çekiyordu. Ama ben yine de müthiş zevk alıyordum sikilien annem olmasına rağmen.
Eniştem
— İyice alıştı. Bak şimdi, hepsini sokucam hazır mısın baldız, dedi. Annem de
— Sok artık, bitsin bu işkence, dedi.
Eniştem iyice abanmaya başladı. Annem bağırdı. Teyzem de
— Sus kız! Tolga uyanacak şimdi. Zaten az once yanına gidince bir yokladım, siki kazık gibi olmuş. Bir iki zıvazladım, patladı pezevenk, dedi. Gülmeye başladılar. Eniştem
— Ulan karı, senden korkulur. Uyuyan çocukla ne işin var? Boşuna pislendi çocuk, dedi.
Benden konuşmaları hoşuma gitmişti. Eniştem
— Nasıl bari? İyice mi salatalığı, dedi. Teyzem de
— Valla, şimdi çağırıcam. O da beni siksin. Benim yüzüme bakan yok, dedi. Eniştem bunun zerine
— Karı, benim gelmeye niyetim yok. Birazdan seni alıcam altıma dedi.
Eniştemim git gelleri hızlanmıştı. Annem de ilkinde olduğu gibi feryat etmiyordu.
— Getirelim mi kız, ister misin, dedi. Annem başını isterik bi şekilde salladı.
Teyzem annemin amını okşamaya başladı eniştem köklüyor teyzem parmaklıyor annem zevkten çıldırtıyordu. Çok geçmedi ki annem titreyerek boşaldı. "Bu akşamı ömrüm boyunca unutmayacağım" dedi ve kanepeye uzandı.
Belli ki annem bitmişti. Eniştem "Baldız geldi. Sıra sende hatun. Gel bakalım" dedi. Her zaman alışık olduğu vücüda öpücükler kondurmaya başladı. Teyzem inlemeye başladı. Eniştem teyzemi annemin yanına yatırdı ve bacaklarını omzuna aldı. Yarrağını öyle bir kökledi ki teyzem çığlık atarak
— Yavaş, çok canımı yakıyorsun. Her seferine bunu yapmak zorunda mısın be adam, dedi. Eniştem de
— Kızım seni böyle sikmek hoşuma gidiyor dedi. Ama biraz daha bağırın da tolga uyansın ister misiniz dedi. Annemde
— Sakın ha! Uyanırsa ayıp olur. O da isterse naparız sonra dedi.
Bu duyduklarım beni cesaretlendiriyordu. Bir yolunu bulup katılmalıydım onlara. Aklıma bir fikir geldi: gözlerimi ovarak uykulu numarası yapıp odadan çıkmak ve onları görünce olaya katılmak.
Tüm cesaretimi toplamalıydım ama eniştemin teyzemi sikişini seyretmek istiyordum. Çünkü eniştem gerçekten iyi bir sikiciymiş, onu fark ettim.
Teyzem
— Yeter artık! Gel be adam. Siktin belamızı, dedi. Teyzem sarsılarak geldi ama eniştemin hala gelmeye niyeti yoktu. Teyzeme
— Seni de götten sikecem bu akşam. Bak kardeşin nasıl aldı. Sen niye alamayasın, dedi ve teyzemin götünü kendine doğru çevirdi.
Teyzem istekli değildi ve karşı koyuyordu. Eniştem de
— Sus be kadın domal zorluk çıkarma bana, dedi. Teyzem
— Hayır, istemiyorum zorla mı be adam, deyince kapışmaya başladılar. Annem de olaya müdahele etmek istedi.
— Abla ne var bunda? Yavaşça alırsın işte, dedi.
Teyzem inat ediyordu. Eniştem en sonunda "Ehhh yeter ama", dedi ve teyzemin kalçasını iki eliyle kavradı. Teyzem yan yatar pozisyonda iken
— Zorla mı istiyon, al o zaman, dedi teyzem bağırmaya başladı. Eniştem
— Sus! Tolga duyacak, dedi. Annem de
— Evet abla duyacak şimdi, dedi.
Eniştem yarağının kafasını teyzemin göt deliğine dayadı. Krem istedi. Annem de hemen verdi. Eniştem "Sen sür" dedi. Annem de parmaklarına sıkıp teyzemin deliğine sürmeye başladı. Eniştem "Bana da sür. Kurumuş bu yarak" dedi. Annem eniştemin yarrağına da sürdü. Eniştem gerildi ve öyle bir geçirdi ki teyzem feryat figan...
Tam bu sırada çıkmalıyım dedim ve kapıyı açıp çıktım. Onlar bana ben onlara bakıyordum. Gözlerimi ovarak
— Ne oluyor burada ya, dedim. Eniştem
— Gel lan piç kurusu, sen de katıl. Zamanı geldi artık, dedi.
Ben yanlarına doğru yöneldim annem kanepenin örtüsü ile açıkta kalan yerlerinin hiç olmazsa bir kısmını kapatmaya çalışıyordu.
— Anne boşuna uğraşma. O örtüyle yaptığın ayıbı kapatamazsın, dedim. Annem ağlamaya başladı. Hemen yanına gittim.
— Ama sende haklısın. Kaç senedir erkeksiz yaşıyorsun. Kızmıyorum sana ama bana gelebilrdin bu konuda. Ben sana yardımcı olurdum, dedim. Annemin gözlerinin içi parladı sanki bu bakış bundan sonraki günlerde benime beraber olacağını anlatmaya yetmişti.
O akşam bende aralarına katıldım. 4 kişi sabaha kadar sikiştik ve ondan sonraki günlerde bazen yalnızca annemi bazen teyzemi bazen de ikisini birden siktim.
submitted by ferreisawesome to u/ferreisawesome [link] [comments]


2020.04.21 20:08 VirreyDeColombia Turkishmusic.org'daki efsane sezen aksu tartışması part 2

By Ali on Monday, November 13, 2000 - 06:39 pm:Hulusi n'aber senin anani avradini sulaleni ecdadini gotten sikerim orospu
cocugu malak gibi emziririm attiririm agzina verir kulaklarini
oynatirim gotten sikerkene bagirttiririm essogluessek ibnenin pici kevasenin
dolu yarrak kafali gotoglani nereye tasindiniz seni sike sike yarragimda kil
bitti hala akillanamadin okuz hayvanoglu sipa insan tasindik diye bir haber
verir lan siktir deget ulan it amina amcigina ayri ayri dudukledigimin
emmeli gommeli bastigimin cocugu aptal zekeriyakoye mi tasindiniz sapsal
makafa fahise akrabasi beyinsiz pezevenk evladi senin anani avradini
sulaleni ecdadini gotten sikerim orospu cocugu olm altinda araba da yok
artik seni iyiden iyiye goremeyecegiz malak gibi emziririm attiririm agzina
verir kulaklarini oynatirim gotten sikerkene bagirttiririm essogluessek
ibnenin pici kevasenin dolu olmasa tasindigindan bile haberdar
olmayacagiz yani yarrak kafali gotoglani seni sike sike yarragimda kil bitti
hala akillanamadin okuz hayvanoglu sipa siktir deget ulan it amina amcigina
ayri ayri dudukledigimin emmeli gommeli bastigimin cocugu aptal sapsal
makafa fahise akrabasi beyinsiz pezevenk evladi senin anani avradini
sulaleni ecdadini gotten sikerim orospu cocugu neyse hadi bir yaz da yeni
adresini ve de telefonunu falan ver malak gibi emziririm attiririm agzina
verir kulaklarini oynatirim gotten sikerkene bagirttiririm ayriyeten
haberlerini de yazarsan fena olmaz tabii ki essogluessek ibnenin pici
kevasenin dolu yarrak kafali gotoglani seni sike sike yarragimda kil bitti
hala akillanamadin neyse benden simdilik bu kadar zaten sinirliyim okuz
hayvanoglu sipa siktir deget ulan it amina amcigina ayri ayri dudukledigimin
emmeli gommeli bastigimin cocugu aptal sapsal makafa fahise akrabasi
beyinsiz pezevenk evladi senin anani avradini sulaleni ecdadini bir de sana
kufretmek ile ugrasamayacagim simdi sabah sabah gotten sikerim orospu cocugu
malak gibi emziririm attiririm agzina verir kulaklarini oynatirim mal herif
gotten sikerkene bagirttiririm essogluessek ben isimin basina donuyorum sen
vakit bulunca yaz bakim hadi hadi ibnenin pici kevasenin dolu yarrak kafali
gotoglani seni sike sike yarragimda kil bitti hadi ben gittim sen oku
caninin cektigince hala akillanamadin okuz hayvanoglu sipa siktir deget ulan
it amina amcigina ayri ayri dudukledigimin emmeli gommeli bastigimin cocugu
aptal sapsal makafa fahise akrabasi beyinsiz pezevenk evladi senin anani
avradini sulaleni ecdadini gotten sikerim orospu cocugu malak gibi emziririm
attiririm agzina verir kulaklarini oynatirim gotten sikerkene bagirttiririm
essogluessek ibnenin pici kevasenin dolu yarrak kafali gotoglani seni sike
sike yarragimda kil bitti hala akillanamadin okuz hayvanoglu sipa siktir
deget ulan it amina amcigina ayri ayri dudukledigimin emmeli gommeli
bastigimin cocugu aptal sapsal makafa fahise akrabasi beyinsiz pezevenk
evladi senin anani avradini sulaleni ecdadini gotten sikerim orospu cocugu
malak gibi emziririm attiririm agzina verir kulaklarini oynatirim gotten
sikerkene bagirttiririm essogluessek ibnenin pici kevasenin dolu yarrak
kafali gotoglani seni sike sike yarragimda kil bitti hala akillanamadin okuz
hayvanoglu sipa siktir deget ulan it amina amcigina ayri ayri dudukledigimin
emmeli gommeli bastigimin cocugu aptal sapsal makafa fahise akrabasi
beyinsiz pezevenk evladi senin anani avradini sulaleni ecdadini gotten
sikerim orospu cocugu malak gibi emziririm attiririm agzina verir
kulaklarini oynatirim gotten sikerkene bagirttiririm essogluessek ibnenin
pici kevasenin dolu yarrak kafali gotoglani seni sike sike yarragimda kil
bitti hala akillanamadin okuz hayvanoglu sipa siktir deget ulan it amina
amcigina ayri ayri dudukledigimin emmeli gommeli bastigimin cocugu aptal
sapsal makafa fahise akrabasi beyinsiz pezevenk evladi senin anani avradini
sulaleni ecdadini gotten sikerim orospu cocugu malak gibi emziririm
attiririm agzina verir kulaklarini oynatirim gotten sikerkene bagirttiririm
essogluessek ibnenin pici kevasenin dolu yarrak kafali gotoglani seni sike
sike yarragimda kil bitti hala akillanamadin okuz hayvanoglu sipa siktir
deget ulan it amina amcigina ayri ayri dudukledigimin emmeli gommeli
bastigimin cocugu aptal sapsal makafa fahise akrabasi beyinsiz pezevenk
evladi senin anani avradini sulaleni ecdadini gotten sikerim orospu cocugu
malak gibi emziririm attiririm agzina verir kulaklarini oynatirim gotten
sikerkene bagirttiririm essogluessek ibnenin pici kevasenin dolu yarrak
kafali gotoglani seni sike sike yarragimda kil bitti hala akillanamadin okuz
hayvanoglu sipa siktir deget ulan it amina amcigina ayri ayri dudukledigimin
emmeli gommeli bastigimin cocugu aptal sapsal makafa fahise akrabasi
beyinsiz pezevenk evladi senin anani avradini sulaleni ecdadini gotten
sikerim orospu cocugu malak gibi emziririm attiririm agzina verir
kulaklarini oynatirim gotten sikerkene bagirttiririm essogluessek ibnenin
pici kevasenin dolu yarrak kafali gotoglani seni sike sike yarragimda kil
bitti hala akillanamadin okuz hayvanoglu sipa siktir deget ulan it amina
amcigina ayri ayri dudukledigimin emmeli gommeli bastigimin cocugu aptal
sapsal makafa fahise akrabasi beyinsiz pezevenk evladi senin anani avradini
sulaleni ecdadini gotten sikerim orospu cocugu malak gibi emziririm
attiririm agzina verir kulaklarini oynatirim gotten sikerkene bagirttiririm
essogluessek ibnenin pici kevasenin dolu yarrak kafali gotoglani seni sike
sike yarragimda kil bitti hala akillanamadin okuz hayvanoglu sipa siktir
deget ulan it amina amcigina ayri ayri dudukledigimin emmeli gommeli
bastigimin cocugu aptal sapsal makafa fahise akrabasi beyinsiz pezevenk
evladi senin anani avradini sulaleni ecdadini gotten sikerim orospu cocugu
malak gibi emziririm attiririm agzina verir kulaklarini oynatirim gotten
sikerkene bagirttiririm essogluessek ibnenin pici kevasenin dolu yarrak
kafali gotoglani seni sike sike yarragimda kil bitti hala akillanamadin okuz
hayvanoglu sipa siktir deget ulan it amina amcigina ayri ayri dudukledigimin
emmeli gommeli bastigimin cocugu aptal sapsal makafa fahise akrabasi
beyinsiz pezevenk evladi senin anani avradini sulaleni ecdadini gotten
sikerim orospu cocugu malak gibi emziririm attiririm agzina verir
kulaklarini oynatirim gotten sikerkene bagirttiririm essogluessek ibnenin
pici kevasenin dolu yarrak kafali gotoglani seni sike sike yarragimda kil
bitti hala akillanamadin okuz hayvanoglu sipa siktir deget ulan it amina
amcigina ayri ayri dudukledigimin emmeli gommeli bastigimin cocugu aptal
sapsal makafa fahise akrabasi beyinsiz pezevenk evladi yeter nokta.
By Mahmut on Monday, November 13, 2000 - 06:45 pm:
hlusi hatami anladim cok ozur diliyorum nasil psimanim anlatamam
amma illa ki bu isi kavgaya dookmeye gerek yoktu
evet her kadin da orospu ruhu vardir tamam
benim annem de de var
bunu farkedince sana hakl verdim anamin orospu oldugunu
haklisin
ozur diliyorum herkesden
By Salla on Monday, November 13, 2000 - 06:47 pm:
bravo arkadaşlar şu sayfada bir tane aklıbaşında adam yokmuş yazı yazan
hepinizin bir kuyruk acısı var ve fırsatını buluca birbirinizi ısırmaya çalışıyorsunuz
gerçi bunu türk erkeklerinin genel abazalıklarının sanal ortama bir yansıması olarak da değerlendirmek mümkün
hadi salakçasına birbirinizle küfürleşiyorsunuz nie birbirinizin anasını bacısını karısını karıştırırsınız
bu size sanal bi orgazm falan mı sağlıyor kendinizi böyle mi tatmin ediyorsunuz
By KillananAnarchist on Monday, November 13, 2000 - 06:50 pm:
lam pustlar baska isiniz gucunuz yok mu lan hiyar agalari? sezen orospusunun gotuyle mi bozdunuz lan kafayi? amina kodumun karisi icin ne giriyonuz bir birinize ayip diil mi lan yigitler? aha suraya yaziyorum buraya benden sonra laf eden lavuun amina koyula. am kullanmayan bi yaratiksa gotten sikile.
By Spleen on Monday, November 13, 2000 - 06:55 pm:
Turk insani yaw... Ne dielim Mahmut ve Hulusi abilerimizin aalanacak haline gulduk!!
Lutfen alinmayin gerçek olan bu! hiçbi $ekilde yargilamiorum...
Bu arada bunlari burda yayinlatanlar nasi bi psikoloji içinde onu da anlayabilmi$ diilim...
not: bu sayfa butun icq aleminde dola$io; gulmek isteyen çok war tabi memlekette
By Katliam on Monday, November 13, 2000 - 06:58 pm:
ben burdakı tum konusanları bır kerecık zukeyım.bısı olmas zate sımdıkye kadar her hez herkezı zuktu.fılız sen amerıkada olduguna gore kendıne ıyı bakmısındır senı ıkı kere zukeım bısı olmas sanırım :)) hepınıse ayrı ayrı tesekkur edrım verdıgınız ıcın :))
By SuanaKadarKonuanlarnHepsininanasn sikiiim lem on Monday, November 13, 2000 - 07:04 pm:
lan bravo lan harbi bravo varya turkluumuzu bir kez daha herkese gösterdiniz piçin evlatları bi orospu yüzünden tartıştıınız şeye bak lem kadir inanırın oynadııı leyla ile mecnun filmine döndü mına koyum var ya suana kadar yazısından küfür cıkanların hepsinin anasını avradını sikiiim olmadı istanbul köprüsün de sikiiim ki hem avrupa hem asya seyretsinde kaliteli bi porno filmi izlemiş olurlar.bu arada filiz sende gelip tek siteyle bizim tc vatandaslıımızı ne yargılıyon alaala o kadar güsel site varken orospu cocuklarınınmı sayfasını buldun yaf burda ne kadar adam varsa orospu cocuuu lem bunnarı okudum yemin ediyorum utandım la olmaz böle bişey kelime hazinem %90 arttı valla lem hepiniz ananızı ve babanızı getirin bana hepsini sikiştiriyim grup yapsınlar sizde rahatlayın la birbirinizi sike sike pörsüdünüz la ananıza yazık beeeee onlarda kadın 50 yaşına kadar sikişmek ister 40 ında bırakmasın oalyı
By R on Monday, November 13, 2000 - 09:59 pm:
amına yarramı sokiim bu ne beeahh
By Sikiken fare on Monday, November 13, 2000 - 10:06 pm:
suanakadarkonuanlarınhepsininanasn sikiiim lem
senin ananın amına yarramı sokiim kokliim kız kardesin varsa onuda siikim kahpenin yeke evladı,ananın amına kafam girsin pustun dolu anası sikişmiş homo seksuel sanal alemde kufur kolay delikanlıysan ara bu numarayı ananın amına sokiim seni sikik piç genişlemiş gotveren top oglan seni aha bu numaram piçin dolu delikanlıysan ara piçç 03123527773
By Ceyda on Monday, November 13, 2000 - 10:12 pm:
bu safada yazan herseyi tamamiyle gormemezlikten geliyorum. siz ailelerinize bile laf atmaktan cekinmeyen zavalli, hasta ve sapik insanlarsiniz.Sizleri gorunce turklugumden utanmayi birakin, insanligimdan ve sizlerle ayni havayi solumaktan utaniyorum ve hepinize YAZIKLAR OLSUN diyorum...!!!!!!!!
By CetinTurk on Tuesday, November 14, 2000 - 12:36 am:
Iste benim halkim. Kufur hazinesi bu kadar genis olan ve bu kadar salakca konularda bu kadar atesli ve artistik bir sekilde kufur eden bir baska millet yoktur. Hepinizi kutluyorum, bu cercevelenmesi gereken
sosyolojik bir ornek.Turk insani, hepinizi gozlerinden opuyorum.
Not:
Bu arada Hulusi hakli bence.
By MeTaLCrAcK on Tuesday, November 14, 2000 - 01:11 am:
mueahehaehuaheuahueha ulan ne adamlarsınız işte turkiyenin gerçek yüzü muyhahahahahahahahahahhaha geberdim lam muhabbetiniz baya ii egaeuhae sizene olm elalemin orospuluundan kefaşeliinden alahlalla muuaheuhauehauehuaheuaheuaheuha
By Eminonu Ulku Ocagindan Cengiz on Tuesday, November 14, 2000 - 01:45 am:
Ceyda denen aydin'a
Sana mi kaldi memleketi kurtarmak. Iki zibidi atisiyor diye "Turklugumden utaniyorum" diye laflar sarf etmissin. Aklini basina topla, bir seyler yazmadan once yazacaklarinin nereye varabilcegini dusun.
Tamam mi guzel kardesim.
By CetinTurk on Tuesday, November 14, 2000 - 02:41 am:
helal olsun cengiz cim
bunlara boyle davranicaksin
kendi memleketini kucumseyenden
kimseye hayir gelmez
By URnowFAMOUS on Tuesday, November 14, 2000 - 04:03 am:
olm butun sirket okuyo sizi gidi komedyenler...zamanınızı boyle harcayın da nesemizi bulalım...AA'ya selam bu arada
By Sandman on Tuesday, November 14, 2000 - 04:49 am:
Muhahah çerçeveletip evime asıcam bu forumu ,
Bu arada
By Ali on Monday, November 13, 2000 - 06:39 pm: tarafından yazılan 2 sayfalık küfürü hayretler içinde karşılıyorum. Ali eğer tek nefeste söylemeyi başarırsan onu seni guiness rekorlarına kendi elimli götürüp sponsor olcem.
SaLakLar Ordusu sizi MUHhahauhauHHAUHA
By Lombardo on Tuesday, November 14, 2000 - 04:58 am:
Superman adamımsın koçum
gogo Superman
By Gotunuze Koyim on Tuesday, November 14, 2000 - 05:24 am:
emeumeumeeumeuemeumeumeue hay mına koyımm yaaaaa
By Suanankadarkonusanlarnhepsnnanasn skm lem on Tuesday, November 14, 2000 - 05:38 am:
sikiken fare sana tek kelime dıycem OROSPU COCUGU NE UGRASIYON LAM BENLE GOT OGLANI ANANI TAVANA ASAR AMINA SMACH BASARIM LAM SENIN ...!!! SİEE
By Devrim Akyuz on Tuesday, November 14, 2000 - 07:28 am:
Butun insanlara iyi gunler diyerek basliyorum sozlerime ve direk olarak konuya girmek istiyorum...
Turk milletinin tartisma bilgisine, gorgusune ve anlayisina hayran kalmamak elde degil. Bir arkadasimin cok komik, bir goz at dedigi bu siteye girince, neye ugradigimi sasirdim. Aslinda neden sasirdigimi anlamadim. Bu kadar ezik yetismis, kavga ederek hakli cikmaya, kufur ederek bir yere varmaya calisan, bu ezik toplumun evlatlarindan baska ne olabilirdi ki. Herhalde onlardan oturup, ulkemize yeni giren yabanci sirketlerin ve sektorlerin, pazar uzerinde ki etkileri hakkinda birer makale yazmalarini beklemek, kirmizi karlarin yagmasini beklemekle kadar aptalca olurdu. O onun anasina, digeride oburunun bacisina sovecek tabi ki. Aferin size, bravo. Ayakta alkisliyorum. Simdi siz benim anama da kufur edersiniz ama, ben bunu dikkate almayacak kadar ustunum sizden, o yuzden dilediginiz kadar kufur edebilirsiniz. Zaten bunu da ancak sanal ortamlarda yapabilirsiniz. Sizin kutuplarda ki ayilar kadar beyniniz yok. Bu sebeple bence en iyisi, sizleri kutup ayilariyla degistirmek olacaktir. eminim bu vatana sizden daha fazla katkilari olur (en azindan ulke tanitimi acisindan). evet sizleri buyuk gemilerle oraya gondermek en iyisi, Belki sizinde birgun kutup ayilari kadar beyniniz olur ve anne denen varliklarin kutsalliklarini ozumsuyebilirsiniz!!! ne dersiniz? Hos olmaz mi?
Saygilar
By N.M.E. on Tuesday, November 14, 2000 - 08:57 am:
Eheheh çok eğlendim arkadaşlar lütfen devam edin
By Mustafasandal on Tuesday, November 14, 2000 - 09:15 am:
cok ayip
By Nobody on Tuesday, November 14, 2000 - 10:08 am:
bu ne yaa???:)
By PolluX on Tuesday, November 14, 2000 - 10:10 am:
Ne lan bu. levent kırca yazmış sanki :)))By Atyaraa on Tuesday, November 14, 2000 - 10:55 am:
bir de ben gireyim bu olaya ayrıca size de gireyim hemde neyse töpe töpe ya sezen aksudan girdiniz ananızın amından çıktınız bir ben kalmıştım sülalenizi sikmedik ama sikmeyecem kararlıyım içinizde patlasın hemde ....neyse konuşmıyacam dayanıyorum ama nereye kadar ....8====D ----
By Bitter on Tuesday, November 14, 2000 - 11:02 am:
yaaa siz hepinis sapıksınız olum...kadir,mahmut,hulusi ve hatırlayamadığım tüm yawşaklara...aferm lan yani harbi lemanyak gibi olumş.ii güldüm sayenizde...asıl konu hakkında bişi sölemek gerekirse bence sezen aksu da salaan teki şarkılarıda çok uyuz kendisi de moron.
By Hokkabaz on Tuesday, November 14, 2000 - 11:09 am:
yuruyun be koclar breee kim tutar sizi be ...ulan cok yakinda artik sokaklarda group falanolaylari doner..butun millet interneti nasil gelisrim nasil para yaparim diye kullanirken bizim millet anca sikine derman etmeye calsir aleti...neyse ama hersey kendini tanimakla baslar o bakimdan aferim
bi de bu cengiz midir nedir bi tane sersem sikin mahsulu bi yagiz genc oglan vardi, yazmis millet vatan falan, ulku ocagi vesaire, bide akilli olun diye buyurmus..sss genc bak vakit varken aklini basina al derim ben, ocak dedigin yer it dolu biyer, it itten cesaret alir biliyorum tek basina herhangi bi baltaya sap olamyacagini anlayip milletin kuyruguna yapismis olabilirsin ama yine de kendie gel derim ben pembe yankalim, boncuk gozlu yigidim benim, hadi bakiyim
not:bence bu olayi baslatan ardadir, arda kendini bilir h.a.s.a.l.e.v (okul adi ardacigim gozlerinden optum aluminyum kafa seni)
By Rekif945 on Tuesday, November 14, 2000 - 12:46 pm:
gençliğin halinin böyle olmasına gerçekten çok içerledim. ben 55 yaşında bir sezen aksu hayranıyım ve sezen aksuya karşı olan büyük sevgim ilk karımdan ayrılmama sebep olmuştu...
sezen aksuya söyleyeceğim, bu siteyi ziyaret etmesn sakın...
gerçekten çok ayıp şeyler yazmışsınız
By LathendeR on Tuesday, November 14, 2000 - 12:54 pm:
götveren rekil945'e
kancık adam asıl soöylersen girer mal eleman
By Tarlabal cihat on Tuesday, November 14, 2000 - 02:18 pm:
lam polluX ayusu, levent kırca yı ne karıstıron la.. dallamanın önde gideni daa levent in ne yabtıını anyayamısıhın, git anna da gel dallama yaaaa
By Grath on Tuesday, November 14, 2000 - 02:19 pm:
ahuuhaauhuhahuauhauh ulan amma gerzek war ya sktirin gidin işiniz mi yok oolm küfürleşiosunuz bela mısınız iki saattir okuyorum kafam şişti ahlakım bozuldu akıllı olun da adam sansınlar
By Muahah on Tuesday, November 14, 2000 - 02:24 pm:
muhahaa yurdum insani rulz
ben bile kassam bu kadr küfür bulamazdım
By Oyabaar on Tuesday, November 14, 2000 - 02:27 pm:
lam tarlabal puştu!!!!
sen mi biliyon lan levent kırcayı ittt!!!!
ama bak ya pezevenk sen ne anlrsın levent kırcayım amua soktugumun
By Delibozan on Tuesday, November 14, 2000 - 02:30 pm:
lam akıl weren götverenler... siz bi yarraaa kap olsanız sate bunnnarı sonuna kadar okuyup yorum yabmassdınız ancuazlar... asabını bosmayın adamın siktirirler sora ata deveye alalalla
By Schuldiner on Tuesday, November 14, 2000 - 02:31 pm:
puhahha
bence bu baştaki dialog (mahmut& Hulusi)bilinçli başlatılmış bişeydir.kanmayınız kandırılmayınız.araya amerikalı (kendini türk sanan biri)girmiştir.daha sonra olay kopmuştur.sanırım önümüzdeki bir kaç gün içinde bu sayfa silinecektir.vakit varken arkadaşlarınıza gösterin.pokeimamdan daha çok güldüm .allah da sizi güldüre.amin.
By Pikachu on Tuesday, November 14, 2000 - 02:32 pm:
Muahah yurdum insanı diyen agzina attiriyim senin got oolani.blamazsin tabi bu kadar kufur at boku larvası
sende ne arar o daarcık amcık kafalı ipne..
By Delibozan on Tuesday, November 14, 2000 - 02:34 pm:
lam orospunun am kılı pikachu.. sen daa ananın memesinden döllü sütü içerken ben küfür öretiodum la bebelere puştun her gün siktiii ibne..
By Lolo on Tuesday, November 14, 2000 - 02:51 pm:
mukemmel olmus.tebrik ediyorum.tum zamanlarin
en komik forumu olmus.hulusiyi de mahmudu da
tebrik ediyorum ben.ali ye ise nisan takmak
istiyorum.cok basarili, supper yerlerde yuvarlandim
gulmekten.baska bi forumda da daha bulusmanizi
temenni ederim.
By Wolftans on Tuesday, November 14, 2000 - 02:57 pm:
cok mustesna, biz ce yani
By Shorty on Tuesday, November 14, 2000 - 03:16 pm:
ulan hepiniz ahlaksız top heriflersiniz ulan bu sayfayı yayınlatan heriflerde deli
HEPİNİZ MANYAK TİPLERSİNİZ
By Hortum on Tuesday, November 14, 2000 - 03:17 pm:
takdir ve tebrikle valla.
gece gece yerlere düştüm okurken.özellikle filize yazılanlar bitirdi olayı. ama yaratıcılığınız az. hep ana avrad sülale...
söz söylemek sanattır ve küfür de buna dahildir.birazcık beyniniz kullanın da her mahalle kavgasında söylenen şeylerin üstüne çıkın illa küfredecekseniz.
ayrıca sezen V8 motor olmuş haberiniz ola.
By Shorty on Tuesday, November 14, 2000 - 03:36 pm:
TÜRK MİLLETİ HEP BÖYLE Mİ TANINACAK YA BİRAZ TERBİYENİZİ TAKININ BE AMELE HERİFLER
By Papatya99 on Tuesday, November 14, 2000 - 03:36 pm:
Cok sikicisiniz bence
By Heyyahey on Tuesday, November 14, 2000 - 03:47 pm:
abi öldüm gülmekten
allah size uzun ömürler versin ne diim ;)
By SexyGirl on Tuesday, November 14, 2000 - 03:47 pm:
Selam arkadaslar ben Aray
cok guzel kufretmissiniz. Ben mazosizt bi kizim. Eger sakincasi yoksa bunlari sizlerin agzindan dinlemek isterim. Bana kufretmeniz beni en cok mutlu edicek sey olucaktir. Once arkadas olmaliyiz tabi. Hulusi beyi ozellikle cok tanimak isterdim. Bana yazin beni arayin cok sevinirim. Telefonum 0532 2762205
SexyGirl
[email protected]
By SexyGirl on Tuesday, November 14, 2000 - 03:50 pm:
Selam arkadaslar ben Aray
cok guzel kufretmissiniz. Ben mazosizt bi kizim. Eger sakincasi yoksa bunlari sizlerin agzindan dinlemek isterim. Bana kufretmeniz beni en cok mutlu edicek sey olucaktir. Once arkadas olmaliyiz tabi. Hulusi beyi ozellikle cok tanimak isterdim. Bana yazin beni arayin cok sevinirim. Telefonum 0532 2762205
By Mavigozluk on Tuesday, November 14, 2000 - 03:53 pm:
Helal olsun herkese..
Aliye ozel tebrikler.. herif super, bi gun ders mers versin millete kufur konusunda
(not: mahmut hakli)
By Mandalin on Tuesday, November 14, 2000 - 03:54 pm:
hahah bazilarinin isine yaramis bile sanirim burasi... cok komik gercekten baya hit alir bu site ne diyim... :)
By Magaraci on Tuesday, November 14, 2000 - 04:04 pm:
küfür etmeyi sevenler, karısından ottan boktan sebepten ayrılmış olanlar, levent kırca hayranları, oya başar düşmanları, amerikalı bakireler,diğerlerinden üstün olduğunu düşünenler, sezen fantazisi olanlar ve herkes dinlesin: internette saatlerinizi harcamayın. ister karınızdan ayrıldığınız için ister sevişecek bir erkek bulamadığınızdan ya da neden olursa olsun bunalımdaysanız işte önerim: mağaracılık sporuyla uğraşın. Gerçekten stres falan kalmıyor insanda. Ayrıca oldukça ucuz da bir spor. Türkiye'de yapan birkaç üniversite kulübü var. Hemen temasa geçin. Bana bu sayfadan ulaşabilirsiniz. Öptüm.
By Filizin Erkek versiyonu on Tuesday, November 14, 2000 - 04:23 pm:
harika super
yani ne desem bos
odevim var ama bu yaziyi dusunuyorum yanliz
Bence tam olarak TR
submitted by VirreyDeColombia to kopyamakarna2 [link] [comments]


2020.04.16 23:54 Keremcyzz Toplanım anımı anlatıyorum

Benim babam polis ve bu yüzden ben küçükken 5-6 kere şehir değiştirdik.Trakya'ya taşınmıştık küçüğüm tabi yaşım 7 falan, yeni okul yeni arkadaşlar derken ben buraya bayağı bir alıştım.Şehirin merkezinde tam olarak şehirde denemez küçük bir kasaba diyelim neyse kasabanın merkezinde bir poğaçacı vardı böyle adam dönen platform koymuş üstünde poğaça dönüyordu, ordan her geçişimde annemden poğaça isterdim almazdı geçiştirirdi.Tekrardan bir gün ordan geçecektik bu sefer kafama koymuştum her ne olursa olsun o poğaçayı yiyecektim.Önünden geçerken ağlamaya başladım en sonunda annemde pes etti ve dükkana girdik,adeta poğaçalar bana bakıp gülümsüyordu sonra abi bana bakıp " hangisinden istersin? " dedi.O esnada ne yapacağımı şaşırdım sanki kaşarlı alsam zeytinli üzülecekti zeytinli alsam sosisli üzülecekti 1.5-2 dakika düşündükten sonra nihai kararımı verdim abiye dedim ki kaşarlı istiyorum ama nasıl heyecanlandım kalbim patlıyacak gibi abi bana uzattı poğaçayı hafif bir gülümseme ile afiyet olsun dedi.Galiba acelemiz vardı annem yolda yersin demişti bende tamam dedim.Yolda yürüyoruz hala ısırmadım öyle bir ısırmam lazımdı ki poğaça bile haz alsın tam neresinden ne kadar şiddetle ısıracağıma karar verdim ve o mükemmel ısırığı almak üzereydim,sonra bir anda arkamda iki tane kız belirdi çingene diye tabir ettiğimiz türden ve benim o hayalini kurduğum poğaçaya dokundu,elimden almaya çalıştı tabi bırakır mıyım bırakmadım ama annem hijyene özen gösterirdi o yüzden poğaçamı alıp çöpe attı o gün o kadar kötü hissetmiştim ki hala aklıma geldikçe ağlarım.
submitted by Keremcyzz to KGBTR [link] [comments]


2019.11.03 13:43 masalokucomtr Tuncer Necmioğlu Kimdir?

Tuncer Necmioğlu Kimdir?
https://preview.redd.it/4aloe6yqvgw31.jpg?width=266&format=pjpg&auto=webp&s=683fe5271a8958893071e1dd2063317d893876b5
Diyarbakır’da 17 Aralık 1936 yılında hayata gözlerini açtı. Babası Kafkas kökenli annesi ise Rumeli kökenlidir. Tuncer Necmioğlu, yaşamında tiyatro, sinema ve dizi oyunculuğunu başarıyla yapmıştır. İlk olarak Diyarbakır’da görülmemiş karagöz ekibi kurdu ve gösterisini yine burada tamamladı. Daha sonra ortaokulu için Konya’ya gitti. Burada sergilenen piyeslerin hepsinde kendine bir yer buldu. Diyarbakır’a lise öğrenimini tamamlamak için döndükten sonra ailesinin çok istemesinden dolayı İstanbul Tıp Fakültesine yerleşti. Tıp okumak istemeyen Tuncer Necmi oğlu yeniden bir yıl sonra sınavlara girdi ve Makine Mühendisliğini kazandı.
İTÜ tiyatro topluluğunu ilk olarak tıbbiyede okurken gittiği gençlik festivalinde tanıdı. Bu topluluktan biri olmak için hayaller kurdu ve amacına Kralların Kaderi oyunuyla 1957 yılında rol alarak ulaştı. İlk oyunuyla üniversitenin tiyatro topluluğuna giren sanatçı aynı zamanda şehir tiyatrolarını da takip ediyordu. Böylelikle tiyatrolarda yapılmayacak hataların neler olduğunu öğreniyor, tüm seyrettiği oyunlardan kendince olumlu ya da olumsuz çıkarımlarda bulunuyordu.
1961 yılına kadar İTÜ sahnelerinde rol alan sanatçı, Anadolu’da yarı amatör tiyatrolarıyla birçok şehirde izleyicinin karşısına çıkmıştı.
Ankara Sanat Tiyatro (AST) kuruluşuna 1964 yılında dahil olan sanatçı, kuruluşun kendi içinde sıkıntıların olmasından dolayı 1 yıl kalabildi. AST, bu ayrışmalara dayanamayarak dağılmaya başlayınca, sanatçı Ulvi Uraz tiyatro topluluğunda görev aldı.
Ateşle Kan filminde Süreyya Duru ile hatır için rol alan sanatçı, böylelikle 1960 yılında sinema dünyasına ilk adımını artık atmıştı. Sinema dünyasında kendinden çokça söz ettireceğini Yılmaz Güney ile 1965 yılında tanışınca “Beyaz Atlı Adam “filminde aldığı rolle herkese hissettirdi. Daha sonra; “Baba”, “Umutsuzlar”, “Eşkıya Celladı”, “Kozanoğlu”, “Eşrefpaşalı”, “Kızılırmak Karakoyun”, “Hudutların Kanunu” gibi 16 filmde yer aldı. Tuncer Necmioğlu, Lütfi Akad ile “Sırat Köprüsü”, Atıf Yılmaz “Toprağın Kanı”, “Yarın Bizimdir”, Yusuf Kurçenli “Ve Recep ve Zehra”, Tuncer Önder “Ayaslı Kiracıları” ve “Yağmuru Beklerken”, Halit Refik “Karalar Koğuşu”, gibi birçok filimde kendine yer buldu.
“Devr-i Süleyman” adında 1967 yılında Müjdat Gezen, Tuncer Kurtiz, Engin Aydın, Umur Bugay ile bir oyun düzenledi. Kurulan bu oyunla beş kişinin amacı, yeni bir “halk Oyuncuları” adında bir topluluğu izleyicilere tanıtmaktı. Kurulan bu topluluk, sahnelenen oyunun önüne geçti. Beş kişinin kurduğu bu topluluğun tanıtımı ve çalışmaları geniş bir yer buldu.
Sanatçı Ankara Çağdaş Sahnesi’nin kuruluşuna 1975 yılında katıldı. Yine; şehir tiyatroları olan “İşgal” ve “Ferhat ile Şirin” oyunlarında konuk oyunca olarak görev aldı.
Devlet Tiyatroları’n ‘da 1978 yıllarında giren Tuncer Necmioğlu, ilk yönetmenliğini “Orman” filminde yaptı. Film, TRT’nin renkli ilk filmi olarak bilinmektedir. Sanatçı, toplamda 8 dizide kendine yer buldu. Bunun yanında 84 film ve 27 oyunda da kendini gösterdi. Her ne kadar Devlet Tiyatro’sundan 1994 yılında kendi isteğiyle emekli olsa da durmadan film ve dizilerde görev almaya devam etti. Sanatçı “hoşça kal Yarın” filminde görev aldı. Bu film, 1998 yılında izleyicilerle buluşmuş, filmde Deniz Gezmiş ve kaderdaşlarının ölümü yer alıyordu. Daha sonra; “Parçalanma”, 1992 senesinde çekilen “Yağmuru Beklerken” 1990 senesinde “Karılar Koğuşu” filmlerinde yardımcı oyuncu ve karakter oyuncusu olarak görev aldı.

Tuncer Necmioğlu Aldığı Ödüller

Tuncer Necmioğlu ilk ödülünü “Karılar Koğuşu” filminde ve “Yağmuru Beklerken” filminde, 27. Antalya Film Şenliği ve 29. Antalya Film Şenliği’nde “en iyi yardımcı erkek oyuncu” 1990 ve 1992 yıllarında aldı. Ayrıca 2005 yılında 49. Antalya Film Şenliği olarak düzenlenen törende Tuncer Necmi oğlu, “Yıldırım Önal Anı” ödülünü almıştır.
2006 Yılında yakalandığı hastalığı yenemeyen sanatçı, aramızdan ayrıldı. Geride birçok eser bıraktı.

Tuncer Necmioğlu Filmleri

  • 1963-Yarınlar Bizimdir
  • 1963-İki Gemi Yanya’na
  • 1963-Cici Can
  • 1964-Zımba Gibi Delikanlı
  • 1965-Erkek Dediğin Böyle Olur
  • 1965-Bize Türk Derler
  • 1965-Canım Sana Feda
  • 1965-Beyaz Atlı Adam
  • 1965-Ben Öldükçe Yaşarım
  • 1966-Hudutların Kanunu
  • 1966-Çingene
  • 1966-Gaddarlar
  • 1966-Aslanların Dönüşü
  • 1966-Hızır Efe
  • 1966-Tilki Selim
  • 1966- EşrefPaşalı
  • 1966-Sırat Köprüsü
  • 1966-Malkoçoğlu
  • 1967-Çirkin Kral Affetmez
  • 1967-Harun Reşidin Gözdesi
  • 1967-Kozanoğlu
  • 1967-Bomba Kemal
  • 1967-Eşkıya Celladı
  • 1967-Benim Adım Kerim
  • 1967Akbulut, Malkoçoğlu ve Karaoğlan’a Karşı
  • 1967-Kızılırmak – Karakoyun
  • 1971-Umutsuzlar
  • 1971-Üç Kabadayı
  • 1971-Malkoçoğlu Ölüm Fedaileri
  • 1971-Konuşan Katır At Yarışlarında
  • 1971-Her Kurşuna Bir Ölü
  • 1971-Maskeli Üçler
  • 1972-Kadersizler
  • 1972-Para
  • 1972-ölüm Nöbet Bekliyor
  • 1972-Kopuk
  • 1972-Hakikat
  • 1972-Gökçeçiçek
  • 1972-Biz Belayı Severiz1972-
  • 1972-Günahsızlar
  • 1972-Bir Aşk Bin Ölüm
  • 1972-Akma Tuna
  • 1972-Cemo
  • 1972-Malkoçoğlu Kurt Bey
  • 1973-Bataklık Bülbülü
  • 1973-Tek Kollu Bayram
  • 1973-Susuz Yaz
  • 1973-Kurt Kapanı
  • 1973-Çakal
  • 1973-Kara Sevda
  • 1973-Namus Borcu
  • 1973-Başlık Parası
  • 1973-Pir Sultan Abdal
  • 1974-Enayi
  • 1974-Bacım
  • 1974-Ölüm Yolcusu
  • 1974-Babayiğit
  • 1974-Kalleş
  • 1974-Bedrana
  • 1974-Sokaklardan Bir Kız
  • 1974-Kuma
  • 1974-Açlık
  • 1975-En Büyük Patron
  • 1975-Aşk Dediğin Laf Değildir
  • 1976-Silahlara Veda
  • 1976-Sütü Bozuk
  • 1976-Hora Geliyor Hora
  • 1976-Defineci
  • 1976-Atmaca Ali
  • 1977-Aslan Bacanak
  • 1977-Sivri Akıllılar
  • 1977-Son Gülen Tam Güler
  • 1977-Satılmış Adam
  • 1977-Baraj
  • 1979-Kara Çadırın Kızı
  • 1979-Adak
  • 1980-Kartal Murat
  • 1980- İbişo
  • 1980-Boynu Bükük
  • 1982-Tohum ve Toprak
  • 1982-Elveda Dostum
  • 1982-Kanije Kalesi
  • 1983-Ve Recep ve Zehra ve Ayşe
  • 1983-Çocuklar Çiçektir
  • 1984-Bir Sevgi İstiyorum
  • 1984-Kadınca
  • 1984-Dil Yarası
  • 1986-Üç Halka 25
  • 1989-Fotoğraflar
  • 1989-Karılar Koğuşu
  • 1989-Ayaşlı ve Kiracıları
  • 1990-Tatar Ramazan
  • 1991-Deniz Gurbetçileri
  • 1992-Yağmur Beklerken
  • 1992-İnsanlar Yaşadıkça
  • 1993-Yazlıkçılar
  • 1993-Saygılar Bizden
  • 1993-Ay Vakti
  • 1993-Kızılırmak – Karakoyun
  • 1994-Batık Aşklar Müzesi
  • 1995-Tek Ayaklı Kuşlar
  • 1995-Rambo Ramiz
  • 1995-Eylül
  • 1995-Gölge Çiçeği
  • 1995-Özlem, düne… bugüne… yarına
  • 1996-Feride
  • 1996-Buzdan Gözler
  • 1996-Köşe Kapmaca
  • 1996-Kaldırım Çiçeği
  • 1996-Milyarlık Koca Bebekler
  • 1996-Otostop
  • 1997-Yangın Ayşe
  • 1997-Deli Divane
  • 1998-Hoşça kal Yarın
  • 1998-Parçalanma
  • 1999-Aşkın Dağlarda Gezer
  • 2000-Hırsızın Oğlu
  • 2000-Dar Alanda Kısa Paslaşmalar
  • 2000-Eskici Baba
  • 2000-Hanım Ağa
  • 2001-Derviş
  • 2002-Berivan
  • 2002-Zerda
  • 2005-Yanık Koza
  • 2005-Memleket Hikayeleri – Irmağın Aldığı Gelin
  • 2005-Seher Vakti
  • 2006-Hacı.

Tuncer Necmioğlu’nun Yer Aldığı Tiyatrolar

Hayatı boyunca birçok tiyatroda rol alan sanatçının oynadığı tiyatrolar şunlardır:
  • Polisler
  • Mezarsız Ölüler: Jean Paul Sartre – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1963
  • Ölü Canlar: Nicolay Gogol\Arthur Adamov – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1963
  • Gizli Ordu: Brendan BEehan – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1963
  • Sultan Gelin: Çahit Atay – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1964
  • Devri Süleyman: Aydın Engin – Genar Tiyatrosu – 1968
  • Samanyolu (oyun): Karl Wittlinger – Genar Tiyatrosu – 1968
  • Bir Ölümün Toplumsal Anatomisi: Oktay Arayıcı – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1978
  • Çavuş Musgrave’ın Davası: John Arden – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1979
  • Genç Osman (oyun): ((Turan Oflazoğlu]] – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1980
  • Genç Osman (oyun): ((Turan Oflazoğlu]] – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1981
  • İstanbul Efendisi: Musahipzade Celal – İstanbul Devlet Tiyatrosu – 1983
  • Düşüş (oyun): Nahid Sırrı Örik\Kemal Bekir – İstanbul Devlet Tiyatrosu – 1984
  • Kızılderililer: Arthur Kopit – İstanbul Devlet Tiyatrosu – 1984
  • Julius Caesar: William Shakespeare – İstanbul Devlet Tiyatrosu – 1984
  • Sahibinin Sesi: Sevim Burak – İstanbul Devlet Tiyatrosu – 1985
  • Gergedan: Eugene İonesc – İstanbul Devlet Tiyatrosu – 1986
  • Lodos (oyun): Beyazıt Gülercan İstanbul Devlet Tiyatrosu – 1986
  • Cimri: Moliere – İstanbul Devlet Tiyatrosu – 1987
  • Samanyolu (oyun): Karl Wittlinger – İstanbul Devlet Tiyatrosu – 1987
  • Üç kuruşluk Opera: Bertolt Becet – İstanbul Devlet Tiyatrosu – 1988
  • Sersem Kocanın Kurnaz Karısı: Haldun Taner – İstanbul Devlet Tiyatrosu – 1991
  • Adile Naşit Kimdir
  • Biyografi
  • Bilal İnci Kimdir
  • https://masaloku.com.tr
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.09.27 14:48 littleSchwifty Sikik hayatım

17 yaşındayım koyu AKP'li cahil bir ailenin 6. Çocuğuyum (en küçük benim - 3 kız 3 erkek) Ankara 'da oturuyoruz neyse küçüklüğüm güzeldi herkes gibi dünyayı severdim fakat büyüdükçe ne kadar boktan bir hayat yaşadığımı ve ilerisinin de pek farklı olmayacağını düşünmeye başladım ve haklıyım da Annem ve babam ne kadar beni ve kardeşlerimi sevdiklerini söyleseler de davranışları tam tersini söylüyor, sürekli hakaretlere maruz kalıyorum 11-12 yaşımdan beri salak mal aptal kelimelerinden başka sevgi sözcüğü dahil hiçbir şey duymadım artık o kadar psikolojim bozulmuştu ki Her hakaret sonrası binadan aşağıya inerken yüzüme yumruklar atarak kafamda salak mal kelimelerini döndürüyordum annem ve babama sorsanız benim için 7/24 çalışıp okumam için ellerinden geleni yapıyorlardır fakat öyle değil cebime para koyup okula göndermekle olmuyor bu işler çok bunaldım son 2 3 yılımı sürekli intihar etme evden kaçma gibi düşüncelerle geçirdim belki bu hayatı yaşamak isteyenleriniz vardır ama yok abi olmuyor ciddiyim olmuyor o kadar şey yaşadım ki artık hafızamda yer edinmiyor hicbirsey anlatmak istiyorum anlatacak kimsem yok ya intihar edeceğim ya da 1-2 yıl daha dayanıp buralardan siktir olup gidicem neyse kardeşlerim de annem ve babamdan farklı değiller aynı şeyleri onlar da yapıyor sürekli kalbime bir ağrı giriyor gözlerime yaşlar doluyor ama hicbirsey yapamıyorum kalbim ağrıyor aminakoyim kalbim ciddiyim abilerim arkadaşlarına gösterdikleri değerin 100'de 5'ini bana göstermiyor bir kere olsun yüzüme gülüp gel şunu yapalım bunu yapalım ya da kardeşim gel paran yoktur belki al şu 20 lirayı 50 lirayı cebine koy birşey alırsın kendine o da yok denize gidiyorlar mangal yapıyorlar arkadaşlarıyla lan xxx'e de yazık onuda götürelim yok arkadaşlarına beleşe iş yapıyorlar geçen hafta doğum günümdü dedim ki abi 50 lira borç verirmisin param yok arkadaşlarımla doğum günümü kutlayacağız adam bana diyor ki benim yanıma gelip hiç yardım ettin mi de ben sana para veriyim lan oruspunun doğurduğu arkadaşın 10bin lira istese gotunu yırtar verirsin be allahini kitabını siktigim 50 lira için niye kardeşini uzuyorsun varmı böyle bir abiniz lan küçükken Allah'a dua ediyordum öldür beni de kurtulayım diye ama artık inancım da kalmadı tüm günüm Allah'a küfrederek geçiyor bilmiyorum ne yapacağımı varmı önerileriniz
submitted by littleSchwifty to KGBTR [link] [comments]


2018.10.31 19:12 throwmefaway Arı Filmi Senaryosu

. Bilinen tüm havacılık kurallarına göre. bir arının uçabilmesi mümkün değildir . Kanatları şişko ufak vücudunu yerden kaldırmak için çok küçüktür . Arılar her şeye rağmen uçar. çünkü arılar insanların imkansız dedikleri şeyleri takmaz . Sarı siyah. Sarı siyah. Sarı siyah . Aaa siyah ve sarı! Haydi bugün biraz farklı takılalım . BAL. Barry! Kahvaltı hazır! Geliyorum! Bir saniye bekle . Alo? Barry? Adam? Bu olaya inanabiliyor musun? İnanamıyorum. Geçerken alırım seni . Çakı gibiyim . Merdivenleri kullan. Baban onlara dünyanın parasını verdi . Çok heyecanlıyım . Mezunumuz da geldi. Seninle gurur duyuyoruz oğlum . Notların da harika . Çok gurur duyuyoruz . Anne! Şekil yaptım o kadar ya . Üstün tüylenmiş. Ah! Beni yoluyorsun! El salla! 'ninci sırada olacağız. Hoşça kalın! Barry sana ne dedim? Evde uçmak yok! Merhaba Adam. Selam Barry . Tüy jölesi mi bu? Biraz. Bugün özel bir gün . Başaramam sanıyordum . Üç gün ilkokul üç gün lise . Lise günleri korkunçtu . Üç gün üniversite. İyi ki bir gün ara verip otostopla kovanı dolaşmışım . Döndüğünde farklı biriydin . Merhaba Barry. Artie bıyık mı bıraktın? Yakışmış . Frankie'yi duydun mu? Duydum . Cenazesine gidecek misin? Hayır gitmeyeceğim . Birini sokarsan ölürsün . Bu hakkını da bir sincapta kullanmazsın. Asabi herif . Yoldan çekilmeyi akıl edebilirdi . Yollarımızdaki bu lunapark uygulamasını çok seviyorum . Tatile ihtiyaç duymamamızın nedeni de bu . Vay be çok heyecanlı. Yani bu koşullar altında . Adam bugün erkek oluyoruz. Aynen! Arı beyler. Süper! Yaşasın! Öğrenciler fakülte ve değerli arı mensupları. karşınızda dekanımız Sayın Vızvızoğlu . Hoş geldiniz güzide Kovan Şehri'mizin sevgili. MEZUNLARI. mezunları . Mezuniyet törenimiz sona ermiştir . BALYAP şirketindeki kariyeriniz başlamış bulunmaktadır! İşimizi bugün mü seçeceğiz? Sadece eğitim dönemi diye duydum . Dikkat! İşte başlıyor . Lütfen ellerinizi ve antenlerinizi her zaman vagonun içinde tutunuz . TEBRİKLER İYİ ŞANSLAR. Acaba nasıl olacak? Biraz ürkütücü . Balyap'a hoş geldiniz Balsan Şirketi'nin. ve Baltıgen Şirketler Grubu'nun bir parçası . İşte bu! Vay canına . Vay canına . Siz arılar ömrünüz boyunca çok çalışacağınız. bu noktaya gelebilmek için bir ömür boyu çabaladınız . Bal gözüpek Polen Gücü ekibinin kovanımıza getirdiği nektarla başlar . Çok gizli formülümüz. renklendirilip koku ayarı ve baloncuk ayrıştırma işlemi yapılarak. altın gibi parıldayan. tatlı şuruba dönüşmesiyle oluşur ki biz buna. Bal deriz! Çok seksi. O benim kuzenim! Öyle mi? Hepimiz kuzeniz . Haklısın. Balyap arı halkının varlığının. her açıdan korunması için durmaksızın çabalar . Bu arılar yeni kasklarımızın dayanıklılık testini yapıyorlar . Ne kadar kazanıyor acaba? Ne kadar alsa az . Ve işte en son icadımız Krelman . Ne işe yarıyor bu? Balı döktükten sonra. kenarda kalanları toplar. Milyonlar kazandırıyor bize . Krelman'da çalışmak mümkün mü? Tabii ki. Birçok arı işi küçük işlerdir. Ancak arılar bilir ki. her iş küçük de olsa eğer iyi yapılıyorsa çok önemlidir . Fakat mesleğinizi dikkatli seçin. çünkü seçmiş olduğunuz meslekte ömrünüzün sonuna kadar kalacaksınız . Ömrümün sonuna kadar aynı işi mi yapacağım? Bunu bilmiyordum . Ne fark eder ki? Şunu bilmek sizi çok mutlu edecektir arı halkı tam milyon yıl boyunca. bir gün bile izin yapmamıştır . Ölümüne mi çalıştıracaksınız bizi? Deneyeceğiz . Balyap. Vay be! Aklımı başımdan aldı! "Ne fark eder ki?" Nasıl böyle bir şey dersin? Sonsuza dek bir tek iş. Bu yapılabilecek en çılgınca seçim . Ben rahatladım. Hayatımızda tek seçim yapacağız . Nasıl olur da bunu bize söylemezler? Barry neden her şeyi sorguluyorsun? Biz arıyız . Yeryüzünün en mükemmel işleyen topluluğuyuz . Burada her şeyin biraz fazla iyi işlediği hiç mi aklına gelmiyor? Bana bir örnek ver . Ne bileyim ben ama neden bahsettiğimi biliyorsun . Kapıyı boşaltın. "Kraliyet Balözü Kuvvetleri" inişe geçiyor . Dur bir dakika . Hey bunlar Polen Gücü! Vay canına . Hiç bu kadar yakından görmemiştim . Kovanın dışını biliyorlar . Ama bazıları geri dönmüyor . Selam! Merhaba Polenciler! Nektar. Harikaydınız beyler! Sizler canavarsınız! Göklerin kralısınız! Bayılıyorum size! Acaba neredeydiler. Bilmem . Onların günleri planlı değil . Kovanın dışında nerelere gidip neler yapıyorlar kim bilir? Pat diye Polen Gücü'ne katılamazsın. Ona göre yetiştirilmelisin . Haklısın . İkimizin ömür boyu göremeyeceği kadar polen var burada . Alt tarafı bir itibar göstergesi. Arılar bunu biraz fazla önemsiyor . Belki. Üzerinde varsa ve kızlar bunu görüyorsa işler değişir . Şu kızlar mı? Onlar da kuzenimiz değil mi peki? Uzaktan. Uzaktan . Şu ikisine bakın . İki tane kovan miskini. Şunlarla biraz dalga geçelim . Polen Gücü'nde olmak tehlikeli olmalı . Evet. Bir keresinde bir ayı beni bir mantara sıkıştırdı . Bir pençesi boğazımdaydı. Diğeriyle sağlı sollu tokatlatıp duruyordu beni! Vay canına! Yenebileceğimi tahmin etmezdim . Bunlar olurken sen ne yapıyordun? Yetkililere haber veriyordum . İmzalayabilirim . Bugün dışarısı sarstı değil mi beyler? Evet . Yarın buradan km. Uzaklıktaki ayçiçeği tarlalarına gidiyoruz . kilometre mi? Barry! Bizim için kısa mesafe ama belki sana uygun değildir . Belki de uygundur. Hayır değildir! J Kapısından sıfır dokuz sıfır sıfır'da kalkıyoruz . Ne dersin vızvız çocuk? Yeterince güçlü müsün? Olabilirim. Sıfır dokuz sıfır sıfır'ın ne demek olduğuna bağlı . Hey Balyap! Beni korkuttun baba . Hangi işi istediğine karar verebildin mi? Bir sürü seçenek var. Ama sadece birini seçebilirsin . Her gün aynı işi yapmaktan sıkıldığın oldu mu hiç? Karıştırmanın ne olduğunu anlatayım . Sopayı tutarsın şöyle bir gezdirirsin güzelce karıştırırsın . Bir ritim tutturursun kendine. Çok güzel bir şeydir . Düşünüyorum da. belki de bu bal alemi bana göre değildir . Ne düşünüyordun baloncu olmayı mı? İğnesi olan biri için kötü bir meslek . Janet oğlun bal işine girmek istediğinden emin değilmiş! Barry bazen çok komik oluyorsun. Olmaya çalışmıyorum . Bal işine giriyorsun. Oğlumuz Karıştırıcı olacak! Karıştırıcı mı olacaksın? Kimse beni dinlemiyor! Senin için özel sopalarım var . Şu anda ne istersem söyleyebilirim. Dövme yaptıracağım! Haydi taze bir bal açıp bunu kutlayalım! Belki burnuma da küpe taktırırım. Antenlerimi kazıtırım . Bir çekirgeyle çıkarım. Altın diş taktırıp önüme gelene "kanka" derim! Gurur duyuyorum . Bugün işe başlıyoruz! Büyük gün . Haydi! Bütün iyi işleri kaptıracağız . Evet. Tabii . Polen Sayma Dublör Arı Boşaltma Karıştırıcı Danışma Masası Saç. Hala boş mu? İki kişi kaldı! ÇERÇÖP TOPLAMA. Ve bir tanesi de sen oldun! Hangisini aldın? Çerçöp toplama . Vay canına! Çaylak mısınız? Evet efendim! İlk günümüz! Hazırız! Seçiminizi yapın . İstersen sen başla. Hayır sen . Tanrım. Neler müsait acaba? Tuvalet görevlisi her zaman açık ama düşündüğün nedenden değil . Krelman olabilir mi? Elbette. Krelman senin . KRELMAN DOLU. Üzgünüm az önce dolmuş . Balmumu tamiri açık . Krelman tekrar açıldı . Ne oldu? Bir arı öldüğünde onun yeri açılır. Gördün mü? Ölmüş. Ölü. Bir ölü daha . Bu da ölü. Ölümcül ölü. İki ölü daha . Baş üstü ölü. Baş altı ölü. Hayat böyle! Bu çok zor! Isıtma Soğutma Dublör Arı Boşaltıcı Karıştırıcı. Uğultucu Tuvalet Müfettişi İplik Koordinatörü Şerit Amiri. Larva terbiyecisi. Barry sence hangisini Barry? Barry! Pekâlâ dokuzuncu bölgede bir ayçiçeği tarlası bulunuyor. Neredesin? Dışarı çıkacağım. Nereye dışarı? Kovandan dışarı. Olmaz! Ömrümün sonuna kadar çalışmadan önce buna mecburum . Öleceksin! Delirmişsin sen! Biri arıyor . Eğer kendini cesur hisseden varsa . Caddedeki çiçekçiye. yeni güller gelecek bugün . Selam millet . Şuna bakın. Bu dün gördüğümüz çocuk değil mi? Kalkış pistine girmek yasak evlat . Sorun yok Lou. Bizimle gelecek bugün . Ballı çocuk seni . Burayı imzala burayı. Şuraya da paraf at . Teşekkürler. Tamam . Bugün yağmur ihbarı aldık ve. hepinizin bildiğiniz üzere arılar yağmurda uçamaz . O yüzden dikkatli olun. Ve her zamanki gibi süpürgelere. terliklere köpeklere kuşlara ve ayılara dikkat edin . Bazı evlerde üzerimize enerji içeceği döküldüğü rapor edildi . Murphy bu yüzden şu an revirde ve çekirge gibi durmadan zıplıyor! Bu korkunç. Kuralı hatırlatayım. kesinlikle insanlarla konuşmak yok! Pekâlâ kalkış pozisyonu! Vızz vızz vızz vızz! Vızz vızz vızz vızz! Vızz vızz vızz! Siyahla Sarı! Alemin Kralı! Hazır mısın Cesur Çocuk? Evet. Tabii ki . Rüzgar Tamam . Telsizler Tamam. Balözü takım Tamam . Kanatlar Tamam. İğne Tamam . Altına kaçıranlar Tamam . Pekâlâ kızlar. haydi kalkıyoruz! Sömürün o sardunyaları çizgili canavarlarım! Emrediyorum kurutun o çiçekleri! Vay canına! Dışarıdayım! Kovandan çıktığıma inanamıyorum! Ne kadar da mavi . Hızlı ve özgür hissediyorum kendimi! Uçurtma! Vay be! Çiçekler! Burası Mavi Lider. Güllerle görsel temas var . derece dönün . Güller! derece tamam. Dönüyoruz . Kenara çekil ufaklık. Geri tepebilir . Nektar. İşte buna "Nektar Toplar" denir . Polenleme görmüş müydün hiç? Hayır efendim . Buradan biraz polen alıp şuralara serpiyorum. Biraz da buraya. bir tutam da şuraya. Biraz sihir gibi . Bu inanılmaz. Peki niye yapıyoruz bunu? Polen gücü. Ne kadar polen o kadar çiçek o kadar balözü o kadar bal . Harika . Parlak bir sarılık görüyorum. Papatyalar olabilir . Ben de gördüm tamam . Durun. Çiçeklerden biri hareket ediyor . Tekrar et. Hareket eden bir çiçek mi rapor ediyorsun? Olumlu . O top içerdeydi! En güzeli bu. Nedir bu? Bilmiyorum ama bu renge bayılıyorum . Güzel kokuyor. Çiçek gibi değil ama hoşuma gitti . Evet tüylü . Kimyasal da . Dikkatli olun çocuklar. Biraz yapışkan . Arı Maya aşkına! Mankafa buraya gel çabuk! Eyvah! Çocuklar! Bu hiç iyi değil . Olumlu . Ucuz kurtulduk . Canım yanacak . Ana kuzusu . Pozisyonunu kaybettin çaylak! Füze gibi geri yollayacağım sana! Yardım edin! Galiba bunlar çiçek değil . Ona söyleyelim mi? Bence biliyor . Bu da nesi? Maç sayısı! Toparlanmaya başlasan iyi olur tatlım çünkü birazdan kafana yiyeceksin! İmdat! KLİMA KONTROL. İğrenç . Arabada arı var! Bir şey yap! Direksiyondayım! Merhaba Arı. Arkaya geldi! Beni sokacak şimdi! Kimse kıpırdamasın! Kıpırdamazsanız hiçbirimizi sokmaz. Kıpırdamayın! Göz kırptı! Sprey sık ona! Ne yapıyorsun? Vay. Dışarıdaki gerginlik katsayısı inanılmaz . Eve dönmeliyim . Yağmurda uçamam . Yağmurda uçamam . Yağmurda uçamam . İmdat! İmdat! Arı düşüyor! Ken pencereyi kapatır mısın? Yeni hazırladığım özgeçmişime bak. Katlanabilir bir broşür seklinde . Gördün mü? Katlanıyor . Oh hayır gene insanlar. Yeter artık ama . Bu da ne böyle? Bu kez olacak. Bu kez. Bu kez. Bu kez! Perde! Şeytani bir şey bu . Harika oldu. Tüm özel yeteneklerim. hatta en sevdiğim on film bile var . İlki hangisi? "Yıldız Savaşları mı"? Hayır Ben sevmiyorum öyle. filmleri . Konuşmamıza neden izin verilmediği belli. Delirmiş bunlar . İş görüşmesine gittiğimde şaşırıyorlar. Söylediklerime inanamıyorlar . İşte güneş orada. Belki oradan çıkabilirim . Güneşin üstünde yazıyor muydu? Küresel ısınmayı ben tahmin etmiştim . Sıcaklığı hissediyordum ama önceleri benim ateşim sandım . Hey! Dur! Arı! Geri çekilin. Kışlık bot bunlar . Dur! Öldürme onu! Arılara alerjim var. Bu arı beni öldürebilir! Onun hayatı neden seninkinden değersiz olsun? Onun hayatı niye benimkinden değersiz? Söyleyeceğin bu mu? Her hayatın bir anlamı var. Onun neler hissedebileceğini bilmiyorsun . Broşürüm! Haydi bakalım ufaklık . Korktuğumu sanmayın. Alerjim var . Özgeçmişine bunu da yaz . Yüzüm balon gibi şişebilirdi . Bunu da "özel yeteneklerine" eklersin . Birini bir yumrukta indirmek de özel bir yetenek . Hoşça kal Vanessa. Teşekkürler . Vanessa haftaya yoğurt yemeye? Tabii Ken. Nasıl istersen . Üzerine keçiboynuzu koyabilirsin. Güle güle . Kalorisi daha azmış. Güle güle . Bir şey söylemeliyim . Hayatımı kurtardı. Bir şey söylemeliyim . Haydi bakalım . ARIGE DİYET TON. Olmaz . Ne diyeceğim? Başım belaya girebilir . Arı yasası. Bir insanla konuşamazsın . Bunu yaptığıma inanamıyorum . Yapmalıyım . Yapamam. Haydi ama! Yapamam. Haydi ama! Yap şunu. Yapamam . Lafa nasıl gireceğim? "Jazz sever misin?" İyi fikir değil . İşte geliyor! Konuşsana salak! Merhaba! Affedersin . Konuşuyorsun. Biliyorum . Konuşuyorsun! Çok özür dilerim . Önemli değil. Rüya görüyorum. ama yatağa gittiğimi hatırlamıyorum . Eminim bu biraz sinir bozucudur . Benim için sürpriz oldu. Yani sen bir arısın! Ben bir arıyım. Aslında bunu yapmamalıydım ama. beni öldürmeye çalıştılar . Sen olmasaydın. Sana teşekkür etmeliydim. Ben böyle yetiştirildim . Bu biraz garip oldu . Bir arıyla konuşuyorum. Evet . Bir arıyla konuşuyorum. Ve bir arı benimle konuşuyor! Minnettar olduğumu söylemek istedim. Gideyim artık . Bekle! Bunu yapmayı nerede öğrendin? Neyi? Konuşma olayını . Senin öğrendiğin gibi. "Anne. Baba. Bal" Öyle başladım . Bu gerçekten komik. Evet . Evet. Arılar komiktir. Gülmüyorsak ağlarız böyle başa çıkıyoruz hayatla . Neyse . Acaba. bir şey içer miydin? Ne gibi? Bilmem. Belki Kahve? Sana zahmet vermek istemem . Ne zahmeti canım. İki dakikamı alır . Alt tarafı kahve. Zahmet olmasın . Saçmalama lütfen! Aslında bir fincan alırım . Romlu kek de ister misin? Almasam. Bir parça al . Yok almayayım. Haydi ama! Birkaç mikrogram vermeye çalışıyorum da . Nerede? Çizgiler şişman gösteriyor . Harika görünüyorsun! Modadan anlıyor musun emin değilim . Sen iyi misin? Hayır . Kravatını takside bağlayıp uçarak gitmiş Manhattan'a . Sonunda oraya varmış . Kilisenin merdivenlerini koşarak çıkmış. Düğün başlamış bile . Sonra da demiş ki "Mısır mı?" Ben de "Mısırlı" dedin sanmıştım . "Bir mısırla neden evleneyim ki?". Arı fıkrası mı bu? Biz arılara ait bir tarz bu . Evet farklı . Peki ne yapacaksın Barry? İş konusunda mı? Bilmiyorum . Kovandaki görevimi yapmak istiyorum ama onların istediği şekilde değil . Ne hissettiğini anlıyorum . Öyle mi? Elbette . Ailem avukat ya da doktor olmamı istiyordu. Ben çiçekçi olmak istedim . Sahi mi? Benim bütün hayatım çiçekler . Yeni kraliçemiz de aynı slogan sayesinde seçildi . Neyse şuraya bakarsan. benim kovanım tam şurada. Görüyor musun? Sen Central Park'ta yaşıyorsun! Evet! Kaplumbağa Köprüsü'nün yanında! Biliyorum orayı. Orada ayağıma taktığım yüzüğümü kaybetmiştim . Neden kızlar ayağına yüzük takar? Niye takmasınlar? Dizine şapka takmak gibi bir şey bu. Bunu bir denemeliyim . İyi misiniz bayan? Evet. İyiyim . Öyle iki kahve birden içeyim dedim! Her neyse bu harika oldu. Kahve için teşekkür ederim . Önemli değil . Özür dilerim bitiremedim. Bitirseydim ömür boyu uyuyamazdım . Sen ee. Bir parça yanıma alabilir miyim? Tabii! Haydi bir kırıntı al . Teşekkürler! Bir şey değil . Pekâlâ o zaman ee sanırım görüşürüz . Ya da görüşmeyiz . Tamam Barry . Ve tekrar çok teşekkür ederim. Hayatımı kurtardın . Hiç önemi yok . Önemsiz değildi ama Her neyse. DENEY SÜRECİ DEVAM EDİYOR. KASIRGADAN KURTULMA DENEYİ. Bu işe yaramayacak . Hazır. Deneyebiliriz . Pekâlâ Dave paraşütü çek . İnanılmazmış. İnanılmazdı! Hayatımın en korkunç en mutlu günüydü . İnsanlarla olduğuna inanamıyorum! Korkunç dev insanlar! Nasıllardı? Büyük ve deli. Deli gibi konuşuyorlar . Deli gibi yiyorlar. Deli gibi kullanıyorlar . Öldürmeye çalıştılar mı seni? Bazıları evet ama bazıları değil . Nasıl döndün? Kanişe bindim . Gittin ve buna sevindim. Ne görmek istiyorsan gördün. ve çok istediğin "tecrübeyi" yaşadın. Artık işini seçip normal olabilirsin . Ama Ama? Biriyle tanıştım . Biriyle mi tanıştın? Arıgillerden mi peki? Eşek arısı mı? Annenler seni öldürür! Hayır . Örümcek mi? Örümceklerden hoşlanmıyorum . Biliyorum seksiler sekiz bacakları var . Ama yüzleri çok çirkin . Kim peki? O bir ee insan . Hayır hayır. Arı yasası bu. Bunu da çiğnemiş olamazsın . Adı Vanessa. Tanrım . O kadar güzel ki. Üstelik çiçekçi! Olamaz! Çiçekçi bir insanla çıkıyorsun! Çıkmıyoruz . Kovandan dışarı uçuyorsun. Ellerinde tazyikli hortumlar maytaplarla. evlerimize saldıran insanlarla konuşuyorsun. Dinamitten farkı yok! Hayatımı kurtardı! Üstelik beni anlıyor . Bu iş bitecek! Ye şunu . Bu iş bitmeyecek! Neydi bu? Buna kırıntı diyorlar. Bu ne güzeller güzeli bir şey! Üstelik bu yedikleri değil. Yediklerinden yere dökülenler! Cinnabon ne biliyor musun? Hayır . Ekmeği tarçını şekeri alıyorlar. Üçünü birden iyice. Otur şuraya! ısıtıyorlar! Beni iyi dinle! Biz onlar değiliz! Biz biziz. Biz ve onlar! Evet ama arzu dolu bu kalbi kimse görmeyecek mi? Arzulamak yok. Bırak arzulamayı . Artık biraz arı gibi düşün dostum. Arı gibi düşün! Arı gibi düşün. Arı gibi düşün . Arı gibi düşün! Arı gibi düşün! Arı gibi düşün! İşte orada havuza girmiş . Senin sorunun ne biliyor musun? Arı gibi düşünmeye mi başlamalıyım? Daha ne kadar devam edecek bu? Üç gün oldu! Niye hala çalışmıyorsun? Hayatımla ilgili almam gereken önemli kararlar var . Ne hayatı? Bir hayatın yok ki! İşin yok. Sadece bir arısın işte! Biraz bal yapsan ölür müsün? Barry çık havuzdan. Baban seninle konuşuyor . Martin konuş onunla . Barry seninle konuşuyorum! Geliyor musun? Her şeyi aldın mı? Her şey hazır! Sen önden git. Ben yetişirim . Çok geç kalma . Bak şimdi! Vanessa! Hala buradayız. Sana ona bağırma demiştim . Bağırdığın zaman cevap vermiyor sana! Sen niye bağırıyorsun? Çünkü dinlemiyorsun . Bunu dinlemeyeceğim . Çıkmalıyım . Nereye gidiyorsun? Arkadaşımla buluşacağım . Bir kızla mı? Bu yüzden mi karar veremiyorsun? Görüşürüz . Umarım kız Arıgillerdendir . VANESSA'NIN ÇİÇEKÇİSİ. Her yıl Pasadena'da çiçeklerle dolu bir geçit töreni mi yapıyorlar? Güller Turnuvası'nda olmak her çiçekçinin hayalidir! Arabanın üstündesin. Her yer çiçek dolu. İnsanlar seni alkışlıyor . Bir turnuva. Güller spor müsabakalarına katılabiliyor mu? Hayır. Pekâlâ sıra bende. Nasıl oluyor da her yere uçamıyorsun? Yorucu oluyor. Sen niye her yere koşmuyorsun? Daha hızlı değil mi? Tamam anladım. Sıra sende . Video. Televizyonda o an ne varsa kaydediyor mu? Bu çılgınlık! Sizde onlardan yok mu? Bizde Osteo var ama bir hastalık bu. Hem de korkunç bir hastalık . Olamaz . Aptal arılar! Eminim sokmak istiyorsundur böyle salakları . Aslında sokmamaya çalışıyoruz. Bizim için çok tehlikeli . Yani sürekli sinirlerine hakim olmalısın . Hem de çok. Duvarları tekmeler yürüyüşe çıkar. sinirle bir mektup yazıp çöpe atarsın. Duygularını bastırıyorsun işte . Öfke kıskançlık şehvet . Aman Tanrım! İyi misin sen? Evet . Derdin ne senin? Ama böcek o . Kimseyi rahatsız etmiyor. Çek git buradan gerizekalı! Neydi o? Mizah dergisi falan mı? Evet. Nereden anladın? On sayfalık falan bir şeydi. sayfaya kadar dayanabiliyoruz . Bu işin matematiğini çözmüşsün . Mecburen. Kuzenimi Vogue öldürmüştü. Hiç şaşmam . Gölgelerin Gücü Adına! Bu da ne böyle? BAL. Bu nereden çıktı? Tatlı arı. Altın Çiçek . Ray Liotta Özel Koleksiyonu mu? Şu aktör değil mi bu? Hiç duymadım . Bu niye burada? İnsanlar için. Yiyelim diye . Yeterince yemeğiniz yok mu? Şey var. Nereden buldunuz peki? Arılar yapıyor. Kimin yaptığını biliyorum! Ve yapması da çok zordur! Isıtmak soğutmak ve karıştırmak gerek. Bir de Krelman denen şey var! Organik bu. Bizim organımız! Alt tarafı bal Barry . Alt tarafı ne? Arılar bunu bilmiyor ama! Bunun adı hırsızlık! Evlerimizi okullarımızı hastanelerimizi alıyorsunuz! % İNDİRİM. İndirimde mi? Bunun hesabını soracağım! Hepsini soracağım! Hector . Bitti mi işin? Bitiyor . Buralarda. Hissediyorum . Eve gidebilirim artık . Şu güzel balı da açık bırakayım hazır kimse de yok . Yakalandın paketçi çocuk! Bir şey duyduğumu biliyordum. Demek konuşabiliyorsun! Evet konuşabiliyorum. Şimdi de sen konuş bakalım! Nereden getiriyorsunuz bu malları? Malları satan kim? Anlamıyorum. Dost değil miyiz? Yapmak isteyeceğimiz en son şey siz arıları kızdırmak! Çok geç kaldın! Bizim oldu artık! Siz bayım yanlış adama kılıç çektiniz! Siz de dostum iguanam Ignacio'ya öğle yemeği olacaksınız . Ballar nereden geliyor? Nereden dedim! Bal Çiftliği! Bal Çiftliği'nden geliyor! Bal ÇİFTLİĞİ. Seni manyak adam! Neler oldu burada? Şu suratlarına bak. Kamyon çarpmış gibiler. Ve şimdi de. bilinmezliğe sürükleniyorlar! Hareket etme . Sen ölü değil misin? Ölüye benziyor muyum? Hareket edeni temizliyorlar. Nereye gidiyorsun? Bal Çiftliğine. Çok büyük bir iş peşindeyim . Ben Alaska'ya gidiyorum. Geyik kanı manyak bir şey. Feci kafa yapıyor! Tacoma'ya gidiyorum . Ya sen nereye? O gerçekten ölü . Anladım . Eyvah! Nedir bu? Hayır! Silecekler! Üç bıçaklı! Üç bıçaklı mı? Atla haydi! Tek şansın var arı! Niye her şeyiniz bu kadar temiz olmak zorunda? Daha ne görmeniz gerekiyor? Gözünüzü açın! Kafanızı da çıkarın! Ben Washington Ulusal Radyo Haberleri'nden Carl Kasell . Böcek öldürmeye son verin artık! Arı! Geyik kanı manyağı! Bir ses duydun mu? Ne gibi? Minik çığlıklar gibi . Radyoyu kapat . Nasıl gidiyor arı çocuk? İyidir Geyik . Ve göz alabildiğince yan yana dizilmiş bal kavanozları duruyordu . Vay be! Bu kamyon nereye gidiyorsa balları oradan alıyor olmalılar . O ballar bize ait . Arılar omuz omuza. Öyleyiz . Kovanda birbirimize yakınız . Biz değiliz adamım. Biz tek takılırız. Her sivrisinek ayrı takılır . Ya başınız belaya girerse? Sivrisineksen sen belasındır . Kimse bizi sevmez. Vurmayı bilirler sadece. Bizi görünce Vur vur! En azından dışarıdasınız. Bir sürü kızla tanışıyorsunuzdur . Bizim kızların gözü yüksektedir. Güvelerle yusufçuklarla takılırlar . Sivrisinek kızları bize yüz vermez . Şaka yapıyorsunuz! KAN BANKASI. Geyikkan binayı terk ediyor! Görüşürüz arı! Selam millet! Geyikkan! Sizi burada ebeleyeceğimi biliyordum. Kamış getirdiniz mi yanınızda? Bal ÇİFTLİĞİ. Sonra kavanozlara doldurup etiket yapıştırıyoruz. Çok karlı bir iş . Burası da ne böyle? Bu arıların susam kadar beyni yok . Beyinsiz bunlar! Beyinsiz . Yeni körüğe bak. Çok güzel . Thomas modeli! Körük mü? Dakikada üfleme yarı otomatik. İki kat nikotin ve katran . Bir iki nefeste indiriyor bunları yere . Onlar yapar balları biz toplarız paraları . "Onlar yapar balları biz toplarız paraları" mı? Olamaz! Burada neler oluyor? Siz iyi misiniz? Evet. Fazla uzun sürmüyor . Sahte bir kovanda olduğunuzun farkında mısınız? Kraliçemiz buraya taşındı. Başka çaremiz yoktu . Kraliçeniz mi? Kadın kılığına girmiş bir erkek bu! Arıbeyi bu! Bu da nesi? Oh hayır . Yüzlerce kovan var burada! Arı balı . Bizim balımız yüzsüzce bir dalavereyle elimizden alınıyor! Ayıların bize yaptıklarından bile daha kötü. Bu konuda bir şeyler yapmalıyız . Ah Barry . İnsanların balımızı mı alıyor? Bu sadece bir söylenti . Bunlar söylentiye benziyor mu? Komplo teorisi bunlar. Bu resimler de montaj . Bütün bunları nereden biliyorsun sen? İnsanlarla konuşuyor . Ne? İnsanlar mı? İnsan bir kız arkadaşı var. Üstelik öpüşüyorlar! Öpüşmek mi? Öpüşmüyoruz . İstiyorsun ama. Kimden yanasın sen? Arılardan! San Antonio'da bir cırcırböceğiyle çıkmıştım. O bacaklar beni uyutmadı . Barry hayatın adına yapmak istediğin bu mu? Hepimizin adına yapmak istiyorum. Kimse arılar kadar çok çalışmıyor! Baba bazen o kadar çalışmış oluyordun ki. ellerin kendi kendine karıştırıyordu durduramıyordun . Hatırlıyorum . Balımızı almaya ne hakları var? Yılda iki kapla yaşamaya çalışıyoruz. Onlar balı dudak kremine bile koyuyor! Haklı bile olsan bir arı ne yapabilir? Onları en acıyacak yerlerinden sokacağım . Suratlarından! Gözleri! Çok can yakar. Hayır . Burundan mı? Ölürler acıdan . İnsanları sokabileceğimiz tek yerleri var. Onlar için önemli olan tek bir yer . "Kovan'da Olan" Her gün saat 'te bir saat boyunca kovandan haberler . Sakala hayır! Bob Yabanarı ile günün içinden . Bora Batıran'la hava durumu . Vızz Larva ile spor . Ve Jeanette Chung . İyi akşamlar. Ben Bob Yabanarı. Ve ben Jeanette Chung . Kovanşehir arılarından Barry Benson. insan ırkını ballarımızı çalmak suçundan mahkemeye vereceğini. balımızı yasadışı yollarla sattıklarını iddia etti! ARI LARRY KING. Yarın akşam Arı Larry King'de. Baltıgen yayınları tarafından çıkartılan. "Zarif Kadınlar" isimli kitap hakkında konuşacağız . Bu geceki konuğumuz Barry Benson . "Ben sıradan bir çocuğum başaramam." diye düşündün mü hiç? Arılar dünyayı değiştirmekten hiç korkmadı . Arıstoph Kolomb'a bakın. Arındıra Gandi'ye. Arı Terim'e . Geldiğim yerde insanları dava etmeyi düşünmezdik . Bizler daha çok çelik çomak ya da cirit oynardık . Kaç yaşındasın? Tüm arı halkı seni bu haklı davanda destekliyor. ki sanırım arılar için yüzyılın davası olacak bu . Biliyor musun insanların dünyasında da bir Larry King var . Çok kullanılan bir isim. Önümüzdeki hafta. Tıpkı sana benziyor ve onun da gömleğinde askılar arkasında renkli. Önümüzdeki hafta. Şişe dibi gözlükleri duymana rağmen konuktan yapılan altyazılar da aynı . Ayı Haftası gelecek hafta! Korkunçlar kıllılar ve haftaya canlı yayındalar .
submitted by throwmefaway to TurkeyJerky [link] [comments]


2018.08.16 13:53 papatyapisi Önemli Bir Karar Veriyorum, Oğlum Ameliyat Oluyor

Herkese Merhaba,
Kelimesi kelimesine hatırladığım herşeyi tüm detayları yazıyorum ki beni anlayın, sizi anlayabileceğimi anlayın diye…
Bunu yaşayan tüm anneler… aynı gemideyiz, sadece kendi çocuklarımızı düşünmeyelim. Hepimizin çocuğu iyi olsun. Çünkü ileride bu çocuklar arkadaş olacak, otobüste, yolda karşılaşacak, kanka olacaklar, asker arkadaşı, üniversitede yurt – oda arkadaşı, aşık olduğu kız… vb olacak. Sadece kendi çocuğumu düzeltip diğer çocukları görmezden gelemedim. Çünkü yarın bir gün mutlaka karşılaşacaklar ve bu rahatsızlığın geri sarma ihtimali de var… Yani düzelir ama öyle biri ile karşılaşır ki geriye, başa döner :(((
Cerrahpaşa’nın profesöründen randevu almak… ne mümkün….
Özel muayenehanesine gideceğiz başka çare yok. Özel muayenehane Nişantaşı Valikonağı caddesinde!
Tamam o da tamam ama randevu taaaa ocak ayının ortasında yani daha 1 ay var 1 ay !
Ben nasıl dayanacağım? Daha ne olduğunu bile bilmiyorum, bunu öğrenebilmek için 1 ay bekleyeceğim.
O doktorun söyleyecekleri var yaaaaa… Hayat memat meselesi benim için ve randevum 1 ay sonra. Allahım bana sabır ver! ( vermişsin gerçi, çok şükür )
Ben bu arada ne yaptım biliyor musunuz ?
HAHA, Çılgın ben :)!
Gerçi o kadar çektikten sonra çılgınlık değil ama …
Bir gün yine boğaz enfeksiyonu, yüksek ateş, antibiyotik… ezberledik artık, olmazsa hayat bir tuhaf geliyor .
Ablamlardayım, kızı okuldan “kulağım ağrıyor anne” diye geldi. Ablam da, “tamam baban gelsin seni kulak-burun-boğaz hastanesine götürürüz” dedi. Ben atladım hemen, ne? öyle bir hastane mi var dedim. Evet sen bilmiyor musun? dedi. Yooo bilmiyordum.
Eve gittim, gece de aldım çocuğu o hastanenin aciline götürdüm. Eşim anlam veremedi niye gidiyoruz diyor ( zaten doktora gitmiştik ve antibiyotik başlamıştık ) ben bekle diyorum sadece .
Gittik, acildeki doktor muayene etti tam ilaç yazarken “doktor bey ben bu çocuğu hemen pazartesi ameliyat ettirmek istiyorum” dedim. Herkes şok! Adam da acelemi görünce şaşırdı. Bana çok kuvvetli bir antibiyotik verdi ki iltihap cumadan pazartesiye kadar kurusun diye, pazartesi başka bir doktor muayenesi için randevu aldım ve çıktık.
Ne yapayım?
1 yıldır sürekli hasta bu çocuk ve kabızlık nedeniyle gittiğim doktorlar da dahil ne kadar doktora gittiysem bademciklerini aldırın dedi.
Geniz eti de var, uyku apnesi de var. Geniz eti uyku apnesi yapıyor, uyku apnesi ;
*** Tüm bunlar gittiğim doktorlardan aldığım – öğrendiğim bilgilerdir. **\*
Nasıl göze alayım bu kadar şeyi? Bir de durum başkayken, karşıma ne olduğu belirsiz bu rahatsızlık çıkmışken …
Eşim şaşkın! Neler oluyor, nereden çıktı şimdi bu? diyor .
“Hastaneye ilk gidişimiz, doktor kim bilmiyoruz bile ,pazartesi tanıyacağın doktora çocuğu ameliyat ettirmek … bari senelerdir gittiğimiz hastanede olsaydı” dedi.
Yahu normal hastanede mi bademcik ameliyatı mantıklı kulak-burun-boğaz hastanesinde mi? dedim sadece. Çok net ve çok kararlı konuştum ki zaten hastanedeki tavırlarım ve konuşmalarımdan ne kadar kararlı olduğumu gayet iyi anlamıştı.
Sen bilirsin dedi.
Annem ile babam duyunca anında karşı çıktı. Daha çok erken, biz seni 11 yaşında ameliyat ettirdik, çocuk yeni kendine geliyor …. vb
Annem bana kızdı.
Aldım şurubu (oğlumun içtiği antibiyotiği) AL – İÇ dedim.
İçmedi.
İçsene hadi, tadına baksana, diyorum ( o kadar öfkeli – net konuşuyorum ki ) dilini değdirmeğe korkuyor .
Zehir içiriyorum ben çocuğuma 1 yıldır zehir dedim. Senin 1 kaşık içmediğin ilacı ben kaşık kaşık veriyorum oğluma, her gün hem de her gün dedim! Sustu birşey diyemedi. Diyemezdi zaten .
Çocuğunuz ile ilgili en doğru kararı siz verirsiniz sevgili anneler, anneniz sizi çok iyi tanır sizin çocuğunuzu değil !
Pazartesi tanıştık doktor ile, muayene etti ve o bademcikleri görünce anladı durumu. Benim acil ameliyat olmasını istemem, ne kadar sık hasta olduğunu ve antibiyotiksiz yaşayamadığını belirtmem doktoru harekete geçirdi.
Başka ameliyatları vardı o hafta, lütfen dedim, acil dedim , başka problemlerimiz de var dedim sağolsun ayarladı ve benim için ameliyat tarihlerini değiştirdi. Perşembe gününe aldım ameliyat randevusunu (cuma ilk kez acile gittim perşembe ameliyat ettirdim oğlumu orada). Dayanacak gücüm sabrım yok çünkü !
Perşembe günü …
Oğlum ameliyata giriyor, narkoz alacak. Küçücük bedeni neler yaşıyor, nelerle mücadele ediyor (7 aylık kabızlık, ameliyat-narkoz, otizm … ) , Allahımmmmm ! Kurtar yavrumu sağ salim ..
Ameliyat bitti çıktı sağ salim çok şükür, ben oğlum o kapıdan çıkana kadar neler yaşadım neler hissettim neler düşündüm
Kimse bilmiyor neler yaşadığımı, annemle de paylaşmadım çünkü benim annem eski kafa biraz anlamaz, babam ve ablam biliyor özel durumumuzu o kadar.
Doktor ameliyattan çıktı ve; “ceviz büyüklüğünde bademcikleri ve neredeyse bademcikleri kadar büyük geniz eti çıkardık, çocuğunuz nefes alamıyormuş, nefes alacak yeri yokmuş hanımefendi geç bile kalmışsınız” dedi.
Nasıl ameliyat ettirseydim! O kabızlığı nasıl anlatabilirdim ki doktora.
Çocuğum 7 ay neler çekti, yemek yiyemedi, ölüyordu diyemedim …
Çok doğru bir karar vermişim, çok şükür !
Sadece kurtulduk inşallah bu beladan diye düşündüm o kadar.
İyileşme süreci o kadar rahat ve kolay oldu ki anlatamam, hem de kışın ortasında dışarıda lapa lapa kar yağarken. Tabi dondurma yemesi gerekiyor ya ondan :):)
Allah çok büyük, yardım etti ve 2 gün bile çekmeden iyileşti.
Bu ilk aldığım karar ilk doğru kararımdı !
Pes etmek yok !
Sevgilerimle ,
submitted by papatyapisi to u/papatyapisi [link] [comments]


2017.07.09 21:23 Pruswa Türk muhalefetinin eleştirisi

Burada Türk muhalefetinin kendi amaçlarına zarar veren, veya ikiyüzlü, veya düpedüz aptalca hareketleri ve duruşlarından bahsetmek istiyorum. Önünüzde uzun bir yazı var, ondan üşenecekseniz hiç başlamayın.
CHP ile başlayalım. CHP'nin en büyük sorunu ne yaptığının, aynı zamanda ne olduğunun farkında olmaması. Bana çoğu zaman Kılıçdaroğlu'nun CHP'sinin bir stratejisi yokmuş, parti kendini rüzgara bırakıp sürüklenerek bir yere ulaşmaya çabalıyormuş gibi geliyor. Artık CHP de CHP'nin ne partisi olduğunu bilmiyor. Türkiye'nin birleştirici gücü. Takınmaya çalıştığı imaj, herhangi bir AB ülkesinde işe yarayabilecek bir imajken, maalesef Türkiye'de işe yarayabilecek bir imaj değil. Çünkü Orta Doğu halklarında birlik ve beraberlik duygusu, Batı'daki birlik ve beraberlik duygusundan çok daha farklı. Unutmayalım ki, milliyetçilik kavramı Batı kökenlidir. Orta Doğu halkları için vatandaşlık hep ikinci plandadır. Çok sık duyduğumuz bu Sykes-Picot Anlaşması'nın Orta Doğu'yu bir felakete sürüklemiş olduğu muhabbeti çoğunlukla doğrudur. Kendilerini farklı "milletler" olarak gören insanları, aynı sınırlar içerisinde toplayıp, bir bayrak ve bir kimlik altında birleşmelerini beklemek deliliktir. Orta Doğulular önce Müslüman(veya her neyse), ondan sonra ülkelerinin vatandaşıdırlar. Şii Iraklılar ve Sünni Iraklılar birbirlerini aynı milletin parçaları gibi görmezler, aynı şekilde Sünni Suriyeliler ve Nusayri Suriyeliler de kendilerini aynı bütünün parçası olarak görmez. Tipik bir İranlı Fars, olaya "Şii, Sünni, Zerdüşt, Hristiyan; hepimiz İranlıyız" diye bakmaz, "Fars, Azeri, Hazara, Arap; hepimiz Şiiyiz" diye bakar. Bu durum Türkiye'de de böyledir. Halk beraber, birlik olamaz, çünkü dini kimlikler milli bütünlüğün önüne geçer hep. Cumhuriyetin ilanından önce halkın dinlerine göre milletlere ayrıldığını hepimizin hatırlaması gerek; yüzyıllar boyunca bu topraklarda Müslüman Türkler ve Hristiyan Türkler ayrı milletler sayılırken, Müslüman Türkler ve Müslüman Yunanlar aynı milletten sayılıyordu. Orta Doğu halklarına göre ayrı sınırlar, ayrı bayraklar, ayrı hükümetler altında yaşayanlar değil, ayrı dinlere mensup olanlar yabancıdır. Ortalama bir Sünni Türke göre, Alevi bir Türk, Sünni bir Suriyeliden daha yabancıdır. Mezhebi ne olursa olsun, laik Türkler İslamcı Türklere göre yabancıdır, zimmidir, hatta mürteddir. Halkın zaten özünde ayrılmış olduğu bir ülkede CHP nasıl "birleştirici güç" rolünü üstlenebileceğini sanıyor, anlamıyorum. Orta Doğu'da kimlik siyaseti yapmadan bir yere varılamaz; Orta Doğuluların çoğu(siyasi partileri ne olursa olsun) zaten "bizi rahat bırakın da o bize yeter, biz de size dokunmayız o zaman" diye düşünmezler.
CHP'nin "herkesin partisi" olma eforları sadece bir işe yaramamakla kalmıyor, CHP'yi CHP yapan özellikleri de çöpe yolluyor. Daha önce de sordum, yine soruyorum. CHP bu ülkenin ne partisidir? Kamalist partisi midir? Sosyal demokrat partisi midir? Alevici partisi midir? Yoksa ılımlı İslamcı partisi midir? Kılıçdaroğlu sanırım CHP'nin temel oy veren kesiminin—envai çeşit solcu gruba mensup olmuş, yeri geldiğinde din siyaseti yapmış, etnik ayrılıkçılığa sempatiyle yaklaşmış kesimin değil—yani 3+1 evde oturup bir arabaya sahip olan ve siyasi görüşlerini "Atatürkçü" olarak özetleyen memur kesimin, CHP'ye neden oy verdiğini bilmiyor. Yolsuzluk, hırsızlık, baskı, adam kayırma, ona buna kuklalık; bunlar tabi ki de kötü şeyler, ve ortadan kaldırılmaları gerek. Fakat bunlara karşı olan nefret hiçbir CHP oy vereninin CHP oy vereni olmasının ana sebebi değil. CHP oy verenlerinin çoğu için bir şeyi temsil eder: Laiklik. Kılıçdaroğlu bunun bizim için olan önemini anlamıyor. CHP laiklik ilkesini gözden çıkarırsa, CHP'yi at gitsin zaten. Oy vereninin ne kadar büyük bir bölümünün böyle düşündüğünü bilmiyor. Açıkçası bunun için suçlanacak tek kişi de o değil, çünkü bahsettiğim kesimde bir partizanlık zaten yok. Kılıçdaroğlu'nun çevresi solcu, laikliği ikinci planda tutan, ana hedeflerini "insan hakları,eşitlik, barış, halkların kertenkelelelölöl" diye özetleyen tiplerle sarılı. Tabi ki de bu kişiler siyasal İslamcılara tercih edilebilir insanlar, fakat Kılıçdaroğlu bunların etkisinde kalarak CHP'nin laiklik ilkesinin ne kadar ciddiye alındığını göremiyor, ve laiklikten taviz vererek genel halkın sevgisini kazanmaya çalışıyor. Bu sadece CHP'yi CHP yapan bir özelliğin tarihe karışmasına sebep olmuyor, aynı zamanda işe de yaramıyor arkadaşlar. Bu çok basit bir denklem. AKP'nin ılımlı versiyonu olarak gözükerek, AKP'ye aşık bir toplumun sevgisini kazanamazsınız. "X" Türk milleti, "Y" de REİS olsun. Eğer X Y'yi seviyorsa, X'in sevgisini kazanmak için Y.2 olmanız gerekir, Y/2 değil. Şu anda Rusya'yla aşağı yukarı iyi geçinen REİS çıkıp bi de Putin'e posta koysa halkın sevgisini daha da kazanmaz mı? Kazanır. REİS özünü, esansını bir şahıs ne kadar çok benimserse, o insan Türk milleti tarafından o kadar çok sevilir. Matematiğim hiçbir zaman iyi olmadı ama ben bile bunu kafamda kurabiliyorsam, Kılıçdaroğlu kesinlikle kurmalı.
Partiyi geçtik, bi de oy verene gelelim. Bana kalırsa CHP oy vereni dört ana gruba bölünüyor; ulusalcılar, sosyal demokratlar, liberaller, ve apolitik Aleviler. Bu gruplar da kendi aralarında alt gruplara bölünüyor.
Her şeyden önce ulusalcı tayfanın beni büyük bir hayal kırıklığına uğrattığını söylemek istiyorum. İdeolojilerine dine bağlı gibi bağlı, bir takım fikirleri kayıtsız şartsız kabul etmeye dayalı bir grup olup çıkmışlar. Kamal'in ilahlaştırılmaya Menderes döneminde başladığının farkında değiller, yüz yıl önce yaşamış bir şahsın sünnetini oluşturmanın ne kadar gerici bir şey olduğunun hiç farkında değiller. Kendi vaktinde—bir çok danışmanının karşı çıkmasına rağmen—halkın aklına gelemeyecek yenilikler yapmış, kutsal gördükleri hilafeti yıkmış, başlarının üstünde tuttukları hocaları asmış, giydikleri kıyafetleri bile değiştirmiş Kamal'in en büyük özelliğinin ilericilik olduğunu hala çıkaramamışlar. Kamalistler sahip oldukları ideolojinin son yüzyıldan kaldığını ve ileri taşınması gerektiğini asla kabullenemiyorlar, Kamal bugün yaşasaydı ve takipçilerinin hala yüz yıl önceden geldiğini görseydi geçireceği travmayı hayal edemiyorlar. Aynı şekilde Kamal'in ikinci en büyük özelliğinin de pragmatizm olduğunu da bilmiyorlar. Kurtuluş Savaşı'nda savaşanların hepsini herhalde kendileri gibi laik, kültürel olarak Batılı insanlar sanıyorlar; halbuki büyük bir bölümü Kamal'in ileride yıkacağı hilafeti korumak için kendilerini ölüme atmış İslamcılar. Adam kendisi için savaşmış bir çok asker, siyasetçi, ve din adamını savaştan sonra temizliyor; vakti geldiğinde onlarla pragmatik bir ilişki kuruyor ve kullanma tarihleri dolunca da onlardan kurtuluyor. SSCB'den sayısız yardım alıyor; silah, cephane, para, her neyse. Savaş bitince onlara da siktiri çekiyor. Bu adamın askeri olduğunu iddia edenler bugün gelmiş "Ea orada HDP'liler var yav ben gitmem oraya" diye mızmızlanıyor. CHP'nin ülkede HDP dışında hiçbir müttefiği kalmamışken, HDP'li vekillerin içeri alınmasını alkışlıyor. Adamlara sorsan CHP batsın, yok edilsin, içeri alınsın, ülkede laiklik kalmasın; yeter ki HDP de bitsin. "Atam" dedikleri adamın nasıl bir pragmatist, nasıl bir stratejik deha olduğunu bilmiyorlar. Tabi onları da suçlamamak lazım; müfredata göre sırf iman gücüyle kovduk zaten düşmanı.
Bi de bunların arasında yollarını şaşırmış çomarlar da var. Yine laikliği ikinci planda tutanlar. Birinci planda tuttukları şey neymiş? Anti-emperyalizm. Emperyalizm hiçbirimizin hoşlanmadığı ve sonu gelmesi gereken bir şey, fakat bana sorarsanız dıştan gelen emperyalizm ve içten gelen emperyalizm arasında pek bir fark yok. Ha dış bir güç bizi sömürgeleştirmiş, ha bizi zimmi olarak görenler bizi ikinci sınıf vatandaş haline getirmiş; aradaki fark nedir? Fakat Perinçek ve tayfasına göre aradaki fark çok büyük... çok büyük, ve aynı zamanda Batı emperyalizmi kötü ama Rus emperyalizmi süper. Çoğu zaman FETÖ ABD için neyse, Perinçek de Rusya için oymuş gibi geliyor. Laik kesimin çoğunun benimsediği "REİS'i sevmesek de Gülen'e karşı destekleyelim" düşüncesini, "REİS'i sevmesek de Gülen var ondan REİS'i destekleyelim" haline getirmişler. Benim de katıldığım "REİS'e her konuda karşı çıkalım ama Gülen konusu ayrı, o konuda REİS'in arkasındayız" düşüncesine katılıyor gibi değiller, daha çok "Gülen diye bir şahıs var ondan her konuda REİS'in arkasındayız" diye düşünüyorlar. İdeoloji üzerinden değil de vatan-millet-Sakarya üzerinden siyaset yapmaya çalışırsanız sizden bir bok olmaz, buraya yazıyorum. Bu parti oyların %0,25'ini almış olsa bile, düşünce tarzlarının fazla yaygınlaştığını hissediyorum. Bu tehlikelidir. Türkiye'nin başındaki güç, bu ülkenin üzerine kurulduğu idealleri yerlerde sürüklerse, o zaten emperyalizmdir arkadaşlar.
Sosyal demokratlara ve diğer solculara geçelim. Bunlar genelde daha aklı başında, ama gerçekle son derece arası kopmuş bir kesimleri var bunların. Hala, hala, ve hala "A-a-ama ikna odalarıı..." diye takılan bir grup var. Artık bunlara ne diyeceğimi ben de pek bilmiyorum. Hala Dersim edebiyatı yapan var. Herhalde 20. Yüzyıl'da, medeniyetin beşiği olan topraklarda kalkıp Game of Thrones LARP'ı oynamaya çalışan aşiretlere gökten bomba değil de çiçek yağmasını falan bekliyorlardı. Kabilecilik iyi bir şey değil. Bu kadar basit bir şeyi oturup niye tartışıyoruz hala, anlamıyorum. Hiç merak etmiyorlar mı acaba bu hocalar, alimler zart zurt niye asılmış? Adam ciddi ciddi Selanikli Kamal geldi, fesleri beğenmedi, ondan milleti astı kesti sanıyor. Bu arkadaşlar keşke gidip mazlum Anadolu halkının Kamal'in xulümü gelmeden önceki haliyle bir konuşabilse, onlara feminizm ve ateizmden bahsedebilse. CHP'ye ülkede en çok oy veren üç yerden biri Ardahan'da bir ilçe, ikisi Hatay'da iki ilçe. Doğuda CHP'nin 0en çok oy aldığı ilçe Tunceli; Kamal'in bombalattığı, çay isteyip kola almış Tunceli. Bu yerler le elit kesim mi? Bu yerler çok mu liberal? Neden CHP'ye oy veriyorlar sizce? Geçmişte mazlum Anadolu halkı tarafından kıtır kıtır doğrandıkları için olabilir mi?
Sola gittikçe de yanılgılar artıyor. Bazı adamlar hala sanıyor ki ülkedeki laik kesimi işçiler, çiftçiler, bilmem ne temsil ediyor. Bu arkadaşların yaşadıkları paralel evrende AKP'liler "elit", zengin. Gidip tipik bir mavi yakalı çalışana REİS'i kötüleyin, bakalım olay yerini götünüzde kürekle mi tornavidayla mı terk ediyorsunuz.
"Biz okumuş insanlarız diyorlar. Biz sanatçıyız diyorlar, biz yazarız, biz sermayedarız, biz imtiyazlıyız diyorlar. Biz her şeyi biliriz, biz her şeyden anlarız diyorlar. Bizim oyumuzla Kayseri'deki Ahmet'in, Mehmet'i, çobanın oyu bir olmaz diyorlar... On yıllar boyunca bunlar Boğaz'a karşı viskilerini içtiler, Çankaya'da sefalarını sürdüler."
-Recep Tayyip "REİS" Erdoğan
Bakın bu bir gerçektir. Ülkenin laik kesimi budur. Ha istisnalar olabilir; koyu laikçi kasketli dayılar gerçekten de mevcuttur, veya babası yandaş bir firmanın sahibi alfa AKP'liler bulunabilir, ama yapılan her anket CHP'lilerin bu ülkenin en zengin kesimi olduğunu, gelir düzeyi azaldıkça AKP oylarının arttığını kanıtlıyor. Ve bu kötü bir şey değil. Çalışıp para kazanmak, akraba ilişkisi mahsulü olmamak, "elit" olmak; bunlar iyi şeyler. Uğruna çabaladığınız işçiler, emekçiler sapına kadar REİSçi. Neden olmasınlar ki? Açlıktan ağzı kokan, anasının dizi dışında bir dişiye dokunmamış adam "kızlı erkekli" ortamları gördükçe kuduruyor, çıldırıyor. Bahsettiğiniz kesim sosyal özgürlüğü sevmiyor, çünkü zaten ondan faydalanamıyor ki. Bende olmayan kimsede olmasın mantığıyla gidip basıyor oyu REİS'e. REİS yol yapıyor, köprü yapıyor, demir yolu, hava alanı, liman, her neyse. Bu adamlar neden şimdi REİS'e oy vermesin? REİS onlara materyal sunuyor materyal; elle tutulan şeyler sunuyor. Fikirleri, ideolojileri yiyemezsiniz, üstlerinde gezemezsiniz, içlerine binip uçamazsınız. Hayatının amacı sadece hayatta kalmak olan bu adamlar neden REİSçi olmasın soruyorum size? Ve maalesef bu halde olmalarının da tek sorumlusu kendileri. Benim ailemde de buram buram çorap kokan yerlerde doğup, iki üniversite bitirip kendilerini kurtaran insanlar var. Yapan nasıl yapıyor? Açıklayayım size, geri zekalı olmayarak yapıyor. Durum bu. Bu adamların çoğu oldukları haldeler çünkü mayaları onu götürüyor.
Bunlar militarizme karşıdır, bunlar milliyetçiliğe karşıdır, bunlar doğal seleksiyona karşıdır. Ee? Nasıl bir şeyleri değiştireceksiniz sayın solcular? Sizin sevip desteklediğiniz adamlar sizden tiksinir, sizinle en azından sosyal açıdan aynı görüşlere sahip olanları da siz sevmezsiniz. İnsanlık onuru kazanacak hede hödö. Nasıl kazanacak? Altın yürekli çocuklar görüyorum hep, kafaları da az çok çalışıyor, ama harcanmışlar. Beyinleri insan oğlunun aslında özünde iyi olduğuna ve bir gün hepimizin el ele tutuşup kırlarda çember kuracağımıza inanmak üzere yıkanmış. Oysa insan bir hayvandır; yemek için çalmaya, üremek için tecavüz etmeye, tehdit görünce de öldürmeye programlıdır. Bizi bunlardan alı koyan tek şey aklımızdır, düşüncelerimiz üzerine düşünebilmemizdir. Fakat maalesef uğuruna saçlarınızı süpürge ettiğiniz, kahvaltıda ekmek arası çay yiyen bu adamların çoğu bu yetiden yoksundur, diğer hayvanlardan çok da farklı değildir, sadece daha medeni insanlar bunları medeni olmaya zorladıkları için medeni taklidi yaparlar. Tekrar ve tekrar ve tekrar ve tekrar söylüyorum; bunlar katiyyen eğitilmezlerdir. Lütfen sizden nefret eden bu insanlar uğruna edebiyat yapmaya son verin.
Dediğim gibi, zaten laik her kesimin en büyük sorunu ne olduğunu bilmemek. Sadece CHP değil, CHP'liler de ne olduklarını bilmiyor. Adam oturmuş AKP'liler Rum dölü, sizin hocanız keşke Yunan kazansaydı dedi diye saçmalıyor. Hani Rum olmak kötü bi şey mi falan işin orasına girsek zaten çıkamayız bu adamlarla. Ama açık açık söylüyorum ki, CHP kaleleri hemen hemen her yönüyle Yunanlara Türklerin geri kalanına olduklarından daha yakındır. Zaten bu normal bir şeydir. İzmir'den Yunanistan'a yüzersin lan, ne bekliyorsun ki? Ulusalcılarla Yunanlar zaten aynı, aynı, aynı, tıpkısının aynısı. Karakterler farklı o kadar. Mesela benim dincilerin neden daha fazla takmadıklarını merak ettiğim bir konu, kıyı kesimindeki bazı Müslümanların Hristiyan türbelerine uğramaları. Sen böyle bir şey yapıyorsan zaten ülkenin %60'ına göre kafirsin, yabancısın. Buna rağmen CHP'lilerde hala Balkan ülkelerine karşı beslenen bir düşmanlık, bir biz öyle değiliz biz de sizin gibiyiz tavrı. Hilafeti yık, Latin alfabeleriyle yaz, demokrasi getir, şapka tak, rakıyı götür, karı kız, vals... ama biz aslında gerçek Müslümanız, siz din tüccarlığı yapıyorsunuz. Lan yürü git. Zaten böyle bi şey kimi nasıl şaşırtabilir hala anlamıyorum. Kamal Selanikli, silah arkadaşlarının %90'ı Rumelili, geri kalanlarının %90'ı batı Anadolulu. Şu anda bile 60 sene önce Almanya'ya gitmiş Türklerin çocuklarının bize konuştukları dili anlayamıyoruz; yüzyıllarca oralarda yaşamış Türklerin oranın yerlilerine daha çok benzemeleri çok mu tuhaf? Size garip mi geliyor bu şahısların halka dayattığı ideolojiyi benimseyen kişilerin Balkanlılara daha çok benzemeleri? Buna rağmen bu adamlar hala gelmiş Tayyip aslında Ermeni biz hakikiyiz diye sayıklıyor. Bi de Atatürk aslında Turan Türkçü Yörükoğlu ayran içiyordu hep diye sayıklayan bi kesim var. Git ya git.
Ha tabi oraya da geliyorum. Burada oturup solcuların sıkıntılarından sonsuza kadar bahsedebilirim; batı illerinde erkeklerin taşaklarını ezmeden oturmalarına ses çıkarırken doğu illerinde kadınların gördüğü muameleye laf etmemeleri, İslamcılar gibi "benim hislerimin başladığı yerde başkalarının hakları biter" mantığıyla hareket etmeleri gibi. Fakat Türkçü-Turancı tayfaya gelmemin de vakti geldi.
Bu adamlara nereden başlayacağım onu bile bilmiyorum. Değişik bir grup. Çoğu kişi Batı'daki altright akımına benzetiyor ama ben hiç sanmıyorum; onlar daha çok Perinçekçiler gibi geliyor. Bunlar en çok NatSoc tayfaya benziyor gibi. Eski kültürlere olan bir hayranlık, ulusu yüceltme ve (vatan haini olarak görülmeyen)herkese aile muamelesi yapma, bilime dayalı siyaset izleme(veya en azından bunu yapmayı isteme)... böyle gidiyor bu. Fakat bunları Türk siyasetinin büyük bir bölümünden ayıran şey, bazılarının—özellikle gençlerinin—rasyonel düşünce kapasitesine sahip, argüman yaratabilen, oturup adam gibi bir şey tartışabilen adamlar olmaları. Bunlar gerçekten de takım tutar gibi siyasi taraf tutan adamlar değiller, ve argümanları çoğunlukla akılcılığa dayalı; ülkenin %90'ının argümanları tamamen hislere dayalı. Adam çıkarıp sana bi haplogrup haritası gösterebiliyor en azından, ya da bak Çin yazıtları Kırgızları kızıl saçlı olarak tanımlıyordu diyebiliyor. Kamalistinden tut İslamcısına, solcusundan tut ülkücüsüne herkes sırf hisler üzerinden siyaset yapmaya çalışıyor, ne doğru hissediyorsa ona dadanıyor. Bu adamlar genelde öyle yetiştirildikleri için değil, okuyup bir takım fikirlere vardıkları için Turancı oluyor; zaten ülkede Turancı kaç aile var?
Sorunları maalesef vardıkları ideolojilerin kendilerinde. İdeolojiler diyorum çünkü kendi aralarında anlaşamıyorlar. Bildiğin Kamalist olup sırf Göktürk yazıtlarını beğendiğinden Turancı edebiyatı yapanından tut, tarihsel revizyonizmin amına koyup ironik olmadan kafatası ölçmeye çalışan Atsızcılara, onlardan tut bildiğin İslam Arapların işi Tengrici olalım bozkırlarda at sürelim boğazdan şarkı söyleyelim diye takılan gruba, bi de onlardan tut Tigir Er gibi iyice saykodelik gruplara kadar gidiyoruz. Fakat bunların içinde en tehlikelisi, bildiğin ülkücü olup, daha havalı olduğu için kendine Turancı diyen, ironik olmadan REİSçilik yapan grup. Bu grubu zaten İslamcılarla bir tutuyorum, onlara değinmek gereksiz. Diğerlerinden ilki zaten bahsettiğim Kamalist gruplardan pek farklı olmuyor. Geri kalanından bahsediyorum. Ne diyordum? Hah, ideoloji sıkıntı. Ve bunun yüzünden Turancıları suçlayamıyorum. Memlekette sarılacak doğru düzgün ideoloji yok ki. Çevrelerine bakıp tutunabilecekleri adam gibi hiçbir şey bulamayan gençler de bu gibi ideolojilere sarıyor.
Çoğu otoriteryen, ve bence sadece buradan kaybediyorlar zaten, ama oturup burada otoriteryenlik-liberteryenlik tartışması yapmak istemiyorum. Sadece kimliklerinin ve romantizmini yaptıkları şeylerin çoğunun gerçeğe dayanağı olmadığını söylemek istiyorum. Çoğu zaman bundan bahsedildiği anda bu adamlarda gördüğüm rasyonellik gidiyor, yerini [otistik ciyaklamalar] alıyor. Yapılan her türlü DNA testi, Türklerin diğer Türki halkların çoğuyla aşağı yukarı alakasız olduğunu kanıtlıyor. Bunlara karşı hep haplogrup çalışmaları sunuluyor; bakınız diğer Türki gruplarda şu haplogruplar varmış da bizde de görülmüşmüş, hatta ta Sibirya'daki Hiungnu mumyalarının içinden Türklerde bulunan haplogrup çıkmış. İyi, güzel de haplogrup dediğiniz şey sadece en eski babasal veya annesel atanızı gösteren bir şey, bütün etnisitenizi çıkarmıyor. Eğer J1 haplogrubuna ait bir Arapın İsveçli bir kadından bir oğlu olursa(:DDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDD) bu çocuğun Y kromozomu J1 olur, bu çocuğun da etnik İsveçli bir kadından oğlu olursa onun da taşıdığı Y kromozomu J1 olur, onun da etnik İsveçli bir kadından oğlu olursa onun da taşıdığı Y kromozomu J1 olur, ve onun da etnik İsveçli bir kadından oğlu olursa onun da taşıdığı Y kromozomu J1 olur. Bu çocuk etnik açıdan çoğunlukla İsveçli olsa bile, Y kromozomu ne olursa olsun J1 olarak kalır. Haplogruplar etnisite belirlemez. Onu belirlemek için en güvenilir test otozomal DNA testidir. Bunların hepsinde de Türkler Ermenilere, Gürcülere, ve komşularımız olan diğer etnik gruplara Orta Asyalılara benzediklerinden daha çok benzerler. Buna karşı üretilen bir argüman ise Oğuzların aslında hiç diğer Türkiler gibi olmadıkları, o yüzden Türklerin Kazaklara ya da Kırgızlara benzemiyor olmasıdır. Bu hemen hemen doğru; Türkmenler diğer Türkilere çok yakın değildirler, ve Türklere en yakın Türki halklardan biridirler... ama Türkler Ermenilere ve diğer Orta Doğululara Türkmenlere olduklarından bile daha yakın. Zaten Türkmenler Orta Doğululara genel olarak yakınlık gösteriyor.
Zaten bu şaşırtıcı bir şey değil, benzer olaylar tarihte çok sık görülmüştür. Kafkasya'nın kuzeyinden çıkıp Avrupa'nın çoğunu ve Asya'nın büyük bir bölümünü fetheden proto-Hint-Avrupalıların dilleri ve kültürleri fethedilen halklar tarafından benimsenmiştir. Sizce hem Hintler hem İskandinavyalılar gerçekten de birkaç bin yıl önce dünyaya yayılmış bir halkın soyundan mı geliyor? Ama dilleri benzer, dinleri bile benzer; Hinduluk, Yunan politeizmi, İskandinav politeizmi arasında sayısız benzerlik var. Bu adamların gen havuzlarına olan katkıları sınırlıdır, kattıkları şey çoğunlukla kültüreldir. Fetih ve asimilasyon konusunda neden bu kadar becerikli olduklarını biz de bilmiyoruz; kimisi diyor çok savaşçı bir kültürleri vardı, kimisi diyor at arabalarını ilk kullanan onlardı ve bunun askeri açıdan çok büyük etkileri oldu. Ama sonuç olarak fethettikleri diğer halklara dillerini ve kültürlerini aşılayıp, onların soylarına çok da bir etkide bulunmadan yok oluyorlar. Araplar da aynı şekilde; Levant Arapları Arapça konuşur ve çoğulukla Müslümandır, ama genetik olarak Süryanilere Körfez Araplarına olduklarından daha yakındırlar çünkü çoğu asimile edilmiş Süryanilerdir. Kuzey Afrika, Irak; buraların halkları genetik olarak Körfezlilere çok da yakın değil, hepsi oralarda binlerce yıldır yaşayan halkların asimile edilip başka bir kültürü benimsemiş hali. Aynı şey Türklere de oldu. Zaten, neden bilmiyorum ama Anadolu başka kültürleri benimsemeye çok eğilimli bir yer. Buraların kendi dil grubu var; Anadolu dilleri. Büyük İskender buraları fethettikten sonra ise kısa bir sürede bu dilleri konuşan kalmıyor, halk Yunanca konuşmaya başlıyor, Yunan oluyor. Oğuzlar gelince de aynı halkın büyük bir bölümü onların dinlerini benimsiyor, haliyle kimliklerini benimsiyor, sonra da dillerini.
Neden bu kadar fanatik, bu kadar tutkulu bir şekilde bizim gerçekten de Orta Asyalı olduğumuzda ısrar ediyorlar, onu da anlamıyorum. Ne var Orta Asya'da? Orta Asyalılar insanlığa ne kattı? Cengiz Han'ın ordusunun çoğu Türktü aslında diyor adam. İyi bi şey mi lan bu? Cengiz Han kadar dünyaya zarar vermiş bir insan yok. Orta Asya'daki göçebe halklar tarihlerinin çoğu boyunca yoğurt dışında hiçbir şey icat etmemiş, medeniyetten nasibini alamamış, yakıp yıkıp öldürüp tecavüz etmiş, büyük ve kadim medeniyetleri bokun içine batırmış, herkesin başına bela olmuş o kadar. Diğerlerinin teknolojileri ilerleyince de ağızlarına sıçmışlar bunların. "Halkı İslamcılığın etkisinden kurtarmak için Orta Asya kültürünü dayatmalıyız" diyorlar. Bu arkadaşlar sanırım Orta Asyalıların aralarında pek bulunmamışlar. Ben bulundum, ve gerçekten de—tabi ki de istisnalar vardır ama—çoğu hiç örnek almak isteyeceğiniz insanlar değiller. Türkiye'deki laik kesime benzemiyorlar, Kamalistlere hiç benzemiyorlar. Bıraksan onlar da—onlarca yıl sürmüş Sovyet diktasına rağmen—İslamcı olacaklar, neyse ki başlarında sağlam diktatörler var. Zaten Suriye ve Irak Orta Asyalı mücahit dolu; Uygur, Özbek, Kırgız, Kazak, dolu lan dolu. Soruyorum, neden bu adamların kültürlerini benimseyelim? Osmanlıcılık, İslamcılık beni ne kadar rahatsız etse de ciddi ciddi söylüyorum ki İslam öncesi Türkler o dönemin Müslümanlarından da daha beter. İlla bir tarihimiz olsun, bir şeyin edebiyatını, romantizmini yapalım diyorsanız bu topraklarda medeniyetten çok ne var? Seç bi tanesini işte. "We wuz" yapabileceğin o kadar, o kadar çok halk var ve sen gidip Orta Asyalıları seçiyorsun. Eğer hedefin "muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak" ise çok yanlış yoldasın.
Fark ettiyseniz yazının kalitesi sonlara doğru düşmeye başladı, ondan daha fazla uzatmayayım. Koltuk profesörü olarak bunları gözlemledim.
submitted by Pruswa to Turkey [link] [comments]


Küçük Adam  Mama İstiyorum (2006) Türkçe (5/6) HD izle ... Elleşmeyen kız istiyorum! Bu Kız Benzin İstasyonunda Ağlayan Bir Adam Gördü, Bakın ... Bu Yabancı Kadın Sokakta Namaz Kılan Bir Adam Gördü ... Ben senin beni sevdiğini duymak istiyorum... Adı: Zehra 8 ... Kızların Size Aslında Söylemek İstediği 6 Şey Issız Adam  Ben Ayrılmak İstiyorum - YouTube BİR ADAM BAŞINI PARÇACIK HIZLANDIRICISININ İÇİNE SOKTU ... 62 Yaşındaki Adam 11 Yaşında Kız İle Evlendi Bakın Sonra ... Ama bende güzel bir kız olmak istiyorum!

Nasıl kız arkadaş bulabilirim? – Erkek Adam

  1. Küçük Adam Mama İstiyorum (2006) Türkçe (5/6) HD izle ...
  2. Elleşmeyen kız istiyorum!
  3. Bu Kız Benzin İstasyonunda Ağlayan Bir Adam Gördü, Bakın ...
  4. Bu Yabancı Kadın Sokakta Namaz Kılan Bir Adam Gördü ...
  5. Ben senin beni sevdiğini duymak istiyorum... Adı: Zehra 8 ...
  6. Kızların Size Aslında Söylemek İstediği 6 Şey
  7. Issız Adam Ben Ayrılmak İstiyorum - YouTube
  8. BİR ADAM BAŞINI PARÇACIK HIZLANDIRICISININ İÇİNE SOKTU ...
  9. 62 Yaşındaki Adam 11 Yaşında Kız İle Evlendi Bakın Sonra ...
  10. Ama bende güzel bir kız olmak istiyorum!

Adı: Zehra 8. Bölüm izle! Kadir ve Zehra sahnelerini hemen izle! Ceren'in Serkan'dan istediği tek şey sevgisi... Adı Zehra: https://www.fox.com.tr/Adi-Zehra ... 62 Yaşındaki Adam 11 Yaşındaki Kız İle Evlendi Bakın Sonra Neler Oldu.... Video yu Beğen diyseniz Lütfen Like Atmayı Unutmayınız. İYİ SEYİRLER... İzle diği... Issız Adam - Ben Ayrılmak İstiyorum Bir kitapçı dükkânında tesadüf eseri karşılan, birbirinden tamamen farklı iki karakter olan Alper ve Ada'nın hayatları o ... Küçük Adam sahnesi Song Cinema Aradığın Her Film Dümdüz, okuması çözmesi kolay canlılarız. Biri bize ne dediyse odur diye düşünürüz, altından başka anlamlar çıkarmayız. ... Ama durun, ben artık çözdüm kızların dilini ... Bu Kız Benzin İstasyonunda Ağlayan Bir Adam Gördü, Bakın Sonrasında Ne Oldu. İzlediğiniz için teşekkürler , abone olmayı unutmayınız... Herşey Dahil olar... This video is unavailable. Watch Queue Queue. Watch Queue Queue This video is unavailable. Watch Queue Queue. Watch Queue Queue Bir parçacık hızlandırıcısı, bilim insanlarının parçacıkların hareketlerini inceleyip, fizik deneyleri yürüttükleri bir şeydir. Bu makineler minik parçacıkla... Bu Yabancı Kadın Sokakta Namaz Kılan Bir Adam Gördü ! BAKIN Ne Yaptı. İzlediğiniz için teşekkürler , abone olmayı unutmayınız... İyi Fikir olarak size Yo...